Gölge oyunlarının bölümleri ve bu oyunların içeriğini belirtiniz.

Yazan: 16 Şubat 2012  
Kategori: Gerekli Bilgiler

Dört bölümden oluşur;

Mukaddime: Oyundan önce perdenin ortasına konan göstermelik nâreke (kamıştan yapılmış bir çeşit düdük) zırıltısı ve tef velvelesi ile kaldırılır. Daha sonra seyirciye göre sol taraftan Hacıvat semai formunda bir şarkı söyleyerek gelir, şarkısını bitirdikten sonra perde gazelini okur, perde gazeli bittikten sonra seyirciyi selamlar ve Karagöz’ü çağırır, Karagöz ise bağırmamasını söyler. Hacıvat’ın bağırmaya devam etmesi üzerine ise aşağıya atlar ve alt alta, üst üste kavga ederler Hacıvat kaçar, Karagöz sırt üstü yerde yatar ve Hacıvat’a söylenir, sonunda “bir daha gel bak ben sana neler yaparım” der demez Hacıvat tekrar gelir ve Mukaddime biter.

Muhavere: Muhavere asıl oyunun konusuyla ilgili değildir. Bu bölüm Karagöz’ün yabancı sözcükleri kullanarak konuşan Hacıvat’ı yanlış anlaması ya da yanlış anlar görünmesi, böylece ortaya türlü cinaslar ve nükteler çıkmasıyla sürer gider. Muhavereler her konuya açıktır, önceden bilinen bir muhaverenin içine günlük olaylar sokulabileceği gibi, günlük olayları şakacı bir dille eleştiren doğaçlama muhaverelerde olabilir. Muhavere bölümü kafası kızan Karagöz’den dayak yiyen Hacıvat’ın kaçması, yalnız kalan Karagöz’ün “Sen gidersin beni buraya mıhlamazlar, pamuk ipliğiyle hiç bağlamazlar, ben de çeker gider köşe pencereme otururum bakalım burada ne oyunlar oynanır” diyerek çıkması ile sona erer.

Fasıl: Bu bölümde bildiğimiz tiyatro oyunları gibi baştan sona bir oyun oynanır, oyunun akışına göre kendi kılık ve şiveleri ile Zenne, Çelebi, Tuzsuz Deli Bekir, Beberuhi, Tiryaki, Frenk,Yahudi gibi değişik tipler girip çıkarlar. Karagöz ustası oyunun akışına göre bu tipleri azaltıp çoğaltabilir.

Bitiş: Fasıl bölümü sona erdikten sonra Karagöz ile Hacıvat perdeye gelirler. Karagöz Hacıvat’ı tekrar döver,bunun üzerine Hacıvat Yıktın perdeyi eyledin viran, varayım sahibine haber vereyim hemann der ve seyirciyi selamlayarak çıkar. Karagöz’de her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola der ve çıkar. Arkadaki ışığın sönmesiyle oyun sona erer.

Gölge oyununun bölümleri ve içeriği

Yazan: 16 Şubat 2012  
Kategori: Gerekli Bilgiler

Gölge Oyunu geleneksel olarak hayvan derilerinden kesilerek hazırlanmış insan, hayvan, eşya gibi figürlerin bir ışık kaynağı önünde oynatılarak, gölgelerinin gerdirilmiş, beyaz bir perdeye düşürüldüğü gösteri sanatıdır.
Kökenleri üzerine çeşitli görüşler olmakla birlikte; Asya’nın zengin gölge oyunu geleneği, bu sanatın Cava’dan, Hindistan’dan veya Çin kültürlerinden 10. yüzyıldan itibaren yayıldığı görüşünü desteklemektedir. İslam ülkelerinde görülen gölge oyununun, benzerlikler de göz önüne alındığında, Cava’dan geldiği tahmin edilmektedir. Anadolu’ya ise, 16. yüzyılda Mısır’dan gelmiş olma ihtimali büyüktür. Türklere, Cava ve Hindistan’dan, Çingene oynatıcılar yoluyla geldiği de iddia edilmektedir. Zamanla bu oyuna Türkler kendi yaratıcılıklarını katmış; ona çok daha renkli, hareketli, özgün bir biçim vermişlerdir. Öyle ki, 19. yüzyılda Mısır’ı ziyaret eden gezginler, orada izledikleri oyunun Karagöz ve Hacivat olduğunu ve gölge oyununun Mısır’a Türkler tarafından getirildiğini düşünmüşlerdir. İlk başlarda 28 farklı oyundan oluşan Hacivat Karagöz oyunları zamanla türemiştir. Ramazan ayında Kadir Gecesi hariç her akşam bir oyun oynanırdı. Farklı yörelere ait insanlar, Zenne, Karagöz’ün karısı, v.b kişiler oyunda yer alırdı. Piri Şeyh Küşteri olarak bilinir. Öyle ki oyunun oynandığı perdeye Küşteri Meydanı da denilirdi. Mukaddime (giriş), Muhavere (atışma), Fasıl (asıl amacın, oyunun sergilendiği bölüm), Bitiş (yapılan hatalar için özür dilenilen ve bir sonraki oyun hakkında bilgi verilen bölüm) olmak üzere 4 bölümden oluşur.
Gölge Oyunu geleneksel olarak hayvan derilerinden kesilerek hazırlanmış insan, hayvan, eşya gibi figürlerin bir ışık kaynağı önünde oynatılarak, gölgelerinin gerdirilmiş, beyaz bir perdeye düşürüldüğü gösteri sanatıdır. Kökenleri üzerine çeşitli görüşler olmakla birlikte; Asya’nın zengin gölge oyunu geleneği, bu sanatın Cava’dan, Hindistan’dan veya Çin kültürlerinden 10. yüzyıldan itibaren yayıldığı görüşünü desteklemektedir. İslam ülkelerinde görülen gölge oyununun, benzerlikler de göz önüne alındığında, Cava’dan geldiği tahmin edilmektedir. Anadolu’ya ise, 16. yüzyılda Mısır’dan gelmiş olma ihtimali büyüktür. Türklere, Cava ve Hindistan’dan, Çingene oynatıcılar yoluyla geldiği de iddia edilmektedir. Zamanla bu oyuna Türkler kendi yaratıcılıklarını katmış; ona çok daha renkli, hareketli, özgün bir biçim vermişlerdir. Öyle ki, 19. yüzyılda Mısır’ı ziyaret eden gezginler, orada izledikleri oyunun Karagöz ve Hacivat olduğunu ve gölge oyununun Mısır’a Türkler tarafından getirildiğini düşünmüşlerdir. İlk başlarda 28 farklı oyundan oluşan Hacivat Karagöz oyunları zamanla türemiştir. Ramazan ayında Kadir Gecesi hariç her akşam bir oyun oynanırdı. Farklı yörelere ait insanlar, Zenne, Karagöz’ün karısı, v.b kişiler oyunda yer alırdı. Piri Şeyh Küşteri olarak bilinir. Öyle ki oyunun oynandığı perdeye Küşteri Meydanı da denilirdi. Mukaddime (giriş), Muhavere (atışma), Fasıl (asıl amacın, oyunun sergilendiği bölüm), Bitiş (yapılan hatalar için özür dilenilen ve bir sonraki oyun hakkında bilgi verilen bölüm) olmak üzere 4 bölümden oluşur.

Sivil Savunma Kulübü

Yazan: 11 Ocak 2012  
Kategori: Gerekli Bilgiler

 Sivil Savunma Kulübü

Sosyal Etkinliklerin Genel Amacı:
Madde 1 — Sosyal etkinliklerin amacı, Türk Millî Eğitiminin genel amaç ve temel ilkelerine uygun olarak; öğrencilerin Atatürk İlke ve İnkılâplarına, Anayasanın başlangıcında ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı yurttaşlar olarak yetişmelerine, yeteneklerini geliştirerek gerekli donanımı kazanmalarına katkıda bulunmaktır.
Bu amaçla öğrencilere;
a) İnsan haklarına ve demokrasi ilkelerine saygı duyabilme,
b) Kendini tanıyabilme, bireysel hedeflerini belirleyebilme, yeteneklerini geliştirebilme, bunları kendisinin ve toplumun yararına kullanabilme,
c) Çevreyi koruma bilinciyle hareket edebilme,
d) Kendine ve çevresindekilere güven duyabilme,
e) Planlı çalışma alışkanlığı edinebilme, serbest zamanlarını etkin ve verimli değerlendirebilme,
f) Girişimci olabilme ve bunu başarı ile sürdürebilme, yeni durum ve ortamlara uyabilme,
g) Savurganlığı önleme ve tutumlu olabilme,
h) Bireysel farklılıklara saygılı olabilme; farklı görüş, düşünce, inanç, anlayış ve kültürel değerleri hoşgörü ile karşılayabilme,
ı) Aldığı görevi istekle yapabilme, sorumluluk alabilme,
j) Bireysel olarak veya başkalarıyla iş birliği içinde çevresindeki toplumsal sorunlarla ilgilenebilme ve bunların çözümüne katkı sağlayacak nitelikte projeler geliştirebilme ve uygulayabilme,
k) Grupça yapılan görevleri tamamlamak için istekle çalışabilme ve gruba karşı sorumluluk duyabilme gibi tutum, davranış ve becerilerin kazandırılmasına çalışılır.
SİVİL SAVUNMA KULÜBÜNÜN AMAÇLARI:

MADDE 2:SİVİL SAVUNMA KAVRAMINI ÖĞRENEBİLME
MADDE 3:BİREY VE TOPLUM İÇİN SİVİL SAVUNMANIN ÖNEMİNİ İDRAK EDEBİLME
MADDE 4:SOSYAL HAYATA ETKİLİ BİR ŞEKİLDE KATILIP,GÖREV VE SORUMLULUK ALABİLME.
MADDE 5:SİVİL SAVUNMA KONUSUNDA BİLİNÇLENME VE ÇEVREYİ BİLİNÇLENDİREBİLME
MADDE 6:GEREKLİ SİVİL SAVUNMA TEDBİRLERİNİ ALABİLME KONUSUNDA DUYARLI DAVRANABİLME
MADDE 7SİVİL SAVUNMA İLE İLGİLİ YANLIŞ BİLGİLERİ DÜZELTEBİLME. VE ÇEVRESİNDE DOĞRU BİLGİ EDİNİLMESİNE GAYRET SARF ETME

KAPSAM :

MADDE 8 BU İÇ YÖNETMELİK TOSUN İLKÖĞRETİM OKULU “SİVİL SAVUNMA KULÜBÜ”NÜN ÇALIŞMALARINI KAPSAR.

GENEL HÜKÜMLER :
MADDE 9 KULÜP BÜTÜN ÜYELERİ İLE TOPLANTI YAPARAK ÇALIŞMALARINI DEĞERLENDİRİR.İLK TOPLANTIDA “YILLIK ÇALIŞMA PROGRAMI”NI VE “PROJE UYULAMA TAKVİMİ”Nİ BELİRLER VE SOSYAL ETKİNLİKLER KURULUNA SUNULMAK ÜZERE DANIŞMAN ÖĞRETMENE TESLİM EDER.
MADDE 10:KULÜP TOPLANTISI BAŞKANIN ÇAĞRISI İLE YAPILIR.TOPLANTI “SALT ÇOĞUNLUK” İLE YAPILIR. KARARLAR OY ÇOKLUĞU İLE ALINIR.OYLARIN EŞİTLİĞİ HALİNDE BAŞKANIN OYU İKİ OY SAYILIR.
MADDE 11:ÖĞRENCİ KULÜBÜ GENEL KURULU GEREK DUYDUKÇA TOPLANARAK ÇALIŞMALARI DEĞERLENDİRİR.
MADDE 12:ÖĞRENCİ KULÜBÜNÜN İLK TOPLANTISINDA ÖĞRENCİ KULÜBÜ İÇ YÖNETMELİĞİ HAZIRLANIP GENEL KURULUNDA GÖRÜŞÜLEREK KARARA BAĞLANIR.BU KARAR ÖĞRENCİ KULÜBÜ DANIŞMAN ÖĞRETMENİ ARACILIĞI SOSYAL ETKİNLİKLER KURULUNDA GÖRÜŞÜLDÜKTEN SONRA MÜDÜRÜN ONAYI İLE YÜRÜRLÜĞE GİRER.
MADDE 13:ÖĞRENCİ KULÜBÜ DANIŞMAN ÖĞRETMENİ KULÜBÜN TOPLANTILARINA GÖZLEMCİ OLARAK KATILIR VE KENDİNDEN DANIŞMAN OLARAK YARARLANILIR. YAPILACAK TÜM ÇALIŞMALARDA ÖĞRENCİLERİN DUYGU VE DÜŞÜNCELERİNİ ETKİLEMEKSİZİN YAZIM KURALLARI VE BENZERİ KONULARDA YARDIMCI OLUR.
MADDE 14: ÖĞRENCİ KULÜBÜNÜN BÜTÜN TOPLANTILARI DEMOKRATİK KURALLAR İÇİNDE YÜRÜTÜLÜR.

ÖĞRENCİ KULÜBÜNÜN KURULUŞU:
MADDE 15: SİVİL SAVUNMA ÖĞRENCİ KULÜBÜ MİLİ EĞİTİM BAKANLIĞI SOSYAL ETKİNLİKLER YÖNETMELİĞİ HÜKÜMLERİNE GÖRE SINIF VE ŞUBELERDEN SEÇİLEN ( 34 ) ÖĞRENCİDEN OLUŞMUŞTUR.
MADDE 16: ÖĞRENCİ KULÜBÜNÜN DANIŞMAN ÖĞRETMENİ RECEP AK’TIR.

ÖĞRENCİ KULÜBÜ TEMSİLCİSİNİN SEÇİMİ
:
MADDE 17: ÖĞRENCİ KULÜBÜ ÜYESİ OLAN TÜM ÖĞRENCİLER SEÇMEN SIFATI İLE KULÜP TEMSİLCİSİ SEÇİMİ İÇİN OY KULLANIRLAR
MADDE 18: ÖĞRENCİ KULÜBÜ ÖĞRENCİ TEMSİLCİSİ SEÇİMİ DANIŞMAN ÖĞRETMEN GÖZETİMİNDE GİZLİ OY AÇIK TASNİF USULÜ İLE YAPILIR
MADDE 19: ÖĞRENCİ KULÜBÜ TEMSİLCİLİĞİNE ADAY OLAN ÖĞRENCİLER ARASINDAN EN YÜKSEK SAYIDA OY ALAN ÖĞRENCİ KULÜP TEMSİLCİSİ SEÇİLİR.KULÜP TEMSİLCİSİ SEÇİMİNDE EN YÜKSEK OYU ALAN ADAY TEMSİLCİ YARDIMCISI OLARAK GÖREV YAPAR.
MADDE 20: KULÜP TEMSİLCİLİĞİ İÇİN ADAY OLAN ÖĞRENCİ SAYISININ ÇOK FAZLA OLMASI DURUMUNDA 2 TURLU SEÇİM SİSTEMİ UYGULANARAK EN ÇOK OYU ALAN 4 (DÖRT) ADAY ARASINDA İKİNCİ BİR SEÇİM YAPILARAK EN ÇOK OYU ALAN ADAY KULÜP TEMSİLCİSİ SEÇİLİR. KULÜP TEMSİLCİSİ SEÇİMİNDE EN YÜKSEK OYU ALAN ADAY TEMSİLCİ YARDIMCISI OLARAK GÖREV YAPAR.
MADDE 21: KULÜP TEMSİLCİSİ GENEL KURUL ÜYELERİ İÇERİNDEN UYUM İÇERİSİNDE ÇALIŞABİLECEĞİ İKİ ADET SEKRETER SEÇER.SEKRETERLER TÜM TUTANAKLARI TUTAR VE İMZALAR.


GÖREVLER :

Öğrenci Kulübü Temsilcisinin Görevleri
Madde 22 — Temsilci;
a) Öğrencilerle birlikte yıllık çalışma planlarının hazırlanmasını sağlar ve onaylanması için danışman öğretmene verir.
b) Yapılacak faaliyetlerle ilgili görev paylaşımını ve görev dağılımını danışman öğretmene bildirir.
c) Yapılan çalışmalar hakkında danışman öğretmeni bilgilendirir.
d) Kulüp üyelerinin belirli zamanlarda toplanmasını sağlar.
e) Kulüp çalışmalarıyla ilgili yazışmaları yapar ve dosyalanmasını sağlar.
f) Kulüp üyelerince yapılacak proje çalışmalarında koordineyi sağlar.
Öğrencilerin Görevleri
Madde 23 — Öğrenciler;
a) En az bir öğrenci kulübüne üye olur ve en az bir toplum hizmeti yapar.
b) Toplantı ve çalışmalara düzenli olarak katılırlar.
c) Toplum hizmeti çalışmalarını düzenli olarak kaydeder, çalışmalarında kendilerine rehberlik ve danışmanlık yapan öğretmene her hafta imzalatır.
d) Proje çalışmalarında yapacakları değişiklikleri, sınıf öğretmeni ile sınıf/şube rehber öğretmenine bildirir.
e) Kendisi ile ilgili doldurması gereken formları zamanında danışman öğretmene verir.
<!–[if !supportLineBreakNewLine]–>
<!–[endif]–>

ÖĞRENCİ KULÜBÜNÜN ÇALIŞMA ALANI:
MADDE 24: ÖĞRENCİ KULÜBÜ ŞU ALANLARDA FAALİYETLERDE BULUNUR:
-ÖĞRENCİ KULÜBÜ HER TÜRLÜ ÇALIŞMASINDA KATILIMCILIK,PLANLILIK,SÜREKLİLİK,ÜRETKENLİK,GÖNÜLLÜLÜK VE İŞBİRLİĞİ TEMEL İLKELERİ DOĞRULTUSUNDA;
- GEREK KENDİ ÜYELERİNİN GEREKSE OKULUN BÜTÜN ÖĞRENCİLERİNİN GÖRÜŞ,SEZİŞ VE BULUŞ UFUKLARINI GELİŞTİRİCİ ÇALIŞMALAR YAPAR.
-ÇEŞİTLİ KONULARDA YARIŞMALAR DÜZENLEYEREK TEŞVİK EDİCİ ÖRNEKLEMELER YAPAR.
-ÖĞRENCİ KULÜBÜNÜN AMACINA UYGUN RESİM,SERGİ,SLAYT,FİLM VB. HAZIRLAYIP GÖSTERİR.ÖĞRENCİLERİ VE SİVİL HALKI SİVİL SAVUNMA KONUSUNDA BİLİNÇLENDİRİR.
-ÇALIŞMALARIN İÇERİSİNE HALKIDA ÇEKEREK HALKINDA SORUMLULUK DUYGUSUNU GELİŞTİRMEYE ÇALIŞIR.
-HALKA DÖNÜK OLAN TOPLUM HİZMETLERİ İLE OKUL VELİ KAYNAŞMASINI SAĞLAR.

EĞİTİCİ KULÜBÜNÜN TUTACAĞI DEFTER VE DOSYALAR :
MADDE 25: EĞİTİCİ KULÜP ŞU DEFTER VE DOSYALARI TUTAR.
-TOPLANTI KARAR DEFTERİ.
-EVRAK DOSYASI
-ZİMMET DEFTERİ
EĞİTİCİKULÜBÜNÜN SORUMLU OLDUĞU KURUM VE KURULUŞLAR :
MADDE 26: ÖĞRENCİ KULÜBÜ GENEL KURULU;
-OKUL MÜDÜRÜNE
-GÖREVLİ MÜDÜR YARDIMCISINA
-SOSYAL ETKİNLİKLER KURULUNA
-ÖĞRENCİ KULÜBÜ DANIŞMAN ÖĞRETMENİNE
-EĞİTİCİ KOL REHBER ÖĞRETMENLER KURULUNA
-KOL GENEL KURULUNA KARŞI SORUMLUDURLAR.
ÖĞRENCİ KULÜBÜNÜN İŞBİRLİĞİ YAPACAĞI DİĞER ÖĞRENCİ KULÜPLRİ VE KURUMLAR:

MADDE 27: SİVİL SAVUNMA KULÜBÜ ŞU ÖĞRENCİ KULÜBÜ VE KURUMLARLA İŞBİRLİĞİ YAPAR:
-DİĞER ÖĞRENCİ KULÜPLERİ
-BELEDİYE BAŞKANLIĞI
-SAĞLIK OCAĞI
-MAHALLE MUHTARLIKLARI
-İLÇE SİVİL SAVUMA MÜDÜRLÜĞÜ
-İLÇEDEKİ İLK VE ORTA ÖĞRETİM KURUMLARI SİVİL SAVUNMA ÖĞRENCİ KULÜPLERİ

YÜRÜRLÜK:
MADDE 28:
BU İÇ YÖNETMELİK OKUL MÜDÜRÜ TARAFINDAN ONAYLANDIĞI TARİHTE YÜRÜRLÜĞE GİRER
YÜRÜTME :
MADDE 29:
- BU YÖNETMELİK OKUL MÜDÜRÜ TARAFINDAN YÜRÜTÜLÜR

Peri bacaları nasıl oluştu

Yazan: 21 Kasım 2011  
Kategori: Gerekli Bilgiler

 

Vadi yamaçlarından inen sel suşarının ve rüzgarın, tüflerden oluşan yapıyı aşındırmasıyla “Peribacası” adı verilen ilginç oluşumlar ortaya çıkmıştır.

Sel sularının dik yamaçlarda kendine yol bulması, sert kayaların çatlamasına ve kopmasına neden olmuştur. Alt kısımlarda bulunan ve daha kolay aşınan malzemenin derin bir şekilde oyulması ile yamaç gerilemiş, böylece üsy kısımlarda yer alan şapka ile aşınmadan korunan konik biçimli gövdeler ortaya çıkmıştır.. Bu durum, peri bacalarının oluşumunda, rüzgar etkisinden çok yagmur sularının yüzeydeki akışının daha önemli oldugunu ortaya koymaktadır. Yağmur sularının bu denli etkili ve güçlü yüzey akıntısı olarak gelismesine ise en önemli etken bitki örtüsünün azlıgı ve tüflerin geçirimsiz olmasıdır.

Daha çok Paşabağı civarında bulunan şapkalı peribacaları konik gövdeli olup, tepe kısımlarında bir kaya bloku bulunmaktadır. Gövde tüf, tüffit ve volkan külünden oluşmuş kayaçtan; şapka kısmı ise lahar ve ignimbirit gibi sert kayaçlardan oluşmaktadır. Yani şapkayı oluşturan kaya türü, gövdeyi oluşturan kaya topluluğuna oranla daha dayanıklıdır. Bu peribacasının oluşumu için ilk koşuldur. Şapkadaki kayanın direncine bağlı olarak, peribacaları uzun veya kısa ömürlü olmaktadır. Ayrıca şapka kaya, zayıf tüfün erozyonunu geciktirerek peri bacalarının yüksekligini kontrol eder.

Peri bacalarının çapları ise1 mile15 marasında değişmektedir. Çatlak aralığının1 m’den küçük olması veya15 m’den büyük olması durumunda ise peri bacası gelişimi gözlenmemektedir.

Kapadokya Bölgesi’nde erozyonun oluşturduğu peribacası tipleri; şapkalı, konili, mantar biçimli, sütunlu ve sivri kayalardır. Peribacaları en yoğun şekilde Avanos – Uçhisar – Ürgüp üçgeni arasında kalan vadilerde, Ürgüp Şahinefendi arasındaki bölgede Nevşehir Çat kasabası civarında, Kayseri Soğanlı vadisinde ve Aksaray Selime köyü civarında bulunmaktadır. Peribacalarının dışında vadi yamaçlarında yağmur sularının oluşturduğu ilginç kıvrımlar bölgeye ayrı bir özellik katmaktadır. Bazı yamaçlarda görülen renk armonisi lav tabakalarının ısı farkından dolayıdır. Bu oluşumlar Uçhisar, Çavuşin, Güllüdere, Göreme, Meskendir, Ortahisar Kızılçukur ve Pancarlı vadilerinde gözlenir.

Ülkemizin Doğal Güzellikleri

Yazan: 21 Kasım 2011  
Kategori: Gerekli Bilgiler

Olympos Çıralı

Yanartaş ( Khimaira )

Yazılı Kanyon Tabiat Parkı

Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı

Akkayalar Traverterleri

Yeşil Vatanım -BOLU

YEDİGÖLLER MİLLİ PARKI

Gölköy baraj gölü

Akkaya Boğazı

Abant Gölü

Dev heykeller mekânı Nemrut

Doğayla iç içe bir kasaba -Amasra

Şirince: Ege’de bir Rum köyü

İstanbul’a nefes aldıran yerler (polenezköy)

Osmanlı köyü Cumalıkızık

Hem kaplıcası hem yeşili (Oylat Kaplıcaları)

Ege’nin ikiz kardeşleri/Kaleköy

Hattuşaş Boğazköy

Şebin Karahisar

Giresun……..

KAZANKAYA KANYONU (YOZGAT)

BALLICA MAĞARASI (TOKAT)

PAMUKKALE (DENİZLİ)

Bolu – Sünnet Gölü

Cumhuriyet Yönetiminin Bize Kazandırdıkları

Yazan: 21 Kasım 2011  
Kategori: Gerekli Bilgiler

Osmanlı Devleti’nde ülkeyi padişahlar yönetiyordu. Bu yönetim biçiminde halk yönetimde söz sahibi değildi. Kendilerini temsil eden temsilcileri yoktu. Hak ve hürriyetleri kısıtlıydı.
Kurtuluş Savaşı’ndan sonra cumhuriyet ilân edildi. Cumhuriyet yönetiminde halk kendi kendini yönetir. Miletvekillerini kendi seçer. Milletvekilleri de ulus adına yönetimde görev alır. Cumhuriyet yönetiminde ülkenin yönetimi anayasa ve kanunlara uygun olarak yürütülür.
Herkes kanunlar karşısında eşit hak ve hürriyetlere sahiptir.
Cumhuriyet sayesinde birçok hak ve hürriyetlere kavuştuk. Öğrenim, haberleşme, yerleşme, seyahat etme özgürlüğümüz oldu.
Seçme ve seçilme hakkına da cumhuriyet yönetimiyle kavuştuk. Seçme ve seçilme şartlarını taşıyan herkes seçimlere katılır. Oy kullanır. İsterse aday olur. Seçimi kazanırsa ülke yönetiminde görev alır.
Cumhuriyetin ilânından sonra birçok alanda yenilikler yapıldı. Arap harfleri kaldırılarak bu gün kullandığımız harfler kabul edildi. Eski okulların yerine çağdaş eğitim ve öğretim yapan okullar açıldı. Din ve devlet işleri birbirinden ayrıldı. Devletin yönetiminde din adamlarının yetkileri kaldırıldı. Çağdaş kıyafetler giyilmeye başlandı.
Cumhuriyet yönetiminden önce insanların soyadları yoktu. Bu durum karışıklıklara neden oluyordu.
Bu karışıklıkları önlemek için Soyadı Kanunu çıkarıldı. Herkes bir soyadı aldı. TBMM, Mustafa Kemal’e, Türklerin atası anlamına gelen “Atatürk” soyadını verdi.
Cumhuriyet yönetimi Türk ulusuna birçok yararlar sağladı. Modern tarım araçları kullanılmaya başladı. Üretim arttı. Hastaneler yapıldı. Fabrikalar açıldı. Yollar ve köprüler yapıldı. Ulaşım ve iletişim kolaylaştı. Barajlar yapılıp elektrik üretilerek ülkemiz karanlıktan kurtarıldı.

Destan Türleri

Yazan: 24 Ekim 2011  
Kategori: Gerekli Bilgiler

Destanların Ortak Özellikleri

Hepsinde yarı tanrısal nitelikler taşıyan bir ya da birçok kahramandan söz edilir. Destan bu kahramanın eylemleri üzerine kurulmuştur. Olaylar çok geniş bir kozmik coğrafya üzerinde geçer. Bir destanın dünyası ortaya çıktığı zaman içinde düşünebilecek her şeyi barındıran bütünsel, çok yönlü bir dünyadır. Hemen bütün destanlarda uzun yolculuklar anlatılır. Çoğu destanda olaylara doğaüstü yaratıklar da katılır. Kişiler, olaylar, doğal varlıklar hep gerçek yaşamdaki boyutlarından daha büyük, daha zengindir. Özellikle sözlü destanlarda uzun anlatı, betimleme (tanımlama) ve konuşma bölümleri bulunur. Öykü içinde öyküye yer verilir. Törensel söyleyişler ve kamusal duyarlılık hakimdir. Gerçek yaşamın yansımaları da destanların içinde bazen realistik çoğu zaman da stilize edilmiş halde bulunur. Destan sahiplerinin yaşadıkları doğal çevreye ilişkin bilgiler edinmek mümkündür.

Destan Türleri

Destanlar temel olarak iki gruba ayrılır:

A. Sözlü Destanlar: Yazının henüz bulunmadığı ve yaygınlaşmadığı bir kültürde doğan ve kuşaktan kuşağa sözlü olarak aktarıldıktan sonra yazıya geçirilen destanlardır. Ozan ve şarkıcıların değişik zamanlarda söylediği şarkı ve şiirlerin bütünleşmesi ve işlenmesiyle oluşturulurlar. Örnekler:
Gılgamış: MÖ 3000 yıllarında Mezopotamya’da ortaya çıkmıştır. Bilinen en eski destandır. Babil ve Akad toplumlarınca da benimsenmiştir. Ama bugüne kalan en eksiksiz biçimi Sümer toplumunda ortaya çıkmıştır. Zalim Uruk kralı Gılgameş’in ölümsüzlük arayışını anlatır. Gılgameş ve arkadaşı Enkidu ile birlikte uzun arayışlardan sonra ölümsüzlük otunu bulur, ama bir yılana kaptırır.
Ilyada ve Odysseia: MÖ 11-12’nci yüzyıllarda geçtiği sanılmaktadır. Homeros destanları olarak bilinirler. Yunan Yarımadası’ndaki Akhalar’ın, Anadolu’daki İon krallıklarına saldırısı ve Akha kral ve prenslerinin daha sonraki serüvenleri anlatılır. Özellikle Odysseia, Yunan Tragedyası ve Batı edebiyatının önemli bir kaynağıdır.
Beowulf: Eski İngilizce halk destanı Beowulf
Heldenlieder: Eski Almanca kahramanlık türküleri
Nibelungenlied: Almanya
Kudrunlied: Almanya
Chanson de Geste: Fransa (kahramanlık şarkısı)
Chanson de Roland: Frank kralı Charlemagne’ın savaşlarını anlatır
El Cantar de Mio Cid: İspanya
Mahabharata: Hindistan
Ramayana: Hindistan
Heike Monogatari: Japonya
B. Edebi Destanlar: Belirli bir yazar tarafından eski örneklere uygun olarak ve okunmak üzere kaleme alınmış destanlardır. Örnekler:
Vergilius’un Aeneis’i: MÖ 29-19’uncu yüzyılları kapsar. Troyalı Aeneias’in uzun ve zorlu bir yolculuktan sonra Latin ülkesine gelerek Lavinium kentini kurması anlatılır. Lavinium sonradan Alba Langa ve Roma kentlerinin yerine kurulan ilk kenttir.
Milton’un Kayıp Cennet’i (Paradise Lost): İnsanın cennetten kovuluşu ve tanrının şeytanla mücadelesini anlatır.
Dante’nin İlahi Komedya’sı (La Divina Commedia): MS 1310-1321 yılları arasında yazılmıştır.
Ariosto’nun Çılgın Orlando’su (Orlando Furioso): 1532′de yazılmıştır.
Camoes’in Os Lusidas’ı: 1572′de yazılmıştır.
Türk Edebiyatında Destan

Asya kıtasının çeşitli bölgelerinde yaşayan Türk boyları arasında zengin bir destan geleneği vardır. Bilinen Türk destanları arasında en eskisi Yaradılış Destanı’dır. Altay Türkleri arasında söylenmektedir. V. Radlov tarafından saptanıp yazıya geçirilmiştir.

Alpamış Destanı Orta Asyanın bütününde bilinir; en cok basımı yapılmış destandır. *[[1]]

Saka Destanı, İskit Türkleri’ne aittir. Bu destan zinciri içinde Alp Er Tunga ve Şu parçaları bulunur. Bunlar Kaşgarlı Mahmut’u Divanü Lugati-t-Türk adlı eserinde yer almıştır.

Oğuz Kağan Destanı 14’üncü yüzyılda derlenmiş özet nitelikte bir metindir. Oğuz Kağan’ın doğumu ve üstün nitelikleri, askeri başarıları ve ülkeyi oğulları arasında pay edişi anlatılır.
Oğuz Türkleri’nden günümüze gelen tek destan metni ise Dede Korkut Kitabı’dır. Bayındır Han soyundan geldikleri sanılan Akkoyunlular’ın egemen olduğu Kuzeydoğu Anadolu’daki olaylar ve Müslüman Oğuzlar’ın yaşamı anlatılır.

Göktürk Destanları çeşitli parçalardan oluşmuştur. Bozkurt parçasında Göktürkler’in bir boz kurdun soyundan geldikleri, Ergenekon parçasında ise Ergenkon’a sığınmaları, çoğalıp buraya sığmayınca dağı eriterek dış dünyaya çıkmaları anlatılır. Köroğlu parçasında, göçebe Oğuzlar’ın Horasan ve Hazar’da İranlılarla savaşlarından sözedilir. Bunlardan biri de Ergenekon Destanıdır.

Manas Destanı’nda Kırgız Türkleri’nin putperest Kalmuk ve Çinliler’le savaşları vardır.

Anadolu Türk destanlarından Saltukname(Saltuk-nâme), Sarı Saltuk, Batı Anadolu ve Rumeli olayları anlatır.

Cengiz Han Destanı, Moğol istilasından sonra Kıpçak bozkırlarında ve eski Uygurların yaşadığı bölgelerdeki olayları anlatır.

Timur Destanı, Timur’un savaşları ve kişiliğine yer verir.

Danişmend Gazi Destanı’nda Türklerin Anadolu’yu ele geçirmeleri anlatılır

Argonun Özellikleri

Yazan: 24 Ekim 2011  
Kategori: Gerekli Bilgiler

ARGO. Öğrenciler, askerler, denizciler, sporcular, sanatçılar gibi toplumdaki çeşitli meslek gruplarından insanlar, kendi araların­daki konuşmaların kapalı kalmasını istedikle­rinde yalnızca kendilerinin anlayabileceği söz­cükler ve deyimler kullanırlar. Çoğunlukla, toplumda kullanılan ortak dildeki sözcüklerin anlamlarını değiştirerek türetilen bu tür söz­cük ve deyimlerin oluşturduğu özel dile argo denir.

Argo aslında gizli bir anlaşma, konuşma aracı olarak kullanılan, bir toplumun genel dilinden ayrı, ama ondan türemiş özel bir dildir. Hangi çevrede ya da meslek grubu arasında türemişse yalnızca o toplulukça anla­şılır. Ama zaman içinde toplumun başka kesimlerince de benimsenerek kullanılabilir.

Argo sözcükler, yaygın olarak kullanılan ortak dildeki sözcükler gibi yazılır ve okunur. Kullanım amacında gizlilik yatan argo, yapı bakımından genel dilden ayrılmaz. Bu özel dilde, ortak dilden
bağımsız biçimler yaratıl­maz, dilbilgisi kuralları da değiştirilmez. Ar­gonun oluşması için, sözcüklerin alışılmışın dışında bir anlamda kullanılması, yeni anlam­larla donatılması yeterlidir.Aktarılacak bilgi, sözcüklerin anlamları değiştirilerek gizlenmiş olur.

Argo sözcükler çoğu zaman, genel olarak kullanılan dilde var olan bir sözcüğe başka bir anlam yükleyerek türetilir. Örneğin çalışkan ve saf öğrenci anlamına gelen inek ve para anlamına kullanılan arpa sözcükleri böyle türetilmiştir. Yabancı dillerdeki sözcük ya da sözcük parçalarını değiştirmeden ya da boza­rak alıp Türkçe’deki sözcük parçalarıyla bir­leştirerek türetilen argo sözcükler de vardır. Örneğin, Türkçe’deki atma sözcüğünü Fran­sızca tion ekinden bozma syon’la birleştirerek oluşturulan atmasyon, uydurma, yalan haber anlamına gelir.

Kimi argo sözcükler ise Türkçe’den ya da yabancı dillerden yararlanıp uydurma, yakış­tırma, benzetme yoluyla türetilmiştir. Boş, değersiz anlamına gelen pof yoz, yalan karşılı­ğı kullanılan maval ya da aptal anlamındaki keriz bu tür argo sözcüklerdir. Sözlük hazırla­yanlar, dilbilimciler, öğretmenler ve uzman­lar arasında hangi sözcüklerin argo olduğu konusunda bir anlaşma yoktur. Çünkü, argo­nun birçok sözcüğü öbür dil grupları arasına karışmıştır. Ama, kesin bir ayrım yapılamasa da argoyu insanlar arasındaki senli benli konuşmada kullanılan dilden, halk dilinden ve kaba konuşmadan ayırmak gerekir.

Argo kullanımı Türkiye’de daha çok İstan­bul’da ilgi çekmiştir. Kayış dili olarak da adlandırılan İstanbul argosunun gelişmesinde külhanbeylerin, eski dönemlerin itfaiyecileri olan tulumbacıların ve ayaktakımının büyük rolü olmuştur.

Argo kullanımının nedenlerinden biri de, konuşmaya ya da yazıya canlılık getirmesidir. Pek çok argo sözcükte şaka ya da mizah duygusu gizlidir. Edebiyat alanında argodan, gülünç durumlar yaratma, gündelik dile yak­laşma, dile yeni ve canlı bir boyut getirme gibi amaçlarla yararlanılır.
Argonun yazı diline geçmesi, gizliliğin orta­dan kalkmasına neden olur. Argo sözcükler herkesçe kullanılır hale gelince argo olmaktan çıkar. Kimi argo sözcükler yalnızca belli bir süre kullanılır, daha sonra kaybolup gider. Bu değişkenlik ve kendini yenileme argonun başlıca özelliklerinden biridir. Buna karşılık kimi sözcükler de günlük dile kabul edilir. Eskiden argo olan sözcükler zamanla günde­lik dilde kullanılmaya başlar. Örneğin, eski­den argo sayılan ve tembel, kaytarıcı anlamın­da kullanılan hayta sözcüğü günlük dilde yaygın bir kullanım kazanarak argo olmaktan çıkmıştır. Bu olguya aşağı yukarı bütün diller­de rastlanır. Tümü de Latince’den türemiş olan Fransızca, İspanyolca ve İtalyanca’daki pek çok sözcük, kitaplarda kullanılan klasik Latince’den değil, halkın günlük yaşamında kullandığı Latince’den ve Roma ordusunun argo sözcüklerinden kaynaklanır. Sözgelimi, Fransızca’da baş anlamına gelen tete sözcüğü Latince’de baş anlamına gelen caput sözcü­ğünden değil, Latince bir argo sözcük olan ve testi ya da toprak kap anlamına gelen testa’dan türemiştir. Eskiden daha çok ağızdan ağıza yayılan argo sözcükler, günümüzde çeşitli kitle iletişim araçları aracılığıyla çok kısa sürede yaygınlık kazanmaktadır.

Argo yersiz ve zamansız kullanıldığında kötü izlenim yaratır; çok sık kullanıldığında da tüm gücünü yitirir. Bu durum hem kaba, küfürlü sözcükler, hem de “kibar” argo türle­ri için geçerlidir. İlk kullanıldıklarında yeni ve eğlencelidirler, ama sürekli kullanıldıklarında sıkıcı olmaya başlarlar.

DİL KÜLTÜR İLİŞKİSİ

Yazan: 24 Ekim 2011  
Kategori: Gerekli Bilgiler

Dil: Duygu, düşünce ve isteklerin, bir toplumda ses ve anlam yönünden ortak olan ögeler ve kurallardan yararlanılarak, başkalarına aktarılmasını sağlayan, çok yönlü, çok gelişmiş bir araçtır.

Kültür:Bir milletin veya bir topluluğun tarihi süreç içinde meydana getirdiği maddi ve manevi ortak değerlere denir.
Dil, milli kültürün ilgi alanına giren varlık dünyasını yansıtır, o milletin yapıp ettiklerinin, duyup düşündüklerinin, görüp bildiklerinin ve tüm tasavvurlarının aynasıdır.
Bu çalışmada dil ile kültür arasındaki ilişki çıkarılmaya çalışılacaktır.
Dil, toplumsal yaşamın bir ürünüdür.İnsanın toplumsal etkinliği dil olmaksızın düşünülemez.Dil, şu yada bu biçimde, en eski insan toplumlarında, en eski zamanlardan beri varolmuş olsa gerektir.
Dilin doğuşu, bireyin davranış ve deneyiminde hem entelektüel hem duygusal bakımından değişimi temsil eder. Dile sahip olmak, Piaget’ten alıntılarsak “geçmiş eylemlerini anlatı biçiminde yeniden inşa etme ve gelecekteki eylemlerini sözlü sunumlar aracılığıyla önceden gösterme yeteneğini” yaratır. Dil sayesinde geçmiş ve gelecek bizim için gerçek haline gelir. Geçmişin geleceğe yansıması ise yazı dili ile olur. Yazı dili aynın zamanda kültür dilidir. Ancak belli bir kültür seviyesine ulaşabilmiş, medeniyet kurabilmiş ve ortak bir edebiyat geleneği oluşturabilmiş milletlerin yazı dili bulunmaktadır. Bu nedenle de yazı dilinin geliştirilmesi kültür ile uğraşan aydınların yardımı ile gerçekleşmektedir. Her dil, evrenin bir başka yorumunu dile getirmektedir.
Dilin zenginliği yada yoksulluğu o kültürün zenginliği yada yoksulluğudur.Dilin sınırlarını, o toplumun kültürü belirler. İlgi alanı artan, idrakı açılan, dünyası ve çerçevesi genişleyen bir kültürün dili de o ölçüde zenginleşir. İlim, felsefe, sanat, teknik,fizik, metafizik velhasıl hayatın her alanında problem alanları genişledikçe, bu problemlere çözümler üretme çabası içerisinde dil zenginleşir.Ancak hayatın her alanını,kendi diliyle yaşamak şarttır.Kültürün problemi,dilin problemidir.Kültürün temel sorunları gelişme sürecinin yönü ve içeriği açılarından ortaya çıkar.Aynı sorunlar dilde de yaşanır.18.yüzyılın en önemli düşünürlerinden Herder,Wilhelm von Humbolt,Whorf dil,toplum ve kültür ilişkisi üzerinde durmuşlar,bu düşünürlerden Humboldt dilin,kültürün bir yansıması olduğunu söylemiştir.Ona göre;toplumun dolayısıyla kültürün geçirdiği tüm evrelerden dil de geçmiştir.Bunun sonucu olarak insan topluluklarının yaşamış oldukları olaylar,edinmiş oldukları birikimler en doğru şekilde dil üzerinde durularak öğrenilebilir.
Her dilin kendine özgü atasözleri,deyimleri,vecizeleri,nüktelerinin olması ve bunların başka dillere aktarılmasındaki zorluklar,her dilin ayrı bir inanç yapısının,bakış açılarının ayrı bir imkanlar ve yönelişler dünyasının esri ve aynası olduğunu göstermektedir. Yine her dilin, öfkesinin, sevincini korkusunu, acısını, sevgisini, kederini, saygınsı ifadesinde belli bir sıcaklık ve samimiyet, bazılarında ise tarafsızlık yada soğukluk vardır. Kısacası toplumun kültürüne ise dili de odur. Kültür hangi alanlara yönelmiş ise, dilde o yönde zenginleşmiştir.

KONUŞMA DİLİ İLE YAZI DİLİ ARASINDAKİ FARK

Yazan: 24 Ekim 2011  
Kategori: Gerekli Bilgiler

Bir dili iki cephesi vardır. Biri, insanların karşı karşıya geldikleri zaman sesli olarak görüşürken, yani konuşurken kullandıkları “konuşma dili”, öteki yazıda kullanılan dildir. Buna “yazı dili” veya “kültür dili” de denilmektedir. Kültür dili bir memleketin kültür merkezi olarak gelişen yerleşim biriminin dilidir.

 Bir dilin yazısı çoğu zaman lehçelerinden veya ağızlarından birine göre, yazı lehçesine göre şekillenir. Yazılan dil ise din, edebiyat ve ilim adamları tarafından işlenerek zenginleşir  ve konuşma dilinden az çok farklılaşır. Bizim yazı lehçemiz Batı Türk Dili’nin Anadolu lehçesidir. Yeni Türkçede ses özellikleri ve çekim yönlerinden İstanbul ağzı esas sayılır.

 Bir milletin bütün aydınları yazı dilini bilirler ve yazı lehçesini konuşurlar. Yazı dili lehçe ve ağızların alabildiğine farklılaşmasını önler. Hepsinin zenginliklerinden faydalandığı gibi onları ortak bir kaynaktan zenginleştirir. Dil milli birliğin çimentosudur. Ayni dili konuşan insan toplulukları bir millet sayılırlar ve hemen her zaman ayrı, bağımsız bir devlet kurmuş bulunurlar.

 Bir dil kendi içerisinde birtakım alt kollara ayrılır. Böylece bir dil sahası içerisinde lehçeler, ağızlar ve argolar meydana gelir.

 Lehçeler, bir dilin bilinmeyen, çok eski dönemlerinde ayrılmış kollarına denir. Başka bir deyişle, bir dilin birbirinden uzak bölgelerde, çeşitli nedenlerle, ses, söz dizimi ve söz varlığı bakımından değişikliğe uğramış biçimine lehçe (Alm: Dialekt; Fr: dialecte; İng: dialect) denir. Tanımalardan  da anlaşılacağı gibi, ağız’da genellikle ses ve söyleyiş farklılığı varken, lehçede ses ve söyleyiş farklılığıyla birlikte, dilin yapısı (söz dizimi) ve söz varlığı da değişmektedir. O kadar ki, bu farklılıklar zamanla lehçelerin birer dil olamasına bile yol açmaktadır. Söz gelimi, Latincenin çeşitli lehçeleri arasındaki farklılık zamanla o kadar büyümüştür ki, sonunda fransızca, italyanca, ispanyolca, portekizce, rumence gibi diller ortaya çıkmıştır.

Sonraki sayfa »

haberler