Saat

Yazan: 20 Aralık 2011  
Kategori: Ne Nedir?

Saat Nedir?
Bir günlük sürenin yirmi dörtte birine eşit, altmış Dakikalık zaman dilimi, zaman parçası ve Günün hangi anı olduğunu gösteren alete Saat denir.

24 saat esaslı Saatler en az 15. yüzyıldan bu yana kullanıla gelmiştir. Saatlerin zaman göstermek dışında da işlevleri bulunmaktadır. Bir aracı zamana göre ayarlamak bunlardanbirisiolarak gösterilebilir. Böyle bir kullanılışın örneği bombalarda ve fırınlarda görülebilir.

İlkçağlarda birtahtaya dikili üçgen bir tahta formunda karşımıza çıkmış olan Saat, teknolojinin gelişmesi ile biçim değiştirmiş, gelişmiş akrepli, yelkovanlı Mekanik saatlerin yapılmasına imkan vermiştir. Teknolojinin daha da gelişmesi ile Dijital saatlerin üretimimümkün hale gelmiş, ardından teknolojinin daha da hızlanmasıyla,gelişim hızına paralelolarak analog görünümlü akrepli yelkovanlıdijital saatlerdizayn edilmiştir.

Zamaniçerisinde farklılaşmalar artmış,artıkyelkovan ve akrebi olmayan,moderndizaynlı okuması olabildiğince zorsaatlerkarşımıza çıkmıştır. Bu yönüyle saat, insanlık tarihininbiraynası gibidir.

Saatin Bulunuşu ve ilk kez kullanılışı
Saat Mekaniği yapımının en temel kuralı, öncelikle zaman kavramının kesin anlaşılması ve dünya üzerindeki ortak bir dilmiş gibi okunabilmesini sağlayacak hesapların yapılmasıdır. Maddenin hayata gelmesini başlatan ve sonlanmasına doğru daima hareket eden zaman, elle tutulamayan, gözle görülebilen matematik ve geometri, trigonometri gibi bilimlerle hesaplamaları yapılabilen bir kavramdır. Zaman içinde zamanı gösterebilecek işaretlereihtiyaç duyulmuştur.

Güneşve Ay bu işaretlereiki temel örnek olmuştur. Dünyanın kendi etrafında dönüşü ve ayındünya etrafında dönüşüzaman hesabındakolaylık sağlayan temel işaretlerdir.Dahageniş zaman hesabı ise bizimgenel evren içerisindeki durumumuzdur ve görecelidir. Dünyanıngüneş etrafında ve kendi ekseni etrafında dönüşü dilimlere / meridyenlere ayrılarakmetre hesabıile zaman hesaplamasına aktarılabilmiştir.

İlkbulunan saat güneş saatidir. Mısırlılar tarafından bulunmuştur. Güneş saatinin temel çalışma prensibi bir yüzey üzerine çizilmiş olan saat çizgileri ve bir çubuğun bu saat çizgilerinin üzerinde oluşturduğu gölgesi yardımıyla zamanın belirlenmesidir. Güneş gökküresi üzerinde bir tam devrini 24 Saatte tamamladığıiçin ( Yer kendi ekseni etrafında 24 saatte döner ), yerel ortalama zamanı ve bazı düzeltmelerle bölge ortalama zamanını bulmakmümkün olabilmektedir.

Saatin Tanımı
Bir Dakikası 60 saniye, tamamı 60 Dakika olan, 24 Saati toplam bir Gün yapan ve bir haftada 168 saat durmadan dönen, zamanı gösteren Alet / takıya “ saat ” denir.

Saat, kimi zaman zamanı gösteren bir motor, kimi zaman şık bir takıdır. 2 Güneş saati, kum saati, kol saati gibi çok çeşitli saatler vardır. Hayatımız zaman dilimlerine göre ayarlanmış olup, bunun için dünya bile dilim dilim edilip meridyenlere bölünmüştür. Bir Gün, her saati 60 Dakikadan ve her Dakikanın 60 saniyesinden oluştuğu 24 Saatten meydana gelir. Heryenigüngece yarısında 00’da başlar. 24 saatte yani 23.59.59 da biter. Her gün 1 saati 60dakikadan 1440 dakika ve her dakika 60 saniyeden 86400 saniye eder. Her saniye ise kendi ondalıklarına bölünür.Saniye, Systeme International d’Unites’in bir birimidir.İlkolarak 1 güneş gününün 86400 de biri olarak kabul edilmiştir. Söz konusutarif, yerkabuğu seviyesi ya da aysberglerin parçalarına göre bazıküçük düzensizliklereyol açması, dünyanınhız seviyesi farkları yaratması nedeniyle sorgulanmıştır.Zaman,modernteknolojiile atomik birişlemci gibi ölçülmektedir. Böylecestandartmetre de yeniden atomik saatin kullanılması tariflenmiş olup 1983 yılından beri, metre havasız bir tüp içerisindeki ışığın kat ettiğimesafe olarak 1/299.792.458 saniyedir. Eşitlenmiş Evren Zamanı (UTC), Uluslararası AtomikSaat (IAT) dünyanıntüm köşelerindeki 150 adet Atomik Saat makinesi tarafından alınan ortalamadeğer demektir.

Bu saatler yılda 2 saniyeden fazla hata yapmamaktadır. Böyle küçük dalgalanmalı farklar (muhtelif dünya köşelerindeki saatler) pratik bir zaman skalasının takdimi olup, UTC nerede olursa olsun IAT’nin 1 saniyesi UTC’nin 1 saniyesidir. Bu zaman hesabının 30 Haziran ve 31 Aralık’ta 1 saniye eklenerek ya da çıkarılarak Astronomik Saate uydurulması gerekmektedir. UTC, 0 meridyen referans olarak alınmakta (GREENWICH), GMT çok fazla kullanılmamaktadır. Uluslararası anlaşma 1972 yılında İsviçre’de onaylanmıştır.

Günümüzde saatler dijital (sayısal) veya analog göstergeli olarak bulunabilir.

İnsanlar Taş devrinde zamanı ölçecek bir aracı gerekirdi. Sabahleyin belirli bir anda kalkınması, hayvanların belirli anlarda beslenmesi, ürünlerin belirli anlarda pazarlara götürülmesi gerekliydi. İlk saatler, bir gölge düşüren ve gölgenin denilen uzunluğuna kısalığına göre zamanı göstermeye yarayan basit ” Güneş Saatleri”dir. başlangıçta bunlar birer uzun sütundu.bu sütunların üzerine ya da çevresine işaretler konulmaya başlandı.

Güneş saatleri, özellikle kış aylarında yararsız duruma geldiği için ” Su saati ” icat edildi. Hatta, geceleri de zamanı gösterdiğini belirtmek için bunlara “gece saati “adıda verildi.

Çinˊde, Mısırˊda ve Mezopotamyaˊda 5000-4500 yıl önce bu saatler kullanılmaktaydı. Çinliler bir kaptan ötekine akan ve biri boşalınca bir ya da iki saatin geçtiğini gösteren su Saatleri kullanılmıştı. Yunanlılar ve Romalılar bu saatlerin daha gelişmiş şekillerini yaptılar. Bu arada İskenderiye şehrinde Yunanlı bir saatçi alk defa bazı silindirler ve çarklar kullanarak kendi kendine işleyen ilk su saati bulundu.

Bununla birlikte zamanı aralıklarla daha iyi öğrenmek gereksinimi “kum saati” denilen araçların icadına yol açtı. Kum saati birbirine benzeyen iki kısımdan meydana geliyordu. Bu kısımlar çok ince bir boğazla birbirine bağlandı. Üst kısma koyulan kumlar bu boğazdan geçerek yarım saat içinde aşağıda toplandı. Üstteki kumların hepsi aşağıya dökülünce tam yarım saatin geçtiği anlaşılıyordu. zamanla Camın üzerine çizgiler konularak Dakikalar da gösterilmeye başlandı. Bunlar geçtiğimiz yüzyılın başlarına kadar gemilerde kullanılırdı.

Su ve kum saatleri işaretli mumlar da zamanı gösteren aygıtlardır. Nitekim uzun bir mum üzerinde saatleri gösteren işaretler bulunur, mum eridikçe saatlerin ilerlediği anlaşılırdı. Kilise çanları orta çağlarda zamanı belirlemekte önemli rol oynardı. Haçlı seferlerinden sonra, Avrupaˊda uyguladılar. Batıda rakkaslı saati 1.000 yılında Papa İkinci silvestr yaptı. İlk rakkaslı saatlerin çarkları ve kadranları büyüktür. Bunlar zamanla gelişti. Galilo, bir ipe bağlı ağırlıkların yani sarkaçların büyüklüğü ne olursa olsun, ip uzunluğu aynı ise aynı süre içinde sallantılarını tamamladıklarını icat etti.

Saat Tipleri – Saat çeşitleri
1. Atom Saati
2. Elektronik saat
3. Su saati
4. Kum saati
5. Güneş saati
6. Sarkaçlı saat
7. Zemberekli saat
8. Kronometre
9. Köstekli saat
10. Mekanik saat
11. Ateş Saati
12. Mum Saati

Saatin Tarihçesi
1524’te Alman kilit ustası Peter Henlien, tarihte bilinen ilk kurmalı saati üretti. O zamana kadar mekanizmaları çalıştırmak için sürekli yer değiştirilen ağırlıklar vardı. Kurmalı saatler, yayları gevşedikçe zamanı göstermemeye başlıyordu ama onların sayesinde taşınabilir saatler üretilmeye başlandı.

1550’lerde piyasada Almanya ve Fransa üretimi saatler dolaşmaya başlamıştı. 1575’te İsveç ve İngiliz üreticiler ortaya çıktı. Saat, zamanı gösteren bir araç değil, yeni ortaya çıkmış bir modaydı henüz. Çelikten yapılan iç mekanizmalar, bu yıllardan sonra pirince dönüşmeye başladı. Yine de saat denince, istediği zaman duran, istediği gibi hata yapma hakkını kendinde gören zımbırtılar akla geliyordu. Buna rağmen eski sistemlere dönülmüyordu, parası olan herkes bir saat alıyor, saati olmayan komşular ayıplanıyordu. Yine de saati bir arzu nesnesi haline getiren bu teknolojik gelişmeler değil, 1600-1675 arasındaki şekilsel yeniliklerdi. Dedik ya saat hâlâ bir aksesuar olarak görülüyordu.

1600’den sonraki değişiklikler bu görüşü değiştirmedi. Teknikten çok görünüşü değiştirirseniz, yani tribüne oynarsanız böyle olur haliyle. Artık saatlere mücevher gözüyle bakılıyor, yatırım için saat alınıyordu. Basit bir kutudan yuvarlak, silindir şekillere geçilmiş, altına üstüne değerli madenlerden şapkalar takılmıştı. Sonradan metal kısımların yerine kristal parçalar eklenmişti, metal kalanların da Altın olmasına dikkat ediliyordu. Kristal kapaklar, kapağı kaldırmadan saati görmeyi de sağlıyordu ama bu kadar parıltılı göründükten sonra kimin umurunda.

1656’da ilk sarkaçlı saat üretildi. Sarkaç mantığını Galileo’nun bulduğu düşünülür, hatta çizdiği ama yapamadığı bir tasarımı olduğu söylenir. 1660’da saatler sadeleşme eğilimine girdi, şıkır şıkır saatler artık kadın saatleri olarak görülüyordu. 1675’te teknik iyileştirmeler yapıldı, artık saatiniz bir Günde birkaç saat değil, sadece birkaç dakika sekiyordu. Böylece saatin kadranına dakikalar çizilip saate yelkovan eklendi. İngiltere kralı, Saatini yerleştirmek için cepler diktirdiği yeleğiyle ilk kez halkın önüne 1675’te çıktı.

1704’te Dullier adında bir üretici, Pirinç parçaların bazılarını mücevherlerle değiştirmeyi denedi. Sonuç, ucuzlama trendine giren saatler arasında fiyatıyla soyluların iştahını kabartan yeni bir alternatifti. Bugün yüksek fiyatlarla satılan prestijli saatlerin ilki diyebiliriz sanırız Dullier’e. 1725’te ucuz saatlerin bir yerine de kıymetli taş koyma modası başlayıp bir süre devam etti. 1750’de ilk kez bir üretici saate kendi ismini verip marka yaratmaya kalktı.

Saatin tarihi1721’de George Graham’in yaptığı sarkaçlı saat, günde sadece bir saniye şaşıyordu. 1761’de John Harrison’ın yaptığı saat o kadar dakikti ki deniz yolculuklarındaki ölçümlerde kullanılmaya başlandı. İngiliz hükümeti, bu başarısını, bu zamanın parasıyla 10 milyon dolar vererek ödüllendirdi. Bu saat, günde saniyenin beşte biri kadar şaşıyordu.

1800’lere kadar bol mücevherli ve işlev açısından birbirinden farksız saatler üretilmeye devam edildi. 1800’de ilk kez bir cep kronometresi yapıldı, yani saniye ilk kez cebe girdi. 1850’de Amerika’da ilk kez seri üretim saat yapılmaya başlandı.

1952’de ilk kez kurulmayan bir saat üretildi, bu saat, “pil” denen mucize sayesinde çalışıyor ve hiçbir kurmalı saatin ulaşamadığı dakikliğe ulaşıyordu. 1970’de elektronik saatler piyasada ilk kez görüldü. Bugün uzaktan kumandalı, MP3 çalan, fotoğraf çeken saatler var

HD Nedir?

Yazan: 16 Ekim 2011  
Kategori: Ne Nedir?

Son yıllarda ve özellikle ülkemizde son aylarda sıkça duymaya başladığımız bir kavram HD. HD aslında kelime anlamı olarak yüksek çözünürlük demektir.Bu teknoloji hemen hemen yeni kullanılmaya başlanmıştır ama temelleri geriye dayanır.

 HD standartları dediğimiz gibi klasik tv yayınlarından ziyade daha yüksek çözünürlüğe sahiptir.

HD yayınlarını izlemek için gereken tv özellikleri:

1-Yüksek rezolüsyonlu digital video datası: HDTV video standardı, yayıncı kuruluşun tercihine göre interlaced veya progressive scan olabilir.Eğer yayın interlaced olacak ise 1920iX1080i rezolüsyonunda olmalıdır. Progressive scan yayının rezolüsyonu ise 1280pX720p olmalıdır.
2-Geniş ekran formatı (16:9)
2-Dolby digital ses

HD yayınlar için gereken receiver özellikleri:

1-HDTV receiver, progressive scan yayını alabilmek için mutlaka progressive scan olmalı ve 1280px720p rezolüsyonunu desteklemelidir.İnterlaced HDTV yayınlar için ise 1920ix1080i rezolüsyonu desteklemesi gerekir. Ayrıca bu sinyallerin HD-televizyona aktarılması için DVI ve/veya HDMI gibi yüksek kaliteli video bağlantısına ait çıkışları olmalıdır.

 

2-HDTV receiver dolby digital ses için uyumlu olmali ve bu sinyal için optik ve koaksiyel digital ses çıkışları olmalı.

3-İzlenecek yayınlara uygun olan Mpeg decoder’ı içinde bulundurmalı.(mpeg2 decoder ve/veya mpeg4 decoder v.s)

Yukarıda 3 madde olarak saydığım özelliklerin tümü bir arada olmazsa bu receiver’a HDTV receiver denemez. Yani yalnızca mpeg decoder’ı olan bir receiver HDTV receiver değildir.

Kısacası HD teknolojisine tamamen geçildiği zaman elimizdeki televizyonlar,receiverlar işe yaramayacak ve yenilerini almamız gerekecek.Bu olayı aslında geçmişte de yaşadık.Uydu alıcılar ülkemizde ilk olarak analog receiverlar ve analog uydu yayınları ile olmuştu.Sonra yayınlar teker teker dijital sisteme geçince herkes dijital receiver almak zorunda kalmıştı.Tabi şimdiki olay ise biraz daha farklı.Çünkü bu sefer sadece receiverları değiştirmek yetmeyecek bir de televizyonlarımızı değiştireceğiz.

Ama bir de şöyle bakarsak olaya LCD televizyonlar ilk çıktıkları zamana göre baya ucuzladı.Örneğin 80 ekran bir LCD tv şu anda yaklaşık 950 ytl.Yok ben anlamam ben hiçbişey almam HD yi de sallamam diyorsanız o da olur.Çünkü ülkemizde HD yaygınlaşmadı henüz.Amerikada bile sayıları düşük olan HD yayınlardan ülkemizde de pek yok.Şu anda sadece Digiturk 5-6 kanaldan HD yayın yapıyor.Nasıl olsa yeni birşeyler daha çıkar,o zaman bunlar ucuzlar diyorsanız yine haklısınız.Çünkü LCD sadece geçiş teknolojisi….

Televizyon için LCD sadece bir geçiş teknolojisi.Çünkü LCD nin asıl amacı küçük ekranlarda kullanımıdır.İlk olarak küçük elektronik cihazlarda ve özellikle kameralarda kullanılmaya başlandı.1998 model bir samsung kameram vardı mesela onda LCD ekran vardı.Sonraları yavaş yavaş büyüyen lcd ler heryere girmeye başladı en sonunda tv olup salonlarımıza girdi.Ama asıl teknoloji çok yakın zamanda geliyor…OLED

Kanser nedir?

Yazan: 12 Ekim 2011  
Kategori: Ne Nedir?

Kanser insanlığın doğusundan beri dünya üzerinde mevcuttur. İnsan yaşamının uzaması ve enfeksiyon hastalıklarından ölümlerin azalması ile birlikte kanser 20. yüzyılın en yaygın hastalıklarından biri oldu. Son on yılda kalp ve damar hastalıklarından ölümlerin azalması ve gelecekte daha az rastlanacak olmaları, kanseri 21. yüzyılın en önemli hastalığı yapacak. Son yıllarda kanser başta gelmek üzere birçok hastalığın doğal yaşam biçiminden uzaklaşmamız ve çevre kirliliği nedeniyle arttığı söyleniyor.

Kanser tedavisinde kullanılan metot ve ilaçlar hergelen gün artıyor. Önümüzdeki yıllarda kemoterapiye ek kullanılacak biyolojik tedaviler (aşılar, gen tedavileri, vb) ile kanser tedavisinin çok önemli asama kaydetmesi bekleniyor.

Kanser ne sıklıkla görülen bir hastalıktır?

Erişkinlerde her yıl 100 000 nüfus için 150–300 kişi kansere yakalanır. Ülkemizde her yıl 150 000 kişinin kansere yakalandığı tahmin edilmektedir.

Kanserden korunma mümkün mü?

Sigara ve alkol kullanımı ile gelişen kanserlerin önlenmesi mümkündür. Bu maddelerin kullanılmaması ile tam koruma mümkün olur. Ayrıca güneş ışınlarından korunma ile deri kanserinden çok yüksek oranlarda korunma mümkün olur. Kanserden korunmada beslenmenin de rolü vardır.

Kanserden nasıl korunabilirsiniz?

Sigara içmeyerek, beslenme alışkanlıklarına ve yaşam tarzına dikkat ederek, güneş ışınlarından korunarak kanserden korunmak mümkündür.

Sigara ve tütün kullanımından kaçınmak: Sigara ve tütün ürünlerinin akciğer kanseri, ağız, yutak(farinks), soluk borusu (larinks), yemek borusu, pankreas, rahim ağzı (serviks), böbrek ve idrar torbası (mesane) kanserlerine yol açtığı kesin olarak bilinmektedir. Bu kötü alışkanlıktan korunmak ile bu kanserlerden korunulabilir. Sadece sigara içenler değil, pasif sigara içicileri de bu hastalıklara karşı risk altındadır.

Beslenme ve diyet: Bitkisel kaynaklı besinlerin fazla tüketilmesi, özellikle hayvansal kaynaklı yüksek yağlı gıdaların sınırlandırılması, bitkisel yağların tercih edilmesi, fiziksel olarak aktif olup, egzersiz yapılması ve ideal ağırlığın korunması, alkol tüketiminin sınırlandırılması kanserden korunmada yararlıdır.

Güneş ışınlarından korunma: Bazal ve skuamöz hücreli deri kanserleri güneş ışınlarına maruz kalma sonucunda ortaya çıkarlar. Güneş ışınından korunulması ile bu kanserlerin gelişimi engellenir.

Erken tanı işe yarar mı?

Kişilerin kendi kendini muayenesi, kontrol muayeneleri ve taramalar ile erken tanı mümkündür, böylece hastalıklar daha erken yakalandığından tedavi şansı da çok artmaktadır. Bu nedenle hiç şikayeti olmayanlar bile düzenli doktor kontrolleri yaptırmalıdırlar. Erken tanı için bazı öneriler şöyledir:

Meme kanseri:

40 yaş ve üzerindeki bayanlar her ay kendi kendine meme muayenesi yapmalı, yılda bir kez doktor muayenesi ve mamografi yaptırmalıdır. 20-39 yaşındaki bayanlar ise her ay kendi kendine meme muayenesi yapmalı, 3 yılda bir de mamografi yaptırmalıdır.

Kalın Barsak Kanserleri:

50 yaşından sonra dışkıda gizli kan testi, belirli aralıklarla sigmoidoskopi, kolonoskopi ve barsak filmi çekilebilir. Ayrıntı için doktorunuza danışınız.

Rahim kanserleri:

Cinsel olarak aktif olanlar ve 18 yaşın üzerinde olanlar yılda bir kez PAP testi ve pelvik muayene yaptırmalıdır. Ardışık üç muayene normalse daha seyrek yapılabilir.

Prostat kanseri:

50 yaş ve üzerindeki erkekler yılda bir kez doktor muayenesi ve PSA (prostat spesifik antijen testi) yaptırmalıdır.

Kanserin başlıca belirti ve bulguları nelerdir?

Kanserin belirti ve bulguları köken aldığı doku ve organlara göre değişir. Hatta bazen hiç belirti ve bulgu vermeden kontrol muayenelerinde kanser tanısı konulabilir.

Şu belirtilere dikkat edilmelidir:

• Dışkılama ve idrar alışkanlıklarında değişiklikler
• Uzun süren, iyileşmeyen yaralar
• Beklenmeyen kanama ve akıntılar
• Meme veya başka organlarda elle hissedilen şişlikler
• Yutma güçlüğü veya hazımsızlık
• Siğil ve benlerde belirgin değişiklik
• Uzun süren ses kısıklığı ve öksürük

Bu bulgular her zaman kanser demek değildir. Ancak nedenlerinin belirlenmesi için mutlaka bir doktora başvurmayı gerektirirler. Kanser bulaşıcı bir hastalık olmayıp, erken tanısı ve tedavisi mümkün bir hastalık grubudur.

Kanser nasıl tedavi edilir?

Cerrahi, radyoterapi, kemoterapi, hormonoterapi, immünoterapi başlıca tedavi yöntemleridir. Kanserden kurtulmak ne oranda mümkündür? Tüm kanser türleri birlikte değerlendirildiğinde erişkin kanserlerinde %60, çocuk kanserlerinde ise %77 oranında iyileşme mümkündür. Hastalığın cinsi, yaygınlığı, uygulanan tedavi gibi bazı faktörler tedavi şansını doğrudan etkiler.

Türk kanser Araştırma ve Savaş Kurumu ne iş yapar?

1947′den beri ülkemizde kanser konusunda çalışmalar yapan gönüllü bir kuruluştur. Belli başlı faaliyet alanları şunlardır:

Kanserin önlenmesi: Sigara ile savaş ve diğer korunma yöntemlerinin yaygınlaştırılması için yapılan çalışmalar.

Kanser eğitimi:

Halk eğitimi, okullarda kanser eğitimi, sağlık çalışanlarının eğitimi konularında yapılan çalışmalar

Kanser bilgi danışma: Kanserli hastalar ve ailelerine bilgi istenildiği zaman yol gösterilmektedir. Araştırmaların desteklenmesi: Kanser konusundaki araştırmaların desteklenmesi için yapılan çalışmalar.

Matbaa Nedir? Matbaa Tanımı Nedir ? Matbaa Hakkında Bilgi

Yazan: 11 Ekim 2011  
Kategori: Ne Nedir?

Bilindiği gibi matbaa Johann Gutenberg tarafından icat edilmiştir. Gutenberg tek tek metal harflerle yüksek baskı tekniğini geliştirmiş. Gutenberg’in bu buluşundan sonra matbaacılık yaygın ve hızlı gelişen bir sektör olmuştur. Matbaanın ilk kez kullanılması Uzakdoğu’da başlamıştır. Bilinen ilk baskı VIII. yy’da Japonya’da yapılmıştır. İmparatoriçe Shotoko Budizm’in kutsal metinlerini Sanskrit dilinde Çin alfabesiyle bastırmıştır.

İlk kez tek tek harfler dökerek baskı yapmayı Pi Sheng (960-1297) adında bir Çinli denemiştir. Pi Sheng porselenden harfler kullanarak matbaanın gelişimine hız kazandırmıştır. Ancak çok harfli Çin alfabesinde tek tek harfler kullanarak baskı yapma nedeni hala anlaşılamamıştır. Matbaa Çinlilerden Uygurlara geçmişlerdir. Uygurların IX. yy’dan itibaren baskı yaptığı bilinmektedir. (Tun-Huang mağarasındaki buluntular.)

Avrupa’da matbaacılık özellikle XV. yy’da gelişme göstermiştir. Avrupa’da matbaacılığın üssü Hollanda olmuştur. Burada ki basım tekniği tahta kalıplarla yapılmaktadır. Hattatlarca yazılan tahta kalıplar. Hakkaklarca kazınmaktadır. Kalıplar bu yönetemle üretilmektedir. Harlem kentinde ilk kez tek tek harflerle baskı denemelerini 1430 yılında Lourens Janszoon Coster’in yaptığı sanılmaktadır.

Johann Gutenberg ise çırağı Fust ile birlikte Mainz şehrinde metal harflerle basım tekniğini uygulamıştır. Gutenberg bu çaılşmalara bilgi ve birikimlerini, Fust ise sermayesini katmıştır. İlk çalışmaları olan 42 satırlık İncil’i 1455 yılında basmışlardır. Fust ve Gutenberg işlerin yolunda gitmemesi neticesinde ortaklıklarına son vermiştir. 1462’de Nassau başpsikoposunun askerleri Mainz şehrine saldırdı. Kaçan basımcılar Avrupa’nın her yanına dağıldı.

Türkiye’de Matbaacılık

İlk Türk matbaacısı İbrahim Müteferrika’dır. Lale devri olarak bilinen dönemde 1726 yılında ilk Türk Matbaası kurulmuştur. Ülkemize matbaanın bu kadar gecikmesinin nedenleri dinsel tutuculuktan ziyade toplumun bu yönde bir isteğinin olmayışı, okur yazar oranının yüksek olmayışı, okuma alışkanlığının kazanılmamış olması, hattatlığın yaygın bir meslek oluşu ve matbaa için gerekli alt yapının hazır olmayışıdır. (Avrupa’da bir psikoposun askerlerine şehir bastırdığı düşünüldüğünde matbaanın gecikmesinin temel nedeninin dinsel tutuculuk olmadığı daha net anlaşılacaktır).

Osmanlı matbaasında basılan ilk kitap Kitab-ı Lügat-ı Vankulu (Vankulu sözlüğü)’dur. Mütefferika yaşamı boyunca 17 farklı eser basmıştır. Ancak kitapların maliyetlerinin ve buna bağlı olarak fiyatlarının çok yüksek olması matbaacılığın yaygınlaşmasını engellemiştir. Mütefferka’nın ölümünden sonra matbaa zaman zaman atıl kalsa da çalışmaya devam etmiştir. Matbaanın başına 1754 yılında İbrahim ve Ahmet Efendiler, 1783 yılından sonra Beylikçi Raşid Mehmed Efendi ve Vak’a-nüvis Vasıf Efendi geçmişlerdir.

1796 yılında Abdurrahman Efendi Mühendisane matbaasını kurmuştur. Daha sonra Üsküdar matbaası(1802) ve sonrasında Takvimhane-i Amire adında bir matbaa daha açıldı. (1831) Bu sırada Mısır’da Kavalalı Mehmet Ali Paşa Bulak matbaasını kurdu. (1822) 1833 yılında ülkede 54 matbaa (15’i litografi) 1948 yılında 509 matbaa ve 1983 yılında 3537 matbaa bulunmaktaydı.

Günümüzde Türk matbaacılığı teknolojik gelişmelere bağlı olarak gelişimini sürdürmektedir. Basım sektörü Avrupa’daki emsalleriyle aynı kalitede ürünler üretebilmektedir. Hazır teknoloji üretici ülkelerden alınmakta ülkemizde başarı ile uygulanmaktadır. Ancak Türkiye bazı istinalar hariç teknoloji üretmekten uzak, fakat iyi bir teknoloji takipçisi durumundadır.

Reklam Nedir?

Yazan: 10 Ekim 2011  
Kategori: Ne Nedir?

Reklam, televizyon, gazete, radyo, billboard, dergi, sinema  internet gibi mecralar aracılığıyla çeşitli mal, ürün ve hizmetlerin hedef kitlelere ve tüketicilere belirli bir ücret karşılığında tanıtılmasıdır. Bu işin ana unsurları; bir ücret karşılığında yapılması, tanıtım yaptıran firmalarınn belli olması, mal ürün ya da hizmetlerin tanıtımı yapılırken geniş hedef kitlelere ve tüketicilere hitap eden görsel işitsel ve yazılı medya  araçlarının kullanılmasıdır.

Reklam tüketicilere mal ürün ve hizmetler ve bunların kullanımı hakkında ürünlerin nereden, nasıl, hangi fiyatlara alınabileceğı hakkında bilgi verir, tüketicilere doğru mal ve ürünü almaları için yol gösterir. İşletmelerin Pazar payını arttırmasında, marka değerlerinin yükselmesinde, yeni üretim politikalarının tesbitinde ve yatırımlarının yönlendirilmesinde önemli bir yardımcı unsurudur.

Başka bir tanımla reklam; Bir mal, ürün veya hizmete ilişkin bir mesajı çeşitli medya yöntemleri ile olarak hedef kitlelere tanıtmak için yapılan planlama ve eylemlerin tümüdür.

Tanıtım, sürekli yaratıcılık, sürekli yeni fikirler ve stratejiler gerektiren bir uygulama sanatıdır. Hedef kitlelerin ve tüketicilerin kullanmakta olduğu ve satın almayı alışkanlık haline getirdikleri bir ürün veya hizmetin akıllarda sürekli güncel tutulmasının ya da tüketicide bir başka markaya satış eğilimini yaratmak reklam yoluyla gerçekleşebilmektedir.

Tanıtıma çeşitli medya ortamları vasıtasıyla pazarlama faaliyetlerini kullanarak satış yapmakta diyebiliriz. Bütün tanıtım hizmetlerinin amacı firmaların Pazar payını ve  satışlarını artırmaktır.  

Tüm bu tanımları özetleyecek olursak; bir mal, ürün veya hizmetin tanıtılacağı pazarın ve tüketicilerin değerlendirilmesi için yapılacak araştırmalar, reklam hedefinin, harcamaların ve hedef kitleye verilecek mesajların tasarlanması, bütçe için kaynak planlaması, tasarımın ne zaman nasıl nerede, hangi ortamlar ile  yapılacağı konusundaki stratejilerin tesbiti karar sürecindeki faaliyetlerin tamamıdır

BANDROL (DENETİM PULU):

Yazan: 06 Ekim 2011  
Kategori: Ne Nedir?

BANDROL (DENETİM PULU):

Kaset Kitap Cd Vcd Dvd gibi süresiz yayınlarda telif ödemelerini ve eserlerin tescillerini kontrol altına almak için Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından verilen baskılı minik etikete verilen addır
Üzerinde bandrol olan ürünler o üründen devletçe belli bir vergi alındığını göstermektedir
Bu konuda dört önemli ilke yer almıştır. Bunlar:
1-Eser sahibinin haklarının korunması
2-Eser sahibinin haklarıyla ilgili süre
3-Kamunun eserden yararlanmasının sağlanması
4-Eserle ilgili yasal ve toplumsal yaptırımdır.
Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na göre; eser sahibinin haklarını koruma süresi yaşadığı süreden sonra 75 yıldır. Böylece eser sahibi öldükten sonra eserle ilgili hakları yakınlarına miras olarak kalmaktadır.

TELİF HAKKI Nedir?

Yazan: 06 Ekim 2011  
Kategori: Ne Nedir?

TELİF HAKKI

Bir düşünce veya sanat eserini ortaya koyan kişinin bu eserden doğan haklarının tümüne telif hakkıdenir.
Telif hakkına sahip olan kişi veya kuruluş o eserle ilgili ekonomik hakların yanı sıra eserin sahibi olduğunu iddia etme ve esere verilebilecek zararları engelleme hakkına sahip olur. Eserin çoğaltılması kiralanması radyo ve televizyonlarda yayınlanması gibi haklar da telif hakkı kapsamındadır.
Sembolü çember içinde © veya ® harfleri ile gösterilir. Bu işaretlerin bulunduğu ürünler o ürünlerin tescilli birer marka olduğunu ve yasalarla korunduğunu gösterir.
Devlet yasalarla sanatçıların haklarını koruma altına alır(Anayasamızın 64. maddesi).
Devlet sanat eserlerini korumak için bu konuda “Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu” “Video ve Müzik Eserleri Kanunu” gibi yasalar çıkarmıştır.
Ülkemizde telif hakkı 1951 yılında çıkarılan “Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu” ile düzenlenmiştir.

Patent Nedir?

Yazan: 06 Ekim 2011  
Kategori: Ne Nedir?

PATENT

Patent buluş sahibinin buluş konusu ürününü belirli bir süre üretme kullanma veya satma hakkıdır. Aynı zamanda bu hakkı gösteren belgeye de patent denir.
Patent endüstri alanındaki bir buluşun sahibine resmî bir organ tarafından verilen ve bu buluşun belirli bir süre kendisinin izni olmaksızın başkalarınca kullanılmasını engelleme yetkisi sağlayan belgedir. Bu belge hak sahibine belirli bir süre için buluşun başkalarınca kullanılması satımı ve ithalini engelleme hakkını sağlar.
Patent hakları buluş yapmayı özendirmekte teknoloji transferlerini sağlamakta ve ülkelerin sanayi planlama ve stratejilerinin belirlenmesinde rol oynamaktadır.
Buluş sahibi buluşunu gerçekleştirmek için emek zaman ve para harcamaktadır.
Patent belgesi buluş sahibine belirli bir süre için üçüncü kişilerin müdahalesi olmadan işletme (kullanma üretme ve satma gibi) hakkını vermektedir.

Patent Tescili İçin Gerekli Şartlar Nelerdir?
Yenilik sağlaması
Tekniğin bilinen durumunun aşılması
Sanayi alanında uygulanmasıdır.
NOT: Ülkemizdeözgün çalışmalar yapan insanların haklarını korumak amacıyla Türk Patent Enstitüsükurulmuştur.

Kurban Nedir? Kurban Neden Kesilir?

Yazan: 01 Ekim 2011  
Kategori: Ne Nedir?

KURBAN NEDİR? Allahü Teâlâ inanan kullarına kulluk borcu olarak bedenî, lisânî, kalbî ve mâlî ibadet ve mükellefiyetler yüklemiştir. Her biri Allah’ın rızasını kazanmaya rahmet ve nusretine yakın olmaya ve ahiret hayatında büyük nimet ve yüce derecelere kavuşmamıza vesile olacak mâlî ibadetlerden birisi de kurban

Kurban Bayramı Nedir ?

Yazan: 01 Ekim 2011  
Kategori: Ne Nedir?

Kurban Bayramı;Müslümanlar tarafından Hicri Takvime göre Zilhicce ayının onuncu gününden itibaren dört gün boyunca kutlanan bir dini bayramdır.

Ramazan Bayramı ile beraber İslam dinindeki en önemli iki bayramdan biridir.

Kurban Bayramı, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olun birçok ülkede dinî bayram olmasının yanı sıra resmî tatil ilan edilir.

Kurban Bayramı, aynı zamanda İslam âleminin her yıl Mekke’de hac farizasını ifa ettikleri vakittir. Bayramda da Bayram Namazı kılınır ve Bayram hutbesi okunur.

Tarihçe

Dini kaynaklara göre İbrahim Peygamber, oğlu İsmail Peygamber’i Tanrıya kurban etmek ister. Ancak onun yerine bu manevi adanışın kabulü sebebiyle kendisine gönderilen bir hayvanı kurban eder.

Kökenbilim

Bu bayram adını Müslümanların Allah rızası için büyük baş veya küçük baş hayvan kurban etmesinden alır. Kurban, Türkçeye Arapçadan geçmiş bir sözcüktür. Arapça ku-r-b kökünden türemiş olup,sözlükte “yaklaşmak” anlamına gelir.

Istılahta, yani bir İslam dini terimi olarak Kurban, Allah’a yaklaşmak ve Allah rızasına ermek niyetiyle kesilen, kurban edilen, hayvan demektir. Kur’an’da geçen İbrahim peygamber ve oğlu İsmail ile ilgili kıssadan yola çıkarak, kurban kavramı, çok daha genel bir adanmışlığı, Allah için bireyin her şeyini feda edebilecek olmasını, Allah’a teslimiyeti ve ona karşı şükür içinde olmayı ifade etmektedir.

Kurban Bayramı farklı dillerde ve farklı kültürlerde, kültürel etkilerle de, farklı isimlerle anılmaktadır. Arapça İyd-el Adha şeklinde okunan tüm dünyada yaygın olan bir isimdir. Türkçede Kurban Bayramı olarak anılırken, Hindistan ve Pakistan’da bayrama genelikle Bakra Eid denir ki bunun anlamı “Keçi Bayramı”dır; bu ülkelerde sıklıkla kurban edilen hayvan keçidir. Bakra Eid Güney Afrika’da da kullanılan bir isimdir. Bangladeş’te kullanılan yaygın isimlerse İd-ul-Azha ve Korbani İd’dir. Türkçe ismine benzer bir şekilde Bosna Hersek, Bulgaristan da Koç bayram, Arnavutluk’ta Kurban Bajram şeklinde anılır. Nijerya’da Babbar Sallah, Somali’de ve Kenya ile Etiyopya’nın Somalice konuşan bölgelerinde ise Ciidwayneey olarak anılır.

İslam’da Kurban

Diğer dinlerde de “kurban” kavramına rastlanılmakla beraber “Kurban Bayramı”, İbrahimi dinlerden, sadece İslamiyet’te kutlanılır. İslam peygamberi Muhammed gerek kurban bayramında, gerekse bayram harici zamanlarda sık sık Allah rızası için kurban keserdi.

Kurban Bayramı’nda kurban kesmenin amaçları, Allah’a yakınlaşmak, adanmışlık derecesini göstermek, ilâhî rızayı kazanmaktır. Bunun yanı sıra maddî durumlarının yetersiz olması sebebiyle kurban kesemeyenlere yardımda bulunmak da bir sebep olarak ifade edilmiştir. Bu durumu açıklamak için “Kurban, Hakka ve halka yaklaşmak için kesilir” tabiri kullanılır.

Kurban kesmenin,farz olup olmadığı

Kurban kesmenin farz olup olmadığı konusu tartışmalıdır. Genel kabule göre kurban kesmek farz olmamakla beraber Hanefi mezhebinde vacib olduğuna ve kesilmesinin gerekli olduğuna inanılır. Şafii mezhebine göre ise sünnettir ve kesilmese de olur.

Kur’an’da kurban kesmekten Kevser Suresi’nde bahsedilir. 3. ayetten meydana gelen bu sure şu şekildedir:

” Şüphesiz biz sana Kevseri verdik. O halde, Rabbin için namaz kıl, kurban kes. Doğrusu sana buğzeden, soyu kesik olanın ta kendisidir.”

Kurban kesmenin şartları

Akıllı, hür, mukim (yerleşik olan, seyahatte olmayan) ve dinî ölçülere göre zengin sayılan mümin olunmalıdır. Belli miktar parasına sahip olan kişinin belli miktarda borcu varsa, borcunu çıktıktan sonra kalan miktar 80 gram altına tekabül ediyorsa, kurban kesmek üzerine vaciptir.

Diğer dinlerde Kurban

İslam’daki gibi belirli bir bayram zamanı ile ilişkilendirilen büyük bir kurban eylemi bugün varlığını sürdüren İbrahimi Dinlerde nadir görülse de,diğer İbrahimi dinlerde de kurban kavramı mevcuttur.

Arapça kurban sözcüğü ile ilişkili olan İbranice korban sözcüğü de sözlükte “yakınlaşmak” anlamına sahiptir ve dinî bağlamda, şeklî uygulama açısından İslam’dakine benzer bir tür kurban etmeyi öngörür.

Bugün Musevilerin büyük bir kısmı hayvan kurban etmeyi kesmişlerdir bunun en büyük sebebi Tapınak’ın var olmayışıdır; hayvan kurban etmenin özellikle Tapınak mevcutken düzenli bir şekilde yapılan bir ibadet olduğu bilinmektedir.

Bununla birlikte bu hayvan kurbanı büyük oranda günahlardan arınmak için yapılırdı ve İslam’daki Kurban Bayramına benzer bir uygulama bağlamında ele alınmazdı.

Sonraki sayfa »

haberler