İSLAM’DA KADİN HAKLARİ
Yazan: admin 01 Ekim 2011
Kategori: Dini Konular
İSLAM’DA KADİN HAKLARİ

İslâm Dîni, kadın hakları üzerinde titizlikle durmuş ve kadını, hiçbir nizâm ve sistemin veremediği müstesnâ bir makâma sâhip kılmıştır. Nitekim Cenâb-ı Hakk Kur’ân-ı Kerîm’inde:”Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır.” buyurmuştur.Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz de erkekleri, kadınların hak ve hukûkunu gözetmeye dâvet etmekte ve bu konuda: “Kadınların haklarını yerine getirme husûsunda Allâh’tan korkunuz! Zîrâ siz onları Allâh’ın bir emâneti olarak aldınız.” buyurmaktadır.Başka bir hadîs-i şerîflerinde de: “Sizin en hayırlınız, ehline (eşine ve çocuklarına) en hayırlı olanınızdır. Ve ben de ehline karşı en hayırlı olanınızım.” buyurur.Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, erkeklere, kadınlara dâimâ iyi davranmalarını tavsiye ederek:”Mü’minlerin îmân bakımından en olgunu ve en hayırlısı, hanımına karşı en hayırlı olanıdır.” buyurmaktadır.Vedâ Haccı’ndaki meşhûr hutbesinde Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: “Ey insanlar! Kadınlar hakkında Allâh’dan korkunuz! Sizin kadınlarınız üzerinde hakkınız vardır.Bazı hadisler : (Hanımlarınızı üzmeyin. Onlar, Allahü teâlânın size emanetidir. Onlara yumuşak olun, iyilik edin!) [Müslim](Hanımının kötü huylarına katlanan erkek, belalara sabreden Hz. Eyyüb gibi mükafatlara kavuşur. Kocasının kötü huyuna sabreden kadın da, Hz. Asiye gibi sevaba kavuşur.) [İ.Gazali](Hanımı ile iyi geçinip şakalaşanı Allahü teâlâ sever, rızklarını artırır.) [İ.Lâl](En üstün mümin, hanımına, en iyi, en lütufkâr davranan güzel ahlaklı kimsedir.) [Tirmizi](En iyi Müslüman, hanımına en iyi davranandır. İçinizde, hanımına en iyi davranan benim.) [Nesai](Hanımına güler yüzle bakan erkeğin defterine, bir köle azat etmiş sevabı yazılır.) [R.Nasıhin](Hanımının haklarını ifa etmeyenin; namazları, oruçları kabul olmaz.) [Mürşid-ün-nisa](Hanımını döven, Allah’a ve Resûlüne asi olur. Kıyamette onun hasmı ben olurum.) [R.Nasıhin](Kadınlara ancak asalet ve şeref sahibi kimse değer verir. Onları ancak kötü ve aşağılık kimseler hor görür.) [İ.Asakir] (Kızlarınızı altın ve gümüş ile süsleyin! Elbiseleri güzel olsun! İtibar kazanmaları için en güzel hediyelerle ihsanda bulunun!) [Hakim](Kız çocuğunu güzelce terbiye edip, Allahü teâlânın verdiği nimetlerle bolluk içinde yedirir giydirirse, o kız çocuğu onun için bir bereket olur, Cehennemden kurtulup kolayca Cennete girmesine vesile olur.) [Taberani] (İki kız evladına güzel muamele eden, mutlaka Cennete girer.) [İbni Mace] (İki kızı veya iki kız kardeşi olup da, maişetlerini güzelce sağlayanla Cennette beraber oluruz.) [Tirmizi] (Çarşıdan aldığı şeyleri, erkek çocuklardan önce kız çocuklarına verene, Allahü teâlâ rahmetle nazar eder. Allahü teâlâ rahmetle nazar ettiğine de azap etmez.) [Harâiti] (Çarşıdan turfanda meyve alıp evine getiren, sadaka sevabı alır. Getirdiğiniz meyveyi, erkek çocuklarından önce kız çocuklarına verin! Kadınları, kızları sevindiren, Allah korkusundan ağlayan gibi çok sevap kazanır. Allah korkusundan ağlayana Cehennem haramdır.) [İbni Adiy] (Üç kızına, ihtiyaçtan kurtulana kadar iyi bakan, yedirip giydiren, elbette Cenneti kazanır.) [Ebu Davud] (Üç kız veya kız kardeşinin geçim veya başka sıkıntılarına katlananı, Allahü teâlâ Cennete koyar.) Eshab-ı kiramdan biri, (İki tane olursa da aynı mıdır?) diye sual edince, Peygamber efendimiz (Evet, iki tane olursa da aynıdır) buyurdu. Başka birisi, (Ya bir tane olursa?) diye sual etti. Cevabında buyurdu ki: (Bir tane de olsa gene aynıdır.) [Hakim, Harâiti]…
Kadınlarınızın da sizin üzerinizde hakları vardır.” buyurarak daha yedinci yüzyılda yüzyirmi dört bin müslüman hacı namzedine karşı, kadınların haklarını ilk olarak açıklamışlardır.Başka bir hadîs-i şerîflerinde: “Onlara yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, onları dövmeyin, onlara çirkin demeyin, fenâ söz söylemeyin!” buyurmuşlardır. Kadınlarla iyi geçinmek Kur’ân-ı Kerîm’in emridir: “Kadınlarınızla iyi geçinin; eğer onlardan hoşlanmadı iseniz bile!..Olabilir ki bir şey, sizin hoşunuza gitmez de, Allâh onda bir çok hayır takdîr etmiş bulunur.”
Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bu konuda: “Kadınlar hakkında birbirinize hayır tavsiye ediniz!” buyurmaktadır. Kadınlara karşı daima hoşgörülü olmalıdır. Nitekim bir hadîs-i şerîfte: “Mü’min bir erkek, mü’min bir kadına kızıp darılmasın! Eğer onun bir huyundan hoşlanmazsa, öbüründen memnûn olabilir.” buyurulur.Bir insanın her işi ve her huyu hoşumuza gitmeyebilir. Fakat iyi niyetli ve ülfet edilir insan, kendi hanımında hoşuna gidecek nice meziyetler bulabilir.
Onlarla kendisini memnûn ve mes’ûd edebilir. Bunun için ayıp aramaya değil, meziyet aramaya bakmalıdır.Zîrâ mârifet iltifâta tâbîdir. İltifatsız mârifet zâyîdir. Özetle;
“Bana dünyadan güzel koku ve kadınlar sevdirildi. Benim en mutlu ânım ise, namazda olduğum zamandır.” (Nesâî, İşretü’n-nisâ 1, Mişkâtü’l-mesâbih, c.2, sb.669) KADIN VE GÜZEL KOKU YANYANA ZİKREDİLMİŞ, AYRICA NAMAZLA KADININ ÖNEMİ HADİSLE PEKİŞTİRİLMİŞTİR
“Allah sizden; kadınlara karşı iyi ve hayırlı olmanızı ister; çünkü onlar, sizin analarınız, kızlarınız veya teyzelerinizdir (TÜRKÇEDE KULLANILAN KELİME İLE ;BACI, KIZKARDEŞ, YENGE…!)” (el-Camiu’s-Sağir, el, sh.78, Hadis No: 1647) HANIMLARA TOPLU BAKIŞIMIZ: YA ANNE YA EŞ YA BACIMIZDIRLAR
“Sizin hayırlınız, eşine hayırlı olandır. Ben de eşime karşı sizin en hayırlınızın. Kadınlara ancak iyi insanlar iyi davranır; onlara karşı ancak kötü kişiler, ihanet eder.” (el-Camiu’s-sağir, c.2, sh.ll, Hadis No:4012) HAYIR VE İYİLİK KADINA OLAN DAVRANIŞLA ÖLÇÜLÜYOR!
Abdullah ibn Mes’ûd, Hz. Muhammed’e(a.s), kiminle beraber bulunması, kime hizmet etmesi gerektiğini sorunca Hz. Muhammed, üç kez “Annen’e” dedikten sonra, “Baban’a”, demiştir. (Buhârî, Edeb: 2; Müslim, Birr: 1)
“Cennet annelerin ayağı altındadır. ” diyen dinimiz kadına hak etmiş olduğu değeri vermiştir. İslamiyet’in ilk şehidi bir kadındır. İlk Müslüman bir kadındır. Peygambe-rimizin soyu kızından devam eder. Hz. Ebubekir’in kitap haline getirdiği dünyadaki tek Kur’an-ı Kerim Hz.Ebubekir, Ömer, Osman dönemlerinde onlarca yıl bir kadının yanında kalmıştır. O dönemde ise Hıristiyanlar şunu tartışıyordu bir kadın İncil’e dokunabilir mi dokunamaz mı. Kur’an-ı Kerim’de Nisa (Kadınlar), Müntehine (imtihan edilen kadın), mücadele (mücadele eden kadın), Meryem (Hz. İsa’nın annesi )… gibi sure isimleri vardır. Fakat mesela, rical (erkekler) süresi yoktur.
İSLAM’DA KADINA VERİLEN DEĞER
Peygamberimizin ağzından uydurulan, mevzu – yalan hadisleri ve anlamı saptırılan ayet-i kerimelerin yorumunu bir kenara bırakırsak İslamiyet’i tanımayan bazı insanlar İslamiyet’te kadınlara değer verilmediği kadının erkeğin yarısı kabul edildiğini iddia etmektedirler.
MİRAS
Mirasta erkeğe kadına verilen miktarın iki katı verildiğini söyleyerek kadına haksızlık yapıldığını iddia ederler. Halbuki İslamiyet’te kadın erkek mirasta eşit pay alırlar. Anne, baba, dede, nine… kadın erkek oldukları halde eşit pay alırlar.
Sadece kız ve erkek kardeşlerde kız kardeşe erkek kardeşin yarısı kadar verilir. Burada sanki bir haksızlık varmış gibi gözükmektedir. Fakat, örneğin baba vefat etse babanın üç dairesi olsa kız kardeş bir erkek kardeş iki daire alırlar. Kız kardeş bir erkekle evleneceği zaman kız kardeşin bir dairesiyle evleneceği erkeğin ailesinden kendisine miras kalan iki payı bir araya gelince toplam üç payları olur. Erkek kardeşinde kendi iki payıyla beraber bir kızla evlenirken evleneceği kızın bir payıyla beraber onlarında toplam üç payı olur. Ayrıca erkek kardeş evleneceği kıza mihir verir.İSLAMDA BAŞLIK PARASI YOKTUR , MİHİR KADINA BOŞANMA VUKU BULURSA BİR SOSYAL GÜVENLİK OLSUN DİYE – SİGORTA- OLARAK VERİLİR! Böylece iki dairesi erimeye başlar. Yine erkek kardeş hayatları boyunca evleneceği kadın ve çocuklarının nafakasını (yiyecek, yatacak, yakacak…) karşılamak zorundadır. İki dairesi erimeye devam eder. Halbuki kız kardeş mihir alır. Ayrıca hayatı boyunca kendisine ve çocuklarına erkek bakmak zorundadır. Kendi bir dairesini ise ailesine harcamak zorunda değildir. O dairesi onun harçlığıdır; satar, bağışlar, kiraya verir… İsterse kocasına da verebilir.
Kız kardeşe erkek kardeşe verilen miras miktarının yarısı verilmiştir. Anne, baba, dede, nine … eşit pay alırken kız kardeş ile erkek kardeşte sanki haksızlık varmış gibi gözükür.
Miras : 3 daire
Erkek kardeş Kız kardeş
2 1
1-) Kız kardeş Erkek 2-) Kız Erkek kardeş
1 2 1 2
3= + evleniyor 3= + evleniyor
Mihir, Nafaka (+) Mihir, Nafaka (-)
Görüldüğü gibi erkek kardeşe çok miras payı verilmesinin sebebi onun toplum içindeki ağır sorumluluğundan dolayıdır. Erkek kardeş aldığı iki payı hep harcayacak , hep eksilecektir. Kız kardeş ise aldığı bir payın yanında mihir, nafaka alacak. Malı artacaktır. Bir payı da kendinin olacaktır. Görüldüğü gibi ilk başta erkek kardeş fazla pay alır gibi görünürse de iş alınan payların dağılımına kullanılmasına gelince kız kardeşin az payı ile erkek kardeşinden daha fazla imkan olanak paya sahip hale geldiği görülmektedir. Erkek kardeşe ailesine -Eşine – verilmesi için fazla verilmiştir. Zamanla bu oran kız kardeş lehine değişmektedir. ( Benzer örnek için bakınız: Feteva Ali Tantavi, S:266)
EŞİTLİK
Allah kadınla erkeği eşit yaratmamıştır. Her ikisini de insan olma yönünden, akıl, bilgi, kültür yönünden eşit olsa da, kadın erkekten daha duygusal daha hissidir. Erkek ise daha katı, olaylara daha sert,duygusal yoğunluğu az olan bir açıdan bakar. Bu psikolojik yönden farklılıktır. Biyolojik yönden, erkekte kas daha fazla iken kadında yağ daha fazladır. Bu durum erkeğin kadından üstün olduğunu göstermez.Kadın daha duygusal erkek daha az duygusal, kadın daha çok acır, sevgi hayatında daha önemli bir yer kapsar, erkekte ise daha az. Erkek daha güçlü-kaslıdır, kadın daha az güçlü ve kaslı… Her iki cinsinde üstün- eksik yönleri vardır. (Akılda, düşüncede … her iki cinside eşittir ve birbirlerini geçebilirler.)
Bu durum erkeğin üstünlüğünü veya kadının zayıflığını göstermez. Aksine bu durum her iki cinsin ayrı yaratılış özelliklerinin doğal sonucudur. Bunu kabul etmeli, yaşam tarzımızı buna göre ayarlamalıyız.
İslam kadın – erkek eşitliğini değil kadın erkek adaletini savunur. Eşitlik adalet demek değildir. Eşitlikte mesela, kadına da erkeğe de 100 kg yükte 50 şer kilo her iki cinse vermek vardır. Adalette daha kaslı olan erkeğe daha fazla daha az kaslı kadına daha az yük vermek vardır. Yaratılış özelliğini kabul bunu gerektirir.
İngiliz kraliyet ordusunda , kadın erkek tüm askerlere “ aynı eğitim programının “ uygulanması , kraliyet ordusu fizikçilerinden Yarbay Ian Gemmel ‘i : Fırsat eşitliği adı altında kadın askerler eziliyor , diye isyan ettirir.
Erkek askerlerin eğitimi sırasında yaralanma oranı yüzde 1.5 iken , kadınlarda bu oran yüzde 11.1 ‘lere kadar çıkmaktadır .Yarbay Gemmel’e göre bunun nedeni :
Kadın kas ve kemik yapısı erkeklere göre daha zayıf . Aynı eğitim kadın bedeninde erkeklere oranla % 39 daha fazla baskı oluşturuyor.
Belirli kas olgunluğuna ulaşmak için erkek askerlerin 3 ay çalışması yeterli iken , kadınların 6 ay çalışması gerekir.
Bu kadın askerlerden 40 tanesi ordu’yu ” bize fazla yükleniliyor ” diyerek mahkemeye başvururlar ( The Sunday Times :10.03.2002)
NASIL Kİ OKULLARDA ÇOCUKLARI YETENEKLERİNE GÖRE YÖNLENDİRİP EĞİTMEK SAVUNULACAK BİR DURUMSA , İSLAM’DA DA KADIN VE ERKEĞE DOĞA VE YAPILARINA UYGUN GÖREV DAĞILIMI YAPILMAKTADIR.RESİME YETENEKLİ BİR ÖĞRENCİYİ MATEMATİK PR.’U YAPMAK NASIL MANTIKSIZLIK İSE KADIN VE ERKEKLERE DE MİZACLARINA TERS GÖREV YÜKLEMEK O KADAR TERSTİR. BİR ERKEKTEN NE KADAR ANA SINIFI ÖĞRETMENİ OLABİLİR, HANIMLARLA KIYASLARSAK…?
İngİlİz donanmasındaki kadın askerlerin dörtte biri cinsel tacize uğramış
İngiltere’de kraliyet donanmasında görev yapan kadın askerlerin dörtte birinin, görevleri sırasında en az bir kez cinsel tacize uğradığı açıklandı.
Donanmadaki cinsel tacizin kabul edilemez bir düzeye – demek kabul edılebılır Bır duzeyı de var …!-ulaştığını açıklayan Savunma Bakanlığı, bundan sonra her vaka için disiplin işlemiyle yetinilmeyip adli işlem yapılacağını duyurdu.İngiltere’de sadece 2002 yılında donanmada görev yapan 2500′e yakın kadın asker gemide ya da üste bulundukları sırada tacize uğradıkları gerekçesiyle şikayette bulundu. 2003 yılında ise donanmada görev yapan kadınların yüzde 22′sinin bu tür şikayetlerde bulunduğu açıklandı. Bu rakam, 2005 yılında yüzde 25′e kadar yükselirken, donanmada görev yapan kadınların üçte biri şikayetlerinin adil biçimde ele alınıp değerlendirilmediğinden de yakındı. Genel olarak İngiliz ordusunda, aynı türdeki şikayetlerin oranının ise yüzde 12 olduğu belirtildi. ( Milliyet : 24.06.2005 ) ya ŞİKAYET edılmeyen, edılemeyenler…!
Kadın subay ve askerlerin yarısı cinsel tacize uğramış
İngiltere’de Kraliyet Hava Kuvvetleri içinde hazırlanan bir rapor, hava kuvvetleri mensubu kadın asker ve subayların yarısının iş hayatları boyunca en az bir kez cinsel tacize uğradıklarını ortaya koydu.Independent on Sunday gazetesi tarafından ele geçirilen rapora göre, son 12 ayda 1000 kadın asker üstlerine yaptıkları başvuruda bir meslektaşı hakkında cinsel taciz suçlamasında bulundu.Kadın asker ve subayların en az iki kez karşı cinsteki üstleri tarafından taciz edildiklerinin de rapor yazarları tarafından ortaya konulduğunu öne süren Independent, kadın asker ve subayların en azından cinsel konularda sözle sarkıntılık edilerek rahatsız edildiklerini kaydetti.Cinsel tacize uğrayanların sadece yarısının şikayette bulunduğunu iddia eden Independent, üç yıl önce de benzer bir raporun yayımlandığını, karşılaştırma yapıldığında taciz sayısının büyük artış gösterdiğinin anlaşıldığını belirtti. Independent, ”Bu durum da ordu komuta kademesini büyük bir kaygıya sürüklüyor” diye yazdı.Raporun, hava kuvvetlerinde sadece kadın değil erkek asker ve subayların da tacize uğradıklarını ortaya koyduğunu duyuran Independent, erkek subayların ayrıca bazı gruplar tarafından korkutularak sindirildiklerini de iddia etti. ( Milliyet :24 Ocak 2005 )
ABD ordusunda cinsel taciz arttı
AMERİKAN askerleri arasında yaşanan cinsel tacizin geçtiğimiz yıla oranla büyük bir artış gösterdiği ortaya çıktı. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından yayınlanan rapora göre, 2004 yılında, Amerikan askerleri arasında yaşanan ve rapor edilen cinsel taciz sayısı bin 700′den, 2005′te 2 bin 374′e ulaştı. Pentagon yetkilileri askerler arasında yüzde 40′ı bulan cinsel taciz artışını yeni uyguladıkları programa bağladı. Pentagon’un yeni programı çerçevesinde cinsel tacize uğradığını beyan eden askerler, sağlık, rehberlik ve psikolojik destek alıyor. ABD ordusunda cinsel tacize uğrayanlar, çeşitli nedenlerden dolayı bu durumu rapor etmediğİ için cinsel taciz vakalarının pek çoğu açığa çıkmıyordu.
2011 Kurban Bayramı
Yazan: admin 01 Ekim 2011
Kategori: Dini Konular
Aşağıda kurban 2011 yılı kurban bayramı tarihlerini görmektesiniz. Görüldüğü üzere kurban bayramından sonraki perşembe ve cuma günlerinin tatil olup olmayacağı merak uyandırmış durumda. Hükümet bu konuda henüz resmî bir açıklama yapmadı. Ancak perşembe ve cumanın yine tatil edilmesi gündemde. Gelişmeler bu sayfada olacak.
2011 KURBAN BAYRAMI TATİL GÜNLERİ
Kurban Bayramı Arefesi 1/2 Gün — 5 Kasım Cumartesi
Kurban Bayramı 1. Gün — 6 Kasım Pazar
Kurban Bayramı 2. Gün — 7 Kasım Pazartesi
Kurban Bayramı 3. Gün — 8 Kasım Salı
Kurban Bayramı 4. Gün — 9 Kasım Çarşamba
Emr-i marufun önemi
Yazan: admin 30 Eylül 2011
Kategori: Dini Konular
Sual: Herkesin emr-i maruf ve nehy-i münker yapması, [iyiliği emredip kötülüğü önlemeye çalışması], mesela, bir haksızlık karşısında eylemlerde bulunması, farz değil mi? Haksızlık karşısında susmak caiz midir? Yoksa bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mı diyelim?
CEVAP
Emr-i maruf, farz-ı ayn değil, farz-ı kifayedir. Yani, herkese farz değil, gücü yetene farzdır. Her gücü yetene de farz değildir. Bir yerde, bu işi yapanlar varsa, diğerlerine farz olmaz. Çünkü Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(İçinizde, hayra çağıran, marufu emreden ve münkeri nehyeden bir topluluk bulunsun. İşte bunlar, kurtuluşa erenlerdir.) [Â. İmran 104]
Maruf, dinimizin emrettiği, münker ise, dinimizin yasakladığı işlerdir. Emr-i maruf yapılmazsa, ilim yok olur, cahillik, fitne ve fesat her yeri kaplar. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Fitne [bid’at, sapıklık, küfür] yayıldığı zaman, hakikati, doğruyu bilen bir kimse, [imkanı nispetinde, söz ile, yazı ile, gazete, dergi, radyo, tv ile] başkalarına [mümkün olan her yere ve herkese] bildirsin, [imkanı var iken, bir engel de yok iken bildirmezse], Allahü teâlânın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun!) [Deylemi]
(Ümmetimin bir kısmı, kabirlerinden maymun ve domuz şeklinde kalkar. Bunlar Allah’a isyan edenlere, nehy-i münker yapmayan kimselerdir.) [Ebu Nuaym]
(Bir toplumda, gücü yettiği halde, günah işleyenlere, mani olmayanlar, ölmeden önce de, Allahü teâlânın azabına maruz kalırlar.) [İbni Mace]
(Kötülük men edilmezse, azap o milletin hepsine birden iner.) [Hakim]
(Geçmiş ümmetlerden bir kısmı çeşitli azaba uğradı. Bunların arasında iyiler yok muydu) denildiğinde, Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Hep birlikte helak oldular. Zira günah işlenirken iyiler susmuştu.) [Taberani]
Âlimlerin, güçleri yettiği kadar, fitneye sebep olmadan idarecilere, emr-i maruf yapması gerekir. Bir hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Cihadın en kıymetlisi, zalim sultan yanında, hak yolu gösteren bir söz söylemektir.) [Tirmizi]
Emr-i maruf yaparken, fitne çıkarmamaya çok dikkat etmelidir. Zarar geleceği bilinirken, günah işleyen herkese, emr-i maruf yapmak yanlıştır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kıyamette, bir kimseye, günah işleyene, niçin engel olmadığı sorulacak, o da, “Onun zararından korktum, Allah’ın affına güvendim” diyecek ve mazur görülecektir.) [İ Mace]
(Zalimin zulmünü değiştiremeyen, oradan hicret etmelidir.) [F.Bilgiler]
(Bozuk bir işi [nasihat ederek ve diğer meşru yollarla] düzeltemezseniz, sabredin! Allahü teâlâ onu düzeltir.) [Beyheki]
Son hadis-i şerif, saldırganlığı değil, meşru yollardan öğüt verip sabretmeyi emretmektedir.
Kudreti varken, gücü yeterken, haram işleyene mani olmamak müdahene olur.
Müdahene, dünyalık ele geçirmek için, dinden taviz vermektir. Haram işleyene veya yanında bulunanlara olan saygısı yahut dine olan bağlılığının gevşekliği, müdaheneye sebep olur.
Günah işleyene müdahale
Fitne olmadığı, yani dinine veya dünyasına zarar olmadığı zaman, haram ve mekruh işleyene mani olmak gerekir. Mani olmamak, susmak haram olur.
Müdahene etmek, haram işlemeye razı olmayı gösterir. Susmak çok yerde iyi ise de, gücü yetenin hakkı, hayrı söyleyecek yerde susması yanlıştır.
İlmin zekatı, ancak ilmi öğretmekle ödenir. Âlimin mürekkebi, şehidin kanından üstün olduğu hadis-i şerifle bildirilmiştir.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allahü teâlânın yeryüzünde şehitlerden üstün mücahidleri vardır. Bunlar, emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker yapan kimselerdir.) [İ. Gazali]
Hazret-i Ebu Bekir, (Ya Resulallah, müşriklerle savaştan başka cihad var mı) diye sorunca, Peygamber efendimiz cevap olarak buyurdu ki:
(Evet, şehidlerden üstün mücahidler vardır. Emr-i maruf yaparlar, salihleri sever, facirlere buğzederler.) [Tibyân]
Dinimizin temeli, imanı, farzları ve haramları öğrenmek ve öğretmektir. Allahü teâlâ, Peygamberleri bunun için göndermiştir. Bunlar öğretilmezse, İslamiyet yıkılır, yok olur.
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu Cehennem ateşinden koruyun!) [Tahrim 6]
Kötüler de hizmet edebilir
Sual: Dine hizmet edecek kimselerin mutlaka salih Müslüman olması mı gerekir? Günahkâr insan da hizmet edemez mi?
CEVAP
Öyle bir şart yok. Herkes hizmet edebilir. Bir hadis-i şerif meali:
(Allahü teâlâ, bu dini bir facirle de kuvvetlendirebilir.) [Buhari]
Facir, haramlara dalmış günahkâr ve kötü insan demektir.
Emr-i maruf yaparken
Sual: Samimi olduğum arkadaşlarıma bile emr-i maruf yapamıyorum. Mesela birine, (Seni sabah namazında göremiyorum) desem, teşekkür etmeyi bırakın, ne bahaneler buluyor. Bu da yetmiyor. Sen benim kusurlarımı mı arıyorsun? Sen de şunları yapıyorsun ya diyor. Bir hakkı kabul etmemek neden ileri gelir?
CEVAP
Hakkı kabul etmemek kibirden ileri gelir. Kibirli kimse, tenkit edilmekten hiç hoşlanmaz. Kendi ayıplarını görmeyip başkalarının kusurları ile meşgul olur. Bir çocuk bile, bir cahil bile bize bir nasihat verse, onu memnuniyetle kabul etmeliyiz. Bir hadis-i şerif meali:
(Bir kimseye dini bir öğüt tebliğ edilirse, bu, Allahü teâlâ tarafından gönderilen bir nimettir. Şükrederek onu kabul etmesi ne iyidir. Kabul etmezse Allahü teâlâ onun günahını arttırır ve ona daha fazla gazap eder.) [İ. Asakir]
Deli denilmedikçe
Sual: (Bir kimseye deli denilmedikçe, imanı tamam olmaz) hadis-i şerifindeki deliden maksat nedir?
CEVAP
Deli, kârını, zararını düşünmeyen kimsedir. Bazı kimseler, insanların, dünya ve ahiret saadetine kavuşması için, aklını, fikrini dinin yayılmasına vermiştir. Hiç kârını, zararını düşünmeden çalışır. Kendi rahatını düşünmez. İnsanlar böyle kimselere deli derler. Eshab-ı kiramın hepsi böyle çalışmıştır.
Bir İslam âlimi, (Siz eshab-ı kiramı görseydiniz, deli derdiniz. Onlar sizi görseydi, acaba bunlar Müslüman mı, diye tereddüt ederlerdi) buyuruyor. Hazret-i Ebu Bekir, insanların azap görmemesi için kendi vücudunun büyültülerek Cehenneme atılmasını istiyor. İşin mahiyetini bilmeyenler, böyle merhametli Müslümanlara deli diyebilirler. (Mektubat-ı Rabbani)
Borçlunun yardımı
Sual: Borçlu bir kimse, dini yayan yani farz olan emr-i maruf görevini yapan yerlere yardımda bulunabilir mi?
CEVAP
Taksitli borçları varsa, yardım etmenin hiç mahzuru olmaz. Günü gelmiş âcil borçlar varsa, fitneye sebep olmayacak kadar borçlar ödenmeli, arta kalanıyla da, emr-i maruf yapan yerlere yardım etmek çok iyi olur.
Deli denene kadar
Sual: Ebu Ya’la’nın bildirdiği bir hadiste, (Size mecnun [deli] denene kadar, Allah’ı çok zikredin!) deniyor. Allah’ı çok zikredene, insanlar niye deli desinler ki?
CEVAP
Bir hadis-i şerifi, başka bir hadis-i şerif açıklayabilir. Yukarıdaki hadis-i şerifi açıklayan başka bir hadis-i şerifin meali şöyledir:
(Münafıklar size mecnun diyene kadar, Allah’ı çok zikredin!) [İ. Ahmed]
Genelde deli diyenler, münafıklardır, mürtedlerdir, dinsizlerdir. Meseleyi iyi bilmeyen Müslümanlar da deli diyebilir. Bir hadis-i şerif meali daha:
(Bir kişiye deli denmedikçe, o kişinin imanı tamam olmaz.) [M. Rabbani 1/65]
Buradaki deli de, aynı anlamdadır. Hizmet delisi mânâsındadır, çünkü nefs kâfir olduğu için, bu hizmete engel olur. İnsan nefsini ayaklar altına alıp, bir kişiyi daha Cehennem ateşinden kurtarmak için yola çıkarsa, insanların hidayeti için gece gündüz demeden çalışırsa, doğru din kitaplarını tavsiye eder ve bu kitapları, hiçbir karşılık beklemeden tanıdıklarına verirse, münafıklar gibi, nefsi de ona, sen delisin der. Cahil insanlar da deli der.
İlmi yaymak cihaddır
Sual: (Bir haramı ortadan kaldırmak, bir haramın ortadan kalkmasına sebep olmak yüz şehid sevabından fazladır) deniyor. Ehl-i sünnet kitaplarını dağıtarak ilmin yayılmasını sağlamak cihad mıdır? Cihadsa, cihad için verilen sevaba ve faziletlere ortak olabilir mi?
CEVAP
Evet, dini yaymak günümüzün cihadıdır ve bildirilen faziletlere kavuşur. Çünkü kitap vermek emr-i maruf yapmak demektir. İki hadis-i şerif meali şöyledir:
(İlim öğrenenle öğreten, sevabda ortaktır.) [Hatib]
(Bütün ibadetlere verilen sevap, Allah yolunda cihada [savaşa] verilen sevaba göre, deniz yanında bir damla su gibidir. Cihad sevabı da, emr-i maruf ve nehy-i anil-münker sevabı yanında, denize nispetle bir damla su gibidir.) [Deylemi]
Görüldüğü gibi, ibadetlerin sevabı Allah yolunda savaşmanın sevabına göre çok azdır. Bu cihad sevabı da emr-i marufun yanında denizde damla kalıyor. Emr-i maruf yaparak çok sevab kazanmak isteyen, nakli esas alan muteber din kitaplarını yaymaya çalışmalıdır.
Hatta ilim öğretmek, ilim öğrenmekten daha sevabdır. İlim öğrenenin ve öğretenin rızkına Allahü teâlâ kefildir. İki hadis-i şerif meali şöyledir:
(İlim öğrenmeye çalışanın rızkına Allah kefildir.) [Deylemî, Hatib]
(Cihada sarılın ki, sıhhat bulasınız ve zenginleşesiniz.) [İ. Adiy]
Dine hizmet ederken
Sual: Dine hizmet etmek için neler yapmak gerekir?
CEVAP
Dinimize hizmet etmek için, Müslümanların gayrimüslimlerde bulunan savaş araçlarının hepsini yapmaları ve kullanmaları farz-ı kifayedir. Asrımızda gayrimüslimler her türlü propaganda yoluyla soğuk savaş yapıyor, İslamiyet’e saldırıyor, gençleri aldatmaya uğraşıyorlar. Müslümanlar, her türlü teknolojiyi kullanarak gayrimüslimlerin soğuk savaşına karşı koymalı. Kitap, dergi, gazete, radyo, TV ve internetle İslamiyet’in üstünlüğünü, faydalarını hem Müslüman yavrularına öğretmeli, hem de bütün dünyaya yaymalı. Bunu yapabilmek için, İslam bilgilerinin fen kollarını da iyi öğrenmeli.
İslam’a hizmet etmek ve din düşmanlarının yalanlarını, iftiralarını yüzlerine çarpabilmek isteyenlerin, lüzumlu fen bilgilerini ve Ehl-i sünnetin temel bilgilerini iyi kavramaları gerekir. Bu ikisinden birinde eksiği olanların İslamiyet’e faydaları değil, zararları dokunur, fitneye sebep olur. (Yarım doktor candan, yarım hoca dinden eder) sözü meşhurdur.
Köylere Kur’an kursları açılmalı, ilmihal bilgileri de öğretilmeli. Her Müslüman, din bilgilerini öğrettikten sonra, oğlunu liseye, üniversiteye de göndermeli. Dinini, vatanını seven Müslümanlar, çocuklarını okutmazsa, devlet işleri, propaganda vasıtaları, art niyetli, kötü kimselerin elinde kalır, dinsizlik yayılır. Dinimize, vatana ve millete hizmet etmek için, üniversiteyi bitirmek ve daha da çalışmak gerekir. Her gün çarpışan İslam ile küfürden biri, elbette ötekini yener. Bu ölüm kalım savaşına katılmayan, hatta bundan haberi bile olmayan ahmaklar, ahirette ağır cezaya maruz kalacaklardır. Allahü teâlâ çalışana yardım eder. Boş oturanı sevmez ve yardım etmez. O halde, dinimizi yaymak için uygun şekilde çalışmalıdır.
İlmi yaymak
Sual: Ehl-i sünnet âlimlerinin yazdığı kitapları yaymak, onları yazan âlimler gibi sevab kazanmaya sebep olur mu?
CEVAP
Elbette, bunlar birbirine bağlıdır. Din kitabı yazılmasa, din nasıl yayılabilir ki? Tersi de böyledir. Bir kitap yazılır, öylece rafta durur, yayılmaz ve okunmazsa insanlar faydalanamaz. Onun için kitabı yazan zatlar, emr-i marufun önemini bildiğinden, onun yayılması için gerekli tedbirleri alır. Fıkıh ilmi önemlidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Allahü teâlâ, hayır murat ettiği, sevdiği kulunu fıkıh âlimi yapar.) [Taberanî, Beyheki, Bezzar]
Yani hakiki âlim çok kıymetlidir. Allahü teâlâ, sevdiği kimseleri âlim yapar. Daha çok severse bu âlimi dinin yayılmasına hizmet ettirir. Dinin yayılmasına hizmet edenler de, Allahü teâlânın sevgili kulları arasına girerler. Onun için, (Allah bir kulu severse fıkıh âlimi yapar, daha çok severse fıkıh ilmini yayıcı yapar) buyurulmuştur. Bu kitapların yayılması için çok çalışmalıdır. İmam-ı Rabbani hazretleri, bir zata yazdığı mektupta buyuruyor ki:
Sizin bu nimete kavuşmanız, İslamiyet bilgilerini ve fıkıh hükümlerini yaymakla olmuştur. O hâlde, din bilgilerini ve fıkıh ahkâmını yaymaya elinizden geldiği kadar çalışınız! Bu ikisi bütün saadetlerin başı, yükselmenin vasıtası ve kurtuluşun sebebidir. (1/275)
Tehlikeli sözlerle ilgili çeşitli sorular
Yazan: admin 30 Eylül 2011
Kategori: Dini Konular
Sual: (Bir şeyi çok görse, mahalakallah dese, manasını bilmese, kâfir olur) deniyor. Burada, (Bir şeyi çok görse), (Mahalakallah) ve (manasını bilmese kâfir olur) ifadelerinin anlamları nedir?
CEVAP
Bir şeyi çok görse demek, çok şey görse demektir. Denizde binlerce balık görse, havada binlerce bıldırcın görse demektir. Mahalakallah, Allah ne kadar çok şey yaratmış anlamındadır. Denizdeki balıkları görüp Allah ne kadar da çok şey yaratmış anlamında, mahalakallah demek böyledir.
Manasını bilmese kâfir olur demek, mahalakallahın ikinci manası, Allah yaratmadı demektir. Balıkları görüyor, kuşları görüyor, bunları Allah yaratmadı anlamında söylüyorsa küfür olur. Her şeyi Allah yaratmıştır. Bir şey söylerken ne söylediğini bilmeli denmek isteniyor.
Farzı ve vacibi inkâr
Sual: Farzı inkâr gibi, mütevatir hadisi de inkâr küfürdür; ama vacib sünnetten daha kuvvetli olduğu halde vacibin vacipliğini inkâr eden, kâfir olmuyor, sebebi nedir?
CEVAP
Mütevatir hadisi inkâr, Peygamber efendimizi inkârdır. Bu ise küfürdür; ama ictihadla bulunan farzı veya vacibi inkâr küfür olmaz. Örnek verelim:
Kurban kesmek vacibdir, ama diğer üç mezhep sünnettir. Onlara siz sünnet demekle, vacibi inkâr ettiniz denebilir mi? Ama bir Hanefi vacibi inkâr ederse mezhepsiz olur; çünkü kendi mezhebini beğenmemiş olur.
Gusülde ağzın içini yıkamak Hanefi’de farz, Maliki ve Şafii’de sünnettir. Onlar farzı inkâr etmiş olmuyor; ama bir Hanefi bunu inkâr ederse, kendi mezhebinin hükmünü inkâr etmiş olur. Kendi mezhebinin hükümlerini beğenmeyen de en azından mezhepsiz olur. Küfre kadar gidebilir.
Allah’ın mucizesi demek
Sual: Allah’ın mucizesi demek caiz midir?
CEVAP
Caizse de, her kelimeyi yerli yerinde kullanmalıdır. Allah’ın kudreti, Allah’ın hikmeti demelidir. Sihir, istidrac, keramet, mucize gibi harikaların hepsini yaratan Allahü teâlâdır. Peygamber, Allah’ın kudreti ile birçok harikaların meydana gelmesine sebep olur. Peygamberlerin elinde meydana gelen mucizelerin yaratıcısı da Allahü teâlâdır. Nitekim Allahü teâlâ, peygamberlerine verdiği mucizeleri bildirdikten sonra (Bunları yapan biziz) buyuruyor. (Enbiya 79)
Allahü teâlâ, sevdiği insanlara, iyilik, ikram olmak için ve azılı düşmanlarını da aldatmak için, bunlara, âdetini bozarak, sebepsiz harika şeyler yaratıyor.
1- Peygamberlerden, meydana gelen harikalara (Mucize) denir.
2- Evliyadan meydana gelen harikalara (Keramet) denir.
3- Evliya olmayan müminlerden meydana gelen harikalara (Firaset) denir.
4- Fâsıklardan, günahı çok olanlardan, zuhur edenlere (İstidraç) denir. Allahü teâlânın aldatarak, nimet şeklinde gösterdiği musibettir. Bu, onun Cehenneme gitmesine sebep olur.
5- Kâfirlerden zuhur edenlere ise (Sihir), yani büyü denir.
Allah’ın mucizesi
Sual: Kalbin çalışmasına, gözün görmesine Allah’ın mucizesi demek caiz mi?
CEVAP
Caiz ise de, Allah’ın kudreti, hikmeti demeli; çünkü mucize peygamberlere mahsus bir harika, yani olağanüstü bir haldir. Allah’ın kerameti de denmez; çünkü keramet, evliyaya mahsus bir harikadır. Allah’ın sihri de denmez; çünkü sihir kâfirlerden görülen harika demektir. Her tabiri yerli yerinde kullanmalıdır.
Allah’ını seversen
Sual: Allah’ını seversen veya Allah aşkına şunu yap denince, o işi yapmak şart mıdır?
CEVAP
O işi yapmamak günah olmazsa da, mubah olan işleri yapmak iyi olur. Allah aşkına diyerek bir kimseden dünyalık bir şey istemek caiz değildir. Böyle kimseler hadis-i şerifle lanetlenmiştir. (Hadika)
Allah vergisi
Sual: Bir kimsenin kendisi veya sesi güzel olsa, bunlar için Allah vergisi demek caiz mi?
CEVAP
Evet. Bilal-i Habeşi hazretlerinin de, çok güzel sesi vardı, Allah vergisi idi. Peygamber efendimiz, (Yâ Bilal, güzel sesinle bizi ferahlandır) buyurarak, ezan okumasını emrederdi. İnsan güzel sesi ile, Kur’an-ı kerim, ezan, ilahi okuyabileceği gibi, o güzel sesini günah işlemekte de, kullanabilir. Açık gezen bir kadının kendisine veya sesine, Allah vergisi veya güzel demek, işlediği günaha güzel demek anlamına gelmez.
Ne var, ne yok?
Sual: Birisi, (Ne var, ne yok?) deyince, (Sağlık, güzellik) gibi sözlerle cevap verilebilir mi? Bazı kimseler bu soruya “Allah var, şeriki yok” diye cevap veriyor ve böyle cevap vermenin gerektiğini iddia ediyorlar.
CEVAP
Birinci şekilde söylemenin mahzuru yok. İkinci şekildeki cevap ise, sorulan soruya cevap değildir. Sen evde bir kişi misin diye sorulsa, öteki de bir olan Allah’tır dese, sorulan sorunun cevabı olur mu? Bunlar, dini bilmeyen kimselerin uydurdukları sözlerdir.
Harbi ne demek?
Sual: “Hakikaten” manasında “harbiden” demenin bir mahzuru var mıdır?
CEVAP
Hayır, mahzuru yoktur. Harbi kelimesi şu anlamlara gelir:
1- Ateşli silahların içini temizlemekte kullanılan çubuk.
2- Doğru, hilesiz, mert. Harbi bas demek de, doğru yürü, hızlı yürü demektir.
3- Arapça savaşla ilgili demektir.
4- İslam ülkesindeki gayrimüslimlere zimmi, kâfir ülkesinde olan gayrimüslimlere harbi denirdi. Şimdi zimmi de yok, harbi de yoktur.
Siz ikinci anlamda konuşuyorsunuz, mahzuru olmaz. Mesela harbi ol kardeşim demek, doğru dürüst ol demektir. Harbi konuşalım demek, doğru konuşalım demektir.
Allah’ın sopası yok
Sual: Allah’ın sopası yok ki demek küfür olur mu?
CEVAP
Niyete bağlıdır, tevil edilirse küfür olmaz. Günah işleyeni, hainlik edeni, caniyi anında cezalandırmaz anlamında söyleniyor ki, küfür olmaz. Sanki Allah’ın bir şeyi noksan gibi böyle ifadeler kullanmak uygun değildir.
İyi insan demek
Sual: İyi huylu veya işinde başarılı olan kâfir ve fâsık bir kimse için, iyi insan demek caiz midir?
CEVAP
İyi insan, sâlih insan demektir. Müslüman olmayan, itikadı bozuk olan veya çekinmeden, açıkça günah işleyen fâsık, sâlih olamaz. Kâfir veya fâsık, iyi huylu ise veya işini iyi yapıyorsa, o huyu söylenebilir veya işi için iyi denebilir. Mesela, (Çok cömerttir, yardımseverdir, işinin ehlidir. İyi bir avukattır, iyi bir doktordur) denebilir. Bu, işini iyi yapıyor demektir. Kötü kimseye iyi insan denmez.
Şeytan doldurur
Sual: Boş silahı temizlerken şeytan doldurur deniyor. Şeytan boş silahı doldurur mu?
CEVAP
Hayır. Bu söz, (Silahı boş zannettiğimiz halde, boş olmayabilir, şeytan unutturabilir veya başkası doldurmuş olabilir. Dikkatli olmalı) anlamında söyleniyor.
Alay edilince gülmek
Sual: Hıristiyanlıkla veya Yahudilikle alay edilen filmlere gülmenin, mahzuru olur mu?
CEVAP
Allahü teâlâ ile, Peygamberlerle, meleklerle alay edilirse, buna gülmek caiz olmaz, kasten gülmek küfre sebep olur. Gayr-i ihtiyari yani istemeden, elinde olmadan gülmek küfür olmaz. Gayrimüslimlerin uydurduğu bir hurafe veya batıl bir inançla alay edilirse, ona gülmek küfür olmaz. Kendileri de, Müslüman olunca, bu hurafelere nasıl inandık diye hayret edip gülüyorlar.
Ezeli düşmanımız
Sual: Şeytan ezeli düşmanımız, Yunan ezeli rakibimiz demek caiz midir?
CEVAP
Ezelî kelimesi, manası bakımından yalnız Allahü teâlâ için kullanılır, (Uzun zaman) ve (Eski) manasında mahlûklar için de kullanılır.
Dünya cenneti
Sual: Beğendiğimiz bir yer için dünya cenneti veya cennet gibi yer demek caiz midir?
CEVAP
Caizdir. Ancak, Cennette hatıra hayale gelmedik çok büyük nimetler olacağı için, dünyadaki en kıymetli, en büyük nimeti bile Cennete benzetmek, tuhaf olur. Sanki Cenneti basite indirmek gibi olabilir.
Allah kerimdir demek
Sual: Bir Müslüman, (On günlük kömürüm kaldı. Ondan sonra Allah kerimdir) dedi. Ben de, (Tevbe de kâfir oldun. Daha önce Allah kerim değil miydi?) dedim. Arkadaşım kâfir olmadı mı?
CEVAP
Müslümanların böyle sözlerini tevil etmek, hemen kâfir dememek gerekir. O Müslüman, (On günlük kömürüm kaldı. Ondan sonra Allah bir çıkış yolu ihsan eder. Nasıl olsa O kerimdir) demek istemiştir.
Allah yardımcın olsun demek
Sual: Bir arkadaşa, Allah yardımcın olsun, dediğimde dedi ki, (Yardımcı bir işi yapan asıl kişiye yardım eden, fakat o işi tam olarak bilmeyen kişiye denir. Mesela, müdür yardımcısı, müdürden daha az bilgiye sahiptir. Allah yardımcın olsun, demek caiz olmayabilir.) Allahü teâlâ yardımcın olsun, demek caiz midir?
CEVAP
Akıl yürütmekle din olmaz. Sonra bir kelimenin tek anlamı esas alınmaz. Burada Allah yardımcın olsun demek, Allah sana yardım etsin, kolaylık ihsan etsin demektir. Bunun da hiç mahzuru yoktur. Bütün âlimler böyle söylemiştir.
İnsana sadakat yaraşır, görse de ikrah,
Yardımcısıdır doğruların, hazret-i Allah.
Şaka yapmak
Sual: Arkadaşımız iştahlı olduğu için kalan yemekleri sünnetle diye hep ona teklif ederiz. Geçtiğimiz yine bir yemekte şaka maksadıyla sünnetçi geldi filan dedik ve gülüştük. Niyetimiz sünneti tahkir değildi ama sonradan tehlikeli bir şaka mı yaptık dedik ve çok rahatsız olduk. Bu tür şakalar imanı giderir mi?
CEVAP
İmanı gidermez; çünkü sünnetle alay kastınız yokmuş; ama dini hususlarda kesinlikle fıkra anlatmamalı, böyle lüzumsuz şakalar yapmamalıdır.
Putperest ve hayalperest
Sual: Putperest, puta tapan, ateşperest ateşe tapan demek olduğuna göre, tapmak anlamına gelen perest kelimesini kullanarak hayalperest, menfaatperest demek caiz olur mu?
CEVAP
Perest, sadece tapmak anlamında değildir. Seven, çok seven anlamında da kullanılır.
Hayalperest, hayal kurmayı seven, hayal peşinde koşan; menfaatperest, çıkarını seven, hep kendi menfaatini düşünen kimse demektir. Bunlar gibi, Hakperest, hakkı seven, hak taraftarı demektir. Şehvetperest, şehvetine düşkün demektir. Bu kelimeleri kullanmanın mahzuru olmaz.
Allah gönderdi demek
Sual: Bir kimse, önemli bir iş için birinin yanına gelince, öteki memnuniyetinden, (Seni Allah gönderdi) diyor. Önemli bir söz söyleyince de, (Sana bunu Allah söyletti) diyor. Böyle söylemek küfür müdür?
CEVAP
Hayır. Bizi yürüten, gönderen, konuşturan, yaşatan, öldüren, her şeyimizi yapan Allahü teâlâdır. Asıl bunu inkâr etmek küfür olur. Bir âyet-i kerime meali:
(Sizi de, yaptığınız işleri de yaratan Allah’tır.) [Saffat 96]
Dönme ne demektir?
Sual: Tarihte dönmeleri okuyoruz. Çokları Müslümanlığa karşıdır. (Sonradan görme, gâvurdan dönme) sözü doğru değil mi?
CEVAP
Dönmelerden genelde samimi olmayanlar için öyle söz ediliyor. Yoksa samimi olarak dönen, tertemiz Müslüman olur. Sonradan görmeler, genelde yeni duruma ayak uyduramayıp gülünç duruma düşerler. Hatta kimseye bir şey vermeyenleri, verse bile rahatsız edip burnundan getirenleri çok olur. Davud aleyhisselam buyuruyor ki:
(Sonradan görmüş birinden bir şey istemek, elini ejderhanın ağzına sokmaktan kötüdür.) [İ. Asakir]
Hasbelkader
Sual: Hasbelkader bu işin başına geldim dedim, böyle söylemek küfür olur mu?
CEVAP
Böyle söylemekte mahzur yoktur. Kelime olarak hasbelkader, kader icabı demektir. Yani Allah böyle takdir etmiş, biz de buraya geldik demektir. Türkçe’de bir başka anlamı da, (Biz bu işe layık falan değiliz; ama Allahü teâlâ böyle takdir buyurduğu [ihsan ettiği] için geldik) demektir.
Bir tanem demek
Sual: Telefonda hanımıma bir tanem dedim. Arkadaş, (Öyle deme, bir tane olan Allah’tır. Böyle söylemekle küfre girdin, dinin gitti, nikâhın da bozuldu) dedi. Böyle söylemekte mahzur var mıdır?
CEVAP
Böyle söylemenin hiç mahzuru yoktur.
Çok şey borçluyum
Sual: Ona çok şey borçluyum demek uygun mudur?
CEVAP
Maddi-manevi iyilik edene teşekkür edilir. (İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a şükretmemiş olur) buyuruldu. (Ona çok şey borçluyum) demekte de mahzur yoktur.
Min Malallah ya Muhsinin
Sual: (Min Malallah ya Muhsinin) ne demektir?
CEVAP
(Ey ihsan sahipleri, hayır sahipleri, iyilikseverler, Allah’ın size verdiklerinden siz de ihtiyaç sahiplerine verin) demektir.
Peder baba demektir
Sual: Peder ne demektir? Baba yerine kullanmak caiz midir?
CEVAP
Peder, Farsça baba demektir. Kullanmakta mahzur yoktur. Babaya peder, kayınbabaya kayınpeder denir.
Şimdi geldim bismillah demek
Sual: Bir kitapta (şimdi geldim bismillah dese, afattır) deniyor. Burada afattan murat nedir?
CEVAP
Tehlikeli iş, felaket demektir. Kibirlenerek, kendini büyük göstererek, sanki padişah gelmiş gibi, yanıma besmele ile girilir gibi şeyler söylemek uygun değildir anlamındadır.
Fatıma Ana
Sual: Hazret-i Fatıma’ya, Fatıma Ana demek caiz mi?
CEVAP
Evet. Hazret-i Fatıma’ya ve Eshab-ı kiramın hanımlarının hepsine hürmet için anne, valide demek caizdir. Yaşlı kadınlara da hürmet için ana denir.
(Bir kadına ana denilirse, kocasına peygamber denilmiş olur. Bunun için Hazret-i Fatıma’ya ana denince Hazret-i Ali’ye peygamber denmiş olur) sözü yanlıştır, uydurma bir sözdür.
Kraldan çok kralcı
Sual: Kâfir hükümdarlara kral dendiği için, Müslüman bir kimseye, (Kraldan çok kralcı geçiniyor) demek küfür olur mu?
CEVAP
Küfür olmaz, öyle söylemek caizdir. Bu bir deyimdir. (Sahibi veya yetkilisi razı oluyor, sana ne oluyor da razı olmuyorsun?) demektir.
İllallah demek
Sual: Çocuk yaramazlık edince, (İllallah dedirtiyor) diyorlar. Böyle söylemek caiz midir?
CEVAP
Evet, caizdir. İllallah demek, (Ancak Allah…) demektir. Yani, ancak Allah bu işi halleder demektir.
Banka iyi kazanıyor
Sual: Banka iyi para kazanıyor demek küfür olur mu?
CEVAP
Hayır. Bu işte iyi para var, demek çok para demektir. İyi, çok anlamında kullanılıyor.
Öbür dünya
Sual: Ahirete, öbür dünya demek caiz mi?
CEVAP
Evet.
Enel hak
Sual: Hallacı Mansur, Enel hak demekle ben batıl değilim, hakkım diyor diye tevil etmek caiz mi?
CEVAP
Evet.
İstediğine verir
Sual: Allah malı istediğine, ilmi isteyene verir demek caiz mi?
CEVAP
Evet.
Sırat köprüsü
Sual: İnce köprü için (Sırat köprüsü gibi) demek caiz mi?
CEVAP
Evet.
Trafik kurbanı
Sual: Mecazi olarak trafik kurbanı, şöhret kurbanı demek caiz mi?
CEVAP
Evet.
Kötü hava
Sual: Kötü hava şartları veya hava muhalefeti demek caiz midir?
CEVAP
Evet. Zira hayır şer de Allah’tandır. Amentü’de bunu her zaman söyleriz. İyi havayı Allah yaratıyor da, kötü havayı başkaları mı yaratıyor? Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Her şeyi yaratan Allah’tır.) [Zümer 62]
Sabahın körü
Sual: (Sabahın körü denmez, sabahın nuru demelidir) deniyor, doğru mu?
CEVAP
Hayır, doğru değildir. Sabahın körü ifadesi, sabahın en erken saatinde, ortalığın iyice aydınlanmadığını anlatıyor. Göz iyice görmediği zaman demektir. Ayrıca nur, aydınlık demektir ki, o saatte aydınlık olmuyor. Sabahın nuru demek yanlış olur.
Tahmin
Sual: Tahmin yürütüp (Amerika yenilir) demek caiz mi?
CEVAP
Evet.
İbiş demek
Sual: Kötü kimseye (İbiş) diye hakaret etmek caiz mi?
CEVAP
Evet.
Allah’ın da hesabı var
Sual: Herkesin bir hesabı var Allah’ın da bir hesabı var demek uygun mu?
CEVAP
Caizdir.
Düşmez kalkmaz
Sual: (Düşmez kalkmaz bir Allah) demek uygun mudur?
CEVAP
Evet, uygundur.
Delikanlı
Sual: Delikanlı demek caiz mi?
CEVAP
Evet.
Canına değsin
Sual: Su ikram edene (Geçmişlerinin canına değsin) demek caiz mi?
CEVAP
Evet.
İyi şanslar
Sual: (İyi şanslar, şansın bol olsun) demek caiz mi?
CEVAP
Evet.
Adam eksen biter
Sual: (Bu toprağa adam eksen biter) demek caiz mi?
CEVAP
Evet. Verimli toprak denmek isteniyor.
Sual: (Bu işin lamı, cimi yok) demek caiz mi?
CEVAP
Evet.
Bir varmış, bir yokmuş
Sual: Masal anlatmaya başlarken, (Bir varmış, bir yokmuş) veya (Bir varmış, iki yokmuş) demekte mahzur var mıdır?
CEVAP
Hayır, ikisini söylemekte de mahzur yoktur.
Hilkat garibesi
Sual: İki başlı bir çocuk olunca, “hilkat garibesi” demek caiz midir?
CEVAP
Caizdir. Allah böyle yaratmış demektir. Cenab-ı Hak, her şeye kadirdir.
Helal olsun demek
Sual: Hileli iş yapana, (Helal olsun adama) demek küfür olur mu?
CEVAP
Hayır; çünkü hile değil, gizleme işi için söyleniyor.
Yediğiniz haram
Sual: Çoluk çocuğa, (Yediğiniz haram) demek, yani helal şeylere haram dendiği için küfür müdür?
CEVAP
Hayır.
Her şey haram demek
Sual: Kızarak, (Bize her şey haramdır) demek küfür olur mu?
CEVAP
Olmaz.
Görüşmem demek
Sual: Bir Müslümana (Ahirette seninle görüşmem) demek küfür mü?
CEVAP
Hayır.
Kâfir ölünce
Sual: Kâfir ölünce inna lillah… âyetini okumak caiz mi?
CEVAP
Evet.
İngilizce kursunda
Sual: İngilizce kursunda kimi John, kimi Gabriel oluyor, küfür olur mu?
CEVAP
Hayır.
Yerden göğe kadar
Sual: (Yerden göğe kadar haklısın) demek caiz mi?
CEVAP
Evet.
Hâfız ismiyle koruyor
Sual: (Allah canlıları hâfız ismiyle koruyor) demek caiz mi?
CEVAP
Evet.
İlahi kasd
Sual: İlahi kasd demek caiz mi?
CEVAP
Evet.
Çince mi?
Sual: İslam yazısını eğri yazana (Bu, Çince mi?) demek küfür mü?
CEVAP
Hayır.
Yapma günahtır demek
Sual: Mubah bir şeyin yapılmasına mani olmak için, (Yapma onu, günah) demekle mubaha haram demiş olur muyuz?
CEVAP
Hayır.
İlahi demek
Sual: Şaşkınlığını belirtmek için ilahi Ali Bey demek caiz mi?
CEVAP
İlahi, ilaha yani Allah’a ait demektir. Yani, Ey Allah’ın kulu Ali Bey demektir. Caizdir.
Saygı için
Sual: Saygı için, (Allahü teala buyuruyorlar ki) demek caiz mi?
CEVAP
Evet.
Affediniz
Sual: Allah’a, (Günahımı affediniz) demek caiz mi?
CEVAP
Evet.
Müftü olsam
Sual: Müftü olsam, gıybet edenlerin dillerinin kesilmesine fetva verirdim demek küfür mü?
CEVAP
Hayır.
Zembille mi indi?
Sual: (Gökten zembille mi indi?) demek küfür olur mu?
CEVAP
Küfür olmaz.
Şarap içmek istiyorum demek
Sual: Şarap içmek istiyorum demek küfür mü?
CEVAP
Küfür olmaz. Şarap içilse de küfür olmaz, haram olur.
Allah’ın ismine hürmet
Sual: Konuşurken, (Koş Allahım koş), (Ye Allahım ye) gibi şeyler söylemek veya (Allah yarattı demem, döverim) demek caiz midir?
CEVAP
Allahü teâlânın ismini lüzumsuz yere kullanmak, hürmetsizlik olur, günah olur. Lüzumsuz yere yemin etmeye benzer.
Huz-il-kitabe
Sual: Mızraklı ilmihalde, Yahya adlı kimseye, (Ya Yahya! Huz-il-kitabe) demek küfür olur deniyor. Niye küfür oluyor?
CEVAP
Bu ifade, bir âyet-i kerimenin bir kısmıdır. Böyle Kur’an lafzıyla söylemekle, Kur’an-ı kerim hafife alınacağı ve oyuncak haline getirileceği için, küfür oluyor.
İşi Allah’a kalmak
Sual: (Artık, işimiz Allah’a kaldı) demek küfür müdür?
CEVAP
Bütün işler, hayır ve şer Allah tarafındandır. (Önce işleri biz yapıyorduk, şimdi yapamadıklarımız ona kaldı) anlamında söylenirse, küfür olur. Hakikatte, her işi yapan Odur. İnsanlar ve diğer sebepler, sadece vesiledir. İki âyet-i kerime meali şöyledir:
(Her şeyin yaratıcısı Allah’tır.) [Zümer 62]
(Sizi de, işlerinizi de yaratan Allah’tır.) [Saffat 96]
Hayhuy ve hayhay
Sual: Bazı kitaplarda, (Çalgı aletleriyle hayhuy etmek zikir değildir) deniyor. Birisine şunu yapar mısın denince, isteyerek, seve seve anlamında (hayhay) deniyor. (Haydan geldi, huya gitti) de deniyor. Böyle söylemekle, Allah’ın hay ismiyle alay edilmiş olmuyor mu?
CEVAP
Hayhuy, Farsça bir kelimedir, gürültü, karışıklık, kargaşa demektir. Hay ismi kalın Ha harfiyle, Farsçadaki hayhuy kelimesi ise ince He harfiyle yazılır. Yani hayhuy kelimesinin Hay ismiyle hiçbir ilgisi yoktur. Kelimenin yarısını alıp, (Hay, Allah’ın ismidir) demek yanlıştır. Haydutluk kötü dense, içinde hay kelimesi olduğu için, Hay ismine hakaret sayılır mı?
Çalgıyla zikretmek, la ilahe illallah demek de haramdır, küfürdür. Çalgıyla zikredenler, hayhuy ediyorlar, yani gürültü çıkarıyorlar. Çalgılı zikir, ibadet olmaz, hayhuy olur. Bu da, haramdır, hatta küfür olur.
Haydan gelen huya gider deyimi de, kolayca kazanılan şeyler, kolayca elden çıkar demektir. Buradaki hay ve huy da, Farsçadaki, ince He harfiyle yazılan ve bir anlamı da boş yere uğraşmak olan hay-u huy’dan geliyor. Deyimde geçen hay ve huy kelimelerin, Allahü teâlânın Hay ismiyle alakası olmadığı gibi, birisine şunu yapar mısın denince, isteyerek, seve seve anlamında (Hayhay yaparım) demenin de, Hay ism-i şerifiyle ilgisi yoktur. Böyle indî benzetmeler, cahillerin işidir.
Çalgıyla zikretmek, la ilahe illallah demek de haramdır, küfürdür. Çalgıyla zikredenler, hayhuy ediyorlar, yani gürültü çıkarıyorlar. Çalgılı zikir, ibadet olmaz, hayhuy olur. Bu da, haramdır, hatta küfür olur.
Haydan gelen huya gider deyimini de kullanmak caizdir. Bu, kolayca kazanılan şeyler, kolayca elden çıkar demektir. Deyimde geçen hay ve huy kelimelerin, Allahü teâlânın Hay ismiyle alakası olmadığı gibi, birisine şunu yapar mısın denince, isteyerek, seve seve anlamında (hayhay) yaparım demenin de, Hay ism-i şerifiyle ilgisi yoktur. Böyle indî benzetmeler, cahillerin işidir.
Kaçın kur’ası
Sual: Bir kimse için, (Kaçın kur’ası) demek caiz midir?
CEVAP
Kur’a, çekiliş demektir. Eskiden askerde, devreler kur’ayla belirlenirdi. Eskiler, daha tecrübeli olduğu için, onu kandırmak zor anlamında, kaçın kur’ası denirdi. Yani böyle söylemekte mahzur yoktur..
Mübarek isimlere hürmet
Sual: (Koyun olmayan yerde, keçiye Abdurrahman Çelebi derler) demek caiz midir?
CEVAP
Hayır, caiz değildir.
Tanrının hakkı üçtür demek
Sual: (Tanrının hakkı üçtür) deniyor. Bunun Hıristiyanlardan geldiği doğru mudur?
CEVAP
Hıristiyanlıkta, baba, oğul ve kutsal ruh diye üç ilaha inanılır. Her ilahın bir hakkı olduğu düşünülerek söylenmiş olabilir. Müslümanlıkta böyle bir şey yoktur.
Hayırlı işler demek
Sual: İçki satan veya kumar oynatan yere gidince, hayırlı işler demek caiz midir?
CEVAP
Hayır.
41 kere maşallah
Sual: Kırk bir kere maşallah demek caiz midir?
CEVAP
Evet, caizdir.
Zâlim krallar vardı
Sual: Masal ve hikâyelerde bazı padişahların, sultanların çok zalim olduğu bildiriliyor. Padişahların, astığı astık, kestiği kestik mi idi?
CEVAP
Kâfirlerin devlet başkanlarına kral denir. Vaktiyle Fransa kralı, İngiliz kralı, Bulgar kralları böyle idi. Bir İslam padişahına, Müslümanların halife diyerek, saydıkları ve sevdikleri mübarek bir zata kral demek, onun kâfir olduğunu söylemek anlamına gelir. Bir de kral, gayrimüslim milletin kralı olduğu için, onun milletine de gayrimüslim denmiş olur.
Genelde zâlim olan, krallardır. Kral masalları tercüme edilirken, padişah veya sultan diye tercüme edildiklerinden, böyle hatalar oluyor. Bazıları da, şah ile padişahı karıştırıyorlar. Mesela şah İsmail ve Ekber Şah, Osmanlı padişahı değildi. Kralların ve şahların zulümlerini padişahlara yüklemek doğru olmaz.
Kokona
Sual: Yaşlı bir kadına, (Kokona ne kadar boyanmış, maskara olmuş) dedim. Arkadaşım, (Kokona Hıristiyan kadına denir. Müslüman kadına kokona denirse küfür olur) dedi. Böyle söylemek küfür olur mu?
CEVAP
Kokona, Hıristiyan kadınına dendiği gibi, süsüne düşkün yaşlı kadına da denir. Maskaraya dönmüşse, maskara demek küfür olmaz.
Şarkılardaki ifadeler
Sual: Bazı şarkılarda, Allah, maşallah, inşallah veya vallahi billahi gibi ifadeler geçiyor. Bunları söylemek uygun mudur?
CEVAP
Allahü teâlânın ismini böyle yerlerde kullanmak, hürmetsizlik olur, günah olur. Lüzumsuz yere yemin etmeye benzer. Doğru olarak çok yemin etmek, Allahü teâlânın ismine ve yemine kıymet vermemek olur. Bunlara kıymet vermeyerek yemin etmek, çok çirkindir. Şarkılarda, temsillerde, eğlencelerde yemin etmek böyledir.
Bir iş için yaratılmak
Sual: İyi bir terzi için, (Allahü teâlâ bu kimseyi sanki terzilik yapması için yaratmış) demek caiz olur mu?
CEVAP
Evet, caiz olur. Terzilik kabiliyeti vermiş demektir.
Yürü ya kulum!
Sual: Bazı zengin kimselerden bahsederken, (Allah buna yürü ya kulum demiş) deniyor. Böyle demek caiz mi?
CEVAP
Caizdir, mahzuru olmaz.
Hava çok sıcak
Sual: Bir arkadaş, (Uf be hava çok sıcak) dediğim zaman, (Havayı sıcak yapan Allah’tır böyle demekle Allah’a isyan ettin) dedi. (Hava çok sıcak, hava çok soğuk dayanamıyorum) demekle Allah’a isyan mı olur?
CEVAP
Hiçbiri Allahü teâlâya isyan olmaz. Kötü hava şartları demekte de mahzur yoktur. Kaderim çok kötü demekte de mahzur yoktur. Bunların hiçbirisiyle Allahü teâlâ suçlanmıyor. Cehennem çok sıcak desek, Allahü teâlâ mı suçlanmış olur? (Bu sıcaklarda oruç tutmak zordur) dense, Allahü teâlâ suçlanmış olmaz. Sabah namazına kalkmak zor oluyor demekte de mahzur yoktur. Hastalığı veren de Allahü teâlâdır. (Çok başım ağrıyor, dayanamıyorum) demekle Allahü teâlâya isyan edilmiş olmaz.
Papaz olduk demek
Sual: Biriyle tartışınca veya kavga edince, papaz olduk deniyor. Böyle söylemek küfür mü?
CEVAP
Kavga ettik, birbirimizi kırdık anlamında söylemek küfür değilse de, uygun olmaz; çünkü şakadan bile, ben papazım, ben Hıristiyan’ım demek küfür olur.
Bazı kimseler kâfir olan yani Müslüman bile olmayan papazları takva sahibi kimseler olarak bildiriyorlarsa da, Allahü teâlâ Müslümanları papaz olmaktan korusun.
Gebermedim demek
Sual: Bazı kimseler, çok yorulunca geberdim diyorlar. Geçen gün bir arkadaşa hâl ve hatırını sordum. O da, (Daha gebermedim) dedi. Ben de, (Kâfir geberir, tevbe et) dedim. Arkadaşın öyle söylemesi küfür olur mu?
CEVAP
Gebermek argo bir deyimse de, geberdim veya gebermedim demek küfür olmaz. Bir hayvanın ölümüne veya sevilmeyen insan için, öldü manasında, (Geberdi gitti) denir. Bunu Müslüman için söylemek uygun değilse de, küfür de değildir.
(Eve kömür taşıdım; ama geberdim) demek de çok yoruldum demektir. Böyle söylemek küfür olmaz.
Gebermek, aşırı ilgi ve sevgi beslemek için de kullanılır. (Falanca filanca için geberiyor) derler. Bu da küfür değildir.
Çok acıkan kimseler, (Açlıktan geberiyorum) derler. Bunların hepsini söylemek küfür değilse de, argodur, uygun olmaz.
Bir de yaramazlık yapan çocuklara, (Geberesice) derler. Bu da küfür değilse de, uygun değildir.
İşe yaratmak
Sual: Yaratmak Allah’a mahsus olduğuna göre, (Eski eşyaları işe yaratıyorlarmış) demek küfür olur mu?
CEVAP
Hayır. Oradaki yaratmak, işe yararlı hale getirmek demektir.
Helal olsun
Sual: (Helal olsun adamlara, sonunda helal şarap da yapmışlar) demek küfür olmaz mı?
CEVAP
Birincisi, helal şarap olmaz. İçinde alkol yoksa, ona zaten şarap denmez. Şarap, alkollü içki demektir. Bu, temiz idrar, helal idrar demeye benzer. İdrar temiz de, helal de olmaz. Şarap da, temiz ve helal olmaz. Temiz ve helal olana da, şarap denmez.
Ne niyetle olursa olsun, kesin haram olan bir şeye, helal olsun demek küfür olur, niyete bakılmaz; ancak Türkçede helal olsun sözü, sadece tasvip anlamında kullanılmıyor, yazıklar olsun anlamında da kullanılıyor. Bu anlamda kullanılınca küfür olmaz.
Maşallah
Sual: (Maşallah dediği kırk gün yaşıyor) demekle maşallah sözü kötülenmiş mi oluyor?
CEVAP
Hayır, böyle demekle onu söyleyen kötülenmiş oluyor, Maşallah sözü kötülenmiş olmuyor. Adam o kadar sakar ki, Maşallah dedikleri bile, fazla yaşayamıyor denmek isteniyor; ama yine de maşallah kelimesini bu işlere karıştırmamalıdır.
Bir varmış, bir yokmuş
Sual: Masal anlatmaya başlarken, (Bir varmış, bir yokmuş) veya (Bir varmış, iki yokmuş) demekte mahzur var mıdır?
CEVAP
Hayır, ikisini söylemekte de mahzur yoktur.
Ben müneccim miyim?
Sual: Birine bilinmeyen bir olay sorulunca, (Ben müneccim miyim, nereden bileyim?) diyor. Böyle söylemek caiz mi? Müneccim gaybı bilir mi?
CEVAP
Müneccimin iki anlamı var. Necm yıldız, müneccim de astronom yani gök ve yıldız bilimcisi demektir. Bunlar gaybı bilemez. İkincisi, yıldız falına bakan kimseler demektir. Falcılar da gaybı bilemez. Hangi anlamda kullanılırsa kullanılsın, neticede, (Gaybı müneccim bilir, ben bilemem) anlamında söylenirse küfür olur. Böyle tehlikeli sözlerden sakınmalıdır.
Müslümana yobaz demek
Sual: Bir Müslüman olarak, beğenmediğimiz huylarından dolayı bir Müslümana yobaz dememiz uygun mudur?
CEVAP
Müslümanın, Müslümana yobaz demesi kesinlikle uygun değildir. Kâfir olma tehlikesi bile vardır, çünkü bu tabiri din düşmanları, dinine bağlı, namaz kılan, oruç tutan, tesettüre riayet eden, içki içmeyen, haramlardan sakınan Müslümanlara hakaret için kullanıyorlar. Gerici demek de böyledir. Müslümansın diye hakaret edemeyince, gerici, yobaz diyorlar. Din düşmanlarının kullandığı bu kelimeyi Müslüman, Müslüman için kullanmamalı. Kullanmışsa tevbe etmelidir.
İmanım gevredi demek
Sual: Zor bir işten sonra yorulup, canım çıktı anlamında, (İmanım gevredi) demekte mahzur var mıdır?
CEVAP
Mahzurludur. İman kelimesine hürmet etmeli. İmanım zarar gördü dememeli. Canım çıktı demenin mahzuru olmaz.
Ortalık bozuldu demek
Sual: Toplumun kötü hâle geldiğini anlatmak için, (Yalansız iş mi kaldı, faiz yemeyen mi var?) demenin küfür olduğu söyleniyor. Niye küfür oluyor?
CEVAP
Hayır, bu sözler küfür değildir. Toplumun bozulduğunu göstermek için söyleniyor. Buradan, herkes yalan söylüyor, herkes faiz yiyor anlamı çıkmaz. (Ramazanda İzmir’de hiç kimse oruç tutmuyor) denince, burada çoğunluğun oruç tutmadığı anlatılmak isteniyor. (Seni sabahtan beri bekliyorum) demek, çoktandır seni bekliyorum demektir. (Yalansız iş yok, faiz yemeyen yok) dense ve söylenen yanlış da olsa, yine küfür olmaz. Yanlış veya yalan söylemiş olur. Kasten yalan söylemek büyük günahsa da, küfür değildir.
Kader utansın demek
Sual: Kader utansın demek küfür müdür?
CEVAP
Burada niyetin önemi vardır. (Kaderim kötü imiş, yazıklar olsun bu kötü kaderime) demek küfür olmaz, çünkü günahlarımız yüzünden kaderimiz kötü olmuştur. Yani kaderimizin kötü olmasına kendimiz sebep olduk. Kader, kendi arzumuzla yapacağımız iyi veya kötü işlerin kaderimiz olarak belirlenmesidir. Günahlarımızın durumuna göre, bu kötü de olabilir, iyi de olabilir. Ama (Kötü işlerimizi kötü olarak yazmamalıydın) diyerek, amellerimize göre kaderimizi belirleyen Rabbimiz suçlanırsa elbette küfür olur.
Nazar haktır
Yazan: admin 30 Eylül 2011
Kategori: Dini Konular
Sual: (Görülmeyen şeylere, mesela nazara inanmak yanlıştır. Sadece, sevgisiz bakan bir göz, insanı yorar) diyenler çıkıyor. Nazar hak değil mi?
CEVAP
Nazar haktır. Beğenerek, imrenerek veya kıskanarak bakılan şeylere nazar değer. İnsana, hayvana ve hatta cansıza da nazar değer. Nazar hastalık yapar, hatta öldürür. Kadınlara ve çocuklara daha çok tesir eder.
Peygamber efendimizin zamanında Esed oğullarından nazarı değen bir kimse var idi. Üç gün bir şey yemez, sonra çadırın bir tarafını kaldırıp oradan geçen bir deveye bakıp, (Bunun gibi bir deve hiç görmedim) der demez, deve yere düşer hastalanırdı. Müşrikler, bu adamı bulup Peygamber efendimizi nazarla öldürmesini istediler. Cenab-ı Hak da Resulullahı bunun nazarından korumuştur. Bu hususta Kalem suresinin (Nerede ise, kâfirler seni gözleri ile yıkacaklardı) mealindeki 51. âyeti inmiştir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
(Nazar haktır.) [Müslim]
(Nazar insanı mezara, deveyi kazana sokar.) [İbni Adiy]
(İnsanların yarısı nazardan ölür.) [Taberani]
(Hoşa giden bir şeyi görünce, “Mâşâallah la kuvvete illa billah” denirse o şeye nazar değemez.) [Beyheki, İbni Sünni]
Nazar neredeyse kaderi geçecekti. Nazardan Allahü teâlâya sığının.) [Deylemi]
(Kaderi geçecek bir şey olsaydı nazar geçerdi.) [Müslim]
Görülmeyen şeylere yok demek, bugünkü bilime de aykırıdır. Günümüzde, aletlerden çıkan şuaların iş yaptığı tespit edilmiştir. Mesela, TV’yi çalıştıran, kanallarını değiştiren veya arabaları açan kumandalar vardır. Onlardan çıkan şualar, iş yapmaktadır. Lazer denilen şualarla ameliyatlar yapılmaktadır. Bunlar gibi, gözden çıkan ve mahiyeti tam açıklanmayan şualardan da nazar değerek, bakılan şey zarar görebilir. Göremediğimiz şeylere yok demek ise, çok cahilce bir sözdür.
Kendine nazarı değmek
Sual: İnsanın kendi kendine nazarı değer mi?
CEVAP
Evet, değebilir.
Sual: Nazardan korunmak için ne yapmak gerekir?
CEVAP
Kendisine nazar değen kimse, aşağıda bildirilen duaların birini veya tamamını okumalıdır.
1- Fatiha, Âyet-el kürsi ve dört kul [Kâfirun, İhlas, Felak, Nas sureleri] yedişer defa okunup hastaya üflenirse, büyü, nazar ve her dert için iyi gelir. Tuza okunup, suda eritilerek içmek de olur. Bir hadis-i şerifte de, (Fatiha ile Âyet-el kürsiyi okuyana, o gün nazar değmez) buyuruldu. (Deylemi)
2- Bir hadis-i şerifte, (Sabah akşam, [Besmele ile] 3 defa “Bismillâhillezi lâ yedurru me’asmihi şey’ün fil Erdı ve lâ fissemâi ve hüvessemi’ul alim” okuyan, büyü ve nazardan korunur) buyuruldu. (İbni Mace)
3- Âyet-el-kürsi, Fatiha, iki Kul euzü ve Kalem suresinin sonunu okumak çok iyi gelir. (Medaric)
4- Peygamber efendimiz, iki Kul euzüyü okuyup buyurdu ki:
(Bu iki sure ile [belalardan, nazardan] korunun! Hiç kimse, bu iki sure ile korunduğu gibi, başka şeyle korunamaz.) [Ebu Davud]
5- (Euzü bi-kelimâtillahittâmmeti min şerri külli şeytânin ve hâmmetin ve min şerri külli aynin lâmmetin) tavizini, sabah akşam 3 defa okunup kendine veya hastaya üflenirse, nazardan, cin, şeytan ve hayvanların zararından korur. (Mevahib)
6- Peygamber efendimiz nazar için (Allahümme barik fihi ve la tedarruhü) okurdu. (İbni Sünni)
7- Nazarı değen kimse veya herkes, beğendiği bir şeyi görünce Mâşâallah demeli, ondan sonra o şeyi söylemelidir. Önce Mâşâallah deyince, nazar değmez. Hadis-i şerifte, (Hoşa giden bir şeyi görünce, “Mâşâallah la kuvvete illa billah” denirse o şeye nazar değemez) buyurdu. (Beyheki, İbni Sünni)
Ukbe-tübni Amir radıyallahü anh anlatır:
Resulullah efendimiz, (Kendisine Allah’ın nimet verdiği kimse, bu nimetin devamını isterse çok “La havle vela kuvvete illa billah” desin) buyurdu. Sonra “Bahçene girdiğin zaman mâşâallah la kuvvete illa billah demeliydin değil mi?” [mealindeki] Kehf suresinin 39. âyetini okudu. (Taberani)
Bir hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Kendisine Allahü teâlânın rızık verdiği kimse, çok ”Elhamdülillah” desin. Rızkı azalan da çok “İstiğfar” etsin. Bir şey de kendisine üzüntü, sıkıntı verirse “la havle vela kuvvete illa billah” desin.) [Beyheki, Hatib]
8- Nazardan korunmak için âyât-i hırz denilen âyetleri okumalı ve üzerinde taşımalıdır.
Abdest alıp, 7 istiğfar ve 11 salevat okuyup, hastanın sıhhatine niyet ederek, güneş doğduktan ve ikindi namazından sonra, günde iki defa hasta üzerine okumalı, işaretli yerlerde, hasta üzerine üfürmeli, şifa buluncaya kadar [kırk gün kadar] devam etmeli. Her defa okuduktan sonra, bir Fatiha okuyarak sevabı, Peygamber efendimizin ve Behaeddin Buhari, Ahmed Rıfai ve imam-ı Rabbani hazretlerinin ruhuna hediye edilmelidir. Silsile-i aliyyeyi okuyup ruhlarına hediye edilmesi daha etkili olur. Âyât-i hırzı yanında taşıyan kimse, nazar değmesinden korunduğu gibi, sihirden, büyüden, cin ile ilgili hastalıklardan da korunur. Her ne muradı varsa hasıl olur.
9- İbni Âbidin hazretleri (Tarlaya kemik, korkuluk, hayvan kafası koymalı. Bir kadın, ürününe nazar değmemesi için ne yapacağını sorunca, Resulullah, (Tarlaya hayvan kafası as) buyurur. Bakan kimse, önce bunu görüp tarladaki ürünü sonra görür) buyuruyor. (Redd-ül-muhtar)
10- Tivele, temime ve efsun caiz değildir. Manasız veya küfre sebep olan rukyeyi okumaya Efsun denir. Nazarı bizzat önlediğine inanılan nazarlıklara Temime denir. Şirinlik muskası denilen rukyelere Tivele denir. Rukye, okuyup üflemek veya üzerinde taşımak demektir. Rukye, âyet ve hadis ile bildirilen dualarla yapılırsa taviz denir. Taviz ise caizdir. Hadis-i şerifte, (İlaçların en iyisi Kur’an-ı kerimdir) buyuruldu (İbni Mace)
11- İmam-ı Rabbani hazretleri, talebeleri ile, uzak bir yere giderken, gece, bir handa kaldılar. (Bu gece bir bela zuhur edecektir. [Besmele ile] (Bismillâhillezî lâ yedurru me’asmihi şey’ün fil erdı ve lâ fissemâi ve hüves-semî’ul alîm) duasını üç defa okuyun) buyurdu. Gece büyük yangın oldu. Her odada eşyalar yandı. Duayı okuyanlara bir şey olmadı. Dert, bela, fitne, hastalık, nazar, sihir ve zalimlerin şerrinden korunmak için, sabah akşam, imam-ı Rabbani hazretlerinin bildirdiğini hatırlayarak, 3 defa okumalıdır.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Bismillâhillezî lâ yedurru me’asmihi şey’ün fil erdı ve lâ fissemâi ve hüves-semî’ul alîm) duasını sabah 3 kere okuyana, akşama kadar, akşam okuyana da, sabaha kadar hiç bela gelmez.) [İbni Mace]
Hepsi Cennetlik olanlar
Yazan: admin 30 Eylül 2011
Kategori: Dini Konular
Sual: Eshab-ı kiramdan büyük günah işleyenler de mi Cennetliktir?
CEVAP
Evet hepsi Cennetliktir. Allahü teâlâ, onlara en güzel mükafatı vereceğine yani Cennete koyacağına dair söz verdi. (Hadid 10) Âyette, ve küllen vaadallahül hüsna buyuruldu. Yani, Allah hepsine Cenneti söz verdi demektir.
Âyet-i kerimede yine buyuruluyor ki:
(Muhacirlerin [Mekke’den hicret eden eshabın] ve Ensarın [Medine’de muhacir eshaba yardım edenlerin] önce gelenlerinden ve bunların yolunda gidenlerden Allah razıdır ve bunlar da, Allah’tan razıdır. Allah bunlar için, altından ırmaklar akan Cennetler hazırladı. Bunlar Cennetlerde sonsuz olarak kalacaklardır.) [Tevbe 100]
Allahü teâlânın zatı gibi sıfatları da sonsuzdur. Razı olması da sonsuzdur. Allah, Eshabdan birkaç sene razı olup sonra vazgeçmez. Hepsinin Cennetlik olduğunu bildirdiği gibi ayrı ayrı da bildirdi.
Mesela ağaç altında biat eden 1400 eshabdan razı olduğunu da bildirdi:
(Ağaç altında, sana söz veren müminlerden, Allah razıdır.) [Fetih 18]
Resulullah efendimiz, (Ağaç altında sözleşenlerden hiçbiri Cehenneme girmez) buyurdu. Bu biate, (Biat-ür-rıdvan = Razı olunan biat) denir. Çünkü Allah bunlardan razıdır. (Meâlimüttenzil)
Eshab-ı kiramdan büyük günah işleyenlere bir örnek verelim:
Hatib bin Ebi Beltea hazretleri, Saire isimli casus bir kadınla Mekke’deki müşriklere, Mekke’nin fethi için hazırlık yapıldığını bildiren bir mektup gönderdi. Vahiy ile durumu öğrenen Resulullah, üç kişiye emretti. Onlar da, kadına yetişip, mektubu istediler. Kadın “Bende mektup yok” dedi. “Resulullah yalan söylemez, mektubu çıkar. Yoksa…” diyerek tehdit edilince, kadın örülü saçlarının arasındaki mektubu çıkarıp verdi. Mektup getirilince Peygamber efendimiz, Hazret-i Hatibe niçin böyle yaptığını sordu. Hatib Radıyallahü anh, (Mekke’de çoluk çocuğum var. Müşriklerin bir zararı dokunmasın diye bunu yazdım) dedi. Hazret-i Ömer (Ya Resulallah, izin ver, hemen şunun kellesini uçurayım) dedi. Fakat Peygamber efendimiz (Allahü teâlâ, Bedir gazasında bulunanlara “İstediğinizi yapın! Sizin her işinizi affettim” buyurdu. Bu Bedir ehlindedir) buyurunca, Hazret-i Ömer, böyle söylediği için ağladı, pişman oldu, tevbe istiğfar etti.
Bir örnek daha:
Eshab-ı kiramdan Sabit bin Kays bin Şemmâs, ses tonu yüksek idi. Hücurat suresinin, (Ey iman edenler, seslerinizi Peygamberin sesinden fazla yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygambere yüksek sesle konuşmayın. Farkına varmadan amelleriniz boşa gider) mealindeki ikinci âyeti inince huzur-ı saadete artık gelmedi. Resul-i Ekrem efendimiz, haber gönderip çağırttı. Ona gelmeyiş sebebini sorunca. Hazret-i Sabit, “Ya Resulallah, bu âyet inince amellerimin boşa gideceğinden korktum. Çünkü ses tonum yüksektir” dedi. Resulullah buyurdu ki:
(Sen o mevkide değilsin. Sen eshabımdansın, sen hayr ile yaşayıp hayr ile de öleceksin. Sen Cennet ehlisin.) [Beydavi, Medarik, Buhari, Müslim]
Bu husus, bundan sonraki âyet-i kerime ile de bildirildi:
(Allah’ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, Allah’ın kalblerini takva ile imtihan ettiği kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük mükâfat vardır.) [Hücurat 2] (Büyük mükafat, Cennette büyük makamlara kavuşmak demektir.)
Kalbini mi yardın?
Sual: Şevahid-ün-nübüvve kitabında şu menkıbe anlatılıyor:
(Hicretin 7. yılında, Mahlem bin Cesame, Amir Eşcaiyi iman ettikten sonra öldürdü. Resulullah, Mahlem bin Cesame’yi azarlayarak, (Kelime-i şehadet getiren bir Müslümanı niçin öldürdün?) buyurdu. Mahlem bin Cesame; (O, ölümden korktuğu için kelime-i şehadeti söyledi) dedi. Resulullah efendimiz, (Sen onun kalbini yarıp da baktın mı? Korkudan söylediğini nereden bildin? Dil kalbin tercümanıdır) buyurup ona beddua etti. [Kalbini yarsam ne görecektim diye edepsizce cevap verdiği rivayeti de vardır.]
Bir hafta sonra Mahlem bin Cesame öldü. Defnettiler. Yer cesedini kabul etmeyip, dışarı attı. Beş defa defnettiler, yine yer kabul etmedi. Sonunda tenha bir yere bıraktılar. Bu durum Resulullaha haber verilince, (Yer ondan daha kötülerini kabul eder. Bu hâl size Kelime-i şehadetin şerefini bildirmek için vuku buldu) buyurdu.)
Menkıbeden bu kişinin mürted olarak öldüğü anlaşılıyor. Mahlem bin Cesame sahabeden değil miydi? Sahabe mürted olmayacağına göre bu olayın açıklaması nedir?
CEVAP
Bu kişinin münafık olduğu anlaşılmaktadır. Müslümanların camisine gelen kimseye Müslüman denir, hem onlarla beraber cihad ettiğine göre Müslüman kabul ediliyordu, ama Allah rızası için cihad etmediğini ve münafıklığını bu olay göstermiştir. Peygamber efendimiz, mucize ile onun münafık olduğunu anlayıp beddua etmiştir.
Salebe’nin de, zekat vermeyince münafık olduğu meydana çıkmıştı.
Aralarındaki bir anlaşmazlıktan dolayı, bir Müslüman, bir Yahudi ile gelip, Resulullahtan Yahudi ile kendisi arasında hakem olmasını istiyor. Resulullah efendimiz de Yahudi lehine karar verince, Müslüman bilinen kimse kabul etmiyor, bir de, Ömer’e gidelim diyor. Hazret-i Ömer, Yahudi ile gelen kimsenin münafık olduğunu anlayınca, (Resulullahın hükmüne razı olmayanın hakkı kılıçtır) diyerek boynunu vuruyor. Bu olaydan sonra, hakkı bâtıldan ayıran anlamına (Faruk) unvanını alıyor.
Bu olaylar onların münafıklığını ortaya çıkarmıştır. Yoksa Eshab-ı kiramdan hiç biri mürted olmaz.
Eshabın hepsi Cennetliktir
Sual: Kuzman ismindeki bir sahabi, savaşta katledilince Eshab, Cennetliktir dedi, Resulullah (Hayır o Allah için değil kahraman desinler diye çarpıştı, o yüzden şehit değildir) buyurdu. Eshabın hepsi Cennetlik değil midir, sahabi nasıl şehit olmaz? Sonra sahabi nasıl kahraman desinler diye savaşır?
CEVAP
Evet sahabenin tamamı Cennetliktir. Hepsi de savaşta ölürse şehit olur. Kuzman veya Kazman, sahabiden değil idi. Münafık idi. Şevahid-ün-nübüvve kitabında diyor ki:
Eshab-ı kiram Uhud savaşına gidince, Kuzman gitmedi. Kadınlar, (Anlaşılan senin bizden farkın yok) dediler. Bu söz onun nefsine çok dokundu. Gidip savaşa katıldı. Müthiş bir şekilde savaşıyor, Kaçıp âleme rezil olmaktansa savaşıp ölmek daha iyi diyordu. Öyle savaştı ki, müşriklerden yedi kişi öldürdü. Kendisi de yaralandı. Eshab-ı kiramdan bazıları onu savaş sırasında yaralı halde görüp şehitlik sana afiyet olsun dediler. Bunun üzerine Kuzman şöyle dedi:
(Ben din için savaşmadım. Kureyşin galip gelerek hurma bahçelerini harap etmelerinden korktuğum için ve daha başka sebeplerle savaştım.)
Yaraları çok acı veriyordu, kılıcını göğsüne dayayıp intihar etti. Sahabeden bazıları onun durumunu bilmedikleri için Resulullaha, Kuzman müşriklerden yedi kişi öldürüp şehit oldu, dediler. Resulullah, (O Cehennem ehlidir) buyurdu. Sonra Kuzman’ın gerçek niyetini açıklayıp, “Ben Allah’ın Resulüyüm, Allahü teâlâ bana dilediklerini bildirir” buyurdu. Bundan sonra Eshab-ı kirama dönüp “Allahü teâlâ bu dini facirlerle de elbette kuvvetlendirir” buyurdu. (Şevahid-ün-nübüvve)
Salebe sahabi miydi?
Sual: Sahabi kime denir? Eshabdan bazılarının kusurlarını söylemek uygun olur mu? Eshabdan mürted olan olur mu? Salebe sahabi mi idi?
CEVAP
Peygamber efendimizi hayatta iken ve Peygamberliğini tebliğ ettikten sonra bir an gören, eğer kör ise bir an konuşan mümine sahabi denir. İmam-ı a’zam hazretleri, (Eshab-ı kiramın tamamını hayırla anarız) buyurdu. İmam-ı Şafii hazretlerine de, Eshab-ı kiram arasındaki savaşlardan sorulunca, (Allahü teâlâ, ellerimizi, bu kanlara bulaşmaktan koruduğu gibi, biz de, dilimizi tutup, bulaştırmayalım!) buyurdu. Ömer b. Abdülaziz hazretleri de böyle söylemiştir. (M. Rabbani c.2, m.96)
Eshab-ı kiramdan hiçbirinin kâfir olmayacağı, hepsinin Cennete gideceği âyet-i kerime ve hadis-i şerifle bildirilmiştir. Allahü teâlâ, Eshab-ı kiramdan razı olduğunu, Onları sevdiğini bildiriyor. Allahü teâlânın sıfatları ebedidir, sonsuzdur. Onlardan [eshab-ı kiramdan] razı olması da sonsuzdur. Artık bir daha sözünden dönmez, hep razıdır. İki âyet-i kerime meali:
(Allah asla sözünden dönmez.) [Al-i İmran 9, Zümer 20, Rad 31]
(Allah vaadinden dönmez.) [Rum 6]
Münafıklar, Eshabdan değildir. Münafıklardan birkaçının, imansızlıklarını açıklamaları, Eshab-ı kiramın sonradan mürted olması demek değildir. Salebe de münafık iken, Müslüman görünmüş; fakat, zekatı inkâr edince, münafıklığı meydana çıkmıştır. Daha önce Müslüman göründüğü için (mürted oldu) denilmiştir.
Reccal münafık idi
Sual: Eshab-ı kiramdan Reccal ismindeki birinin, sonradan mürted olduğu doğru mudur?
CEVAP
Hayır, doğru değildir. Eshab-ı kiramın hepsinin Cennetlik olduğu ve Allahü teâlânın hepsinden razı olduğu Kur’an-ı kerimde açıkça bildirilmiştir. (Tevbe 100, Hadid 10)
Allahü teâlânın sıfatları ebedidir, sonsuzdur. Onlardan razı olması da, sonsuzdur. Eshab-ı kiramdan hiçbiri mürted olamaz. Çünkü Allahü teâlânın bunlardan razı olması ebediyen değişmez.
Reccal, münafık idi. Peygamber efendimiz de, bunu bildirmiş, yerinin Cehennem olduğunu haber vermiştir. Münafıklardan birkaçının imansızlıklarının sonradan ortaya çıkması, Eshab-ı kiramın sonradan mürted olması demek değildir. Mesela Salebe, zekat vermeyince, münafık olduğu meydana çıkmıştı.
Eshab-ı kiramdan Rafi bin Hudeyc hazretleri buyuruyor ki:
Bir gün, Reccal ile, birkaç kişi, beraber otururken, Resulullah, yanımıza gelip, (Şu topluluktan birinin yeri, Cehennemdir) buyurdu. Bunun üzerine ben, oradakilerin kim olduğuna dikkat ettim. Ebu Erva, Tufeyl bin Amr ve Reccal bin Anfüve vardı. Hepsine dikkatle baktım, hayretler içinde kaldım ve kendi kendime, (Acaba bu şaki kim ki?) demekten kendimi alamadım. Resulullah efendimizin vefatından sonra, Hanife oğullarına döndüm. Orada Reccal’in ne yaptığını sordum. Resulullahın aleyhine ve peygamber olduğunu söyleyen yalancı Müseylime’nin lehine şahitlikte bulunduğunu, o yalancıya inandığını söylediler. Yine kendi kendime dedim ki, (Elbette, Resulullahın sözü haktır!) [Taberani]
Sohbetin üstünlüğü
Sual: Eshabın hepsi bütün evliyadan niçin üstündür?
CEVAP
Peygamber efendimizi Müslüman olarak görmek şerefi, bütün faziletlerden üstün olduğu için, Eshab-ı kiram herkesten üstün olmuştur. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Tabiinin en üstünü Veysel Karani hazretleri, bu üstünlüğüne rağmen, Eshab-ı kiramın en aşağısının derecesine yetişememiştir. Hiçbir üstünlük, sohbetin üstünlüğü kadar olamaz. Çünkü, sohbete kavuşanların [Eshab-ı kiramın] imanları, sohbetin bereketi ve vahyin bereketi sayesinde, görmüş gibi kuvvetli oldu. Sonra gelenlerden hiçbir kimsenin imanı, bu kadar yüksek olmamıştır. (m. 59)
Eshabın hepsi cennetliktir
Sual: Eshabı kiramın hepsinin cennetlik olduğu Kur’an-ı kerimde bildirildiği hâlde, niye Aşere-i mübeşşereden başkasının cennetlik olduğunu söylemek Ehl-i sünnet itikadına aykırıdır? Eshab-ı kiramdan mürted olanlar olmadı mı? Olmuşsa niye âyet-i kerimede, (Hepsi cennetliktir) buyuruluyor?
CEVAP
Sahabeden olan elbette cennetliktir. Âyet-i kerimeyi inkâr eden kâfir olur. Eshab arasında münafıklar da olup hangilerinin münafık olduğu da, kesin bilinmediği için, herhangi birisi için şu cennetliktir veya cehennemliktir denmez. Peygamber efendimiz, on kişinin cennetlik olduklarını ismen bildirdiği için, onlardan başkası için garanti cennetlik denmez. Resulullah’ın vefatından önce münafıklardan küfrünü açıklayanlar oldu. Eshab-ı kiramın arasında bulundukları için bunlara mürted oldu denildi. Onlar zaten münafık idi, münafıklıkları meydana çıktı. Tam ilmihalde deniyor ki:
İki Hâtıb vardır. Tefsir-i Mazheri’de, Nisa suresinin 65. âyetinde, (Hâtıb ibni Ebî Beltea muhacirlerden idi. Bedir gazasında bulundu. İkinci Hâtıb ibni Beltea ise, Ensarın arasında olup, bir münafık idi) diyor. Eshab-ı kiramın hepsi Cennet’e girecektir. Allahü teâlâ, hepsinden razı olduğunu bildirmiştir. Bu müjde, hepsinin imanla öleceklerini haber vermektedir. Fakat Aşere-i mübeşşereden başkasının imanla öleceği önceden bilinemezdi. Çünkü aralarına karışmış olan münafıkları Resulullah’tan başka kimse bilmezdi. Bu münafıklar imansız gitti. Resulullah’ın vefatından sonra, Eshab-ı kiramdan hiçbiri mürted olmadı. Hepsi Sahabi olarak öldü, hepsi Cennet’e gitti. (S. Ebediyye)
Hayvanlara eziyet vermek
Yazan: admin 30 Eylül 2011
Kategori: Dini Konular
Sual: Eti yenen ve yenmeyen vahşi hayvanları herhangi bir maksatla öldürmek günah mıdır? Mesela sansarı postu için, ceylanı eti için avlamak caiz midir?
CEVAP
Hiçbir hayvana eziyet, işkence etmek, suda boğarak veya ateşte yakarak öldürmek caiz değildir. Hayvana işkence etmek, gayrimüslim vatandaşa işkence etmekten daha büyük günahtır. Gayrimüslim vatandaşa eziyet etmek de Müslümana eziyet etmekten daha büyük günahtır. (Dürr-ül muhtar)
Maksatsız olarak bir hayvanı öldürmek caiz değildir. Ahirette (Onu niçin öldürdün?) diye sorguya çekilecektir. Hayvanları birbiriyle dövüştürmek de caiz değildir. Hayvanların hakkına riayet etmeli, onlara acımalıdır. Hadis-i şerifte, (Merhamet et ki, merhamet olunasın!) buyuruldu. (Şir’a)
Zararlı hayvanları öldürmek caiz olduğu gibi, sansar, porsuk gibi hayvanları derisi ve kürkü için, geyik, ceylan gibi hayvanları eti için öldürmek de caizdir. Domuz hariç, eti yenmeyen çeşitli hayvanları para karşılığı gayrimüslimlere ihraç etmek de caizdir. (Şerh-i Nikaye)
Zararsız hayvanları öldürmek caiz değildir. Zararlıları da eziyetsiz öldürmek caizdir. (Berika)
Sual: Hayvanlara her türlü eziyet etmek haram olduğuna göre, kısırlaştırmak haram değil midir?
CEVAP
Lüzumsuz olarak hayvanı kısırlaştırmak, hayvana eziyet olacağı için haramdır. Fakat bir menfaat için caizdir, günah olmaz. (Hindiyye)
Kısırlaştırılan öküzler, iş yapmada daha verimli olur. Kısırlaştırılan koçlar, daha yağlı ve etleri de daha lezzetli olur. Peygamber efendimiz, kısırlaştırılmış bir koç kurban etmiştir. (B. Arifin)
Sual: Hayvanlara da acımak gerekmez mi?
CEVAP
Hayvanlara da acımak ve iyilik etmek gerekir. Peygamber efendimiz, (Merhametli olmadan imanlı olamazsınız) buyurunca, oradakiler, (Ya Resulallah, hepimiz merhametliyiz) dediklerinde, (Yalnız insanlara değil, bütün mahlûkata merhametli olmak gerekir) buyurdu. (Taberani)
Mesela bir hayvan kesecek kimse, bıçağı hayvanın gözü önünde bilememelidir. Bir gün bir kimse, bir koyunu kesmek için yere yatırır, bıçağını bilemeye başlar. Peygamber efendimiz bunu görüp buyurur ki:
(Sen bu hayvanı kesmeden, ona ölüm mü tattıracaksın? Hayvanı yatırmadan önce niçin bıçağını bilemedin?) [Hâkim]
Bütün hayvanlara iyilik etmeli, eziyet etmekten sakınmalıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Bir kadın, bir kediyi kapalı bir yere hapsetti. Kediye yiyecek, içecek vermedi. Dışarıda bir şey bulup yemesi için serbest de bırakmadı. Kedi öldü ve kadın da bu yüzden Cehenneme müstahak oldu.) [Buhari]
(Susuz bir mümin, kuyuya inip su içti. Bir köpek de kuyunun ağzında susuzluktan bitkin vaziyette bekliyordu. O kimse, bu hayvana acıyıp, ayakkabılarından birini çıkardı, onunla köpeğe su verdi. Bu hareketten Allahü teâlâ razı oldu. O kimseyi Cennete koydu.) [Müslim]
(Yeryüzündeki mahlûklara acımayana, göktekiler acımaz.) [Taberani]
(Merhameti olmayana merhamet edilmez.) [Buhari]
Eshab-ı kiram dediler ki: Ya Resulallah, hayvanlara iyilikte de, sevap var mıdır? Peygamber efendimiz, (Her canlı hayvana yapılan iyilikte sevap vardır) buyurdu. (Buhari)
Sahabeden bir zat anlatır:
(Resulullahın, kedi su içtikten sonra kalanıyla abdest aldığı da olmuştur.) [Ebu Nuaym]
Sahabeden bir hanım anlatır:
Eshab-ı kiramdan Ebu Katade’nin abdest alması için bir kaba su koymuştum. Birden kedi gelip bu kaptan su içiverince Ebu Katade biraz daha su içmesi için, kabı kedinin önüne uzattı. Benim kendisine hayretle baktığımı görünce, niye hayret ettin ey kardeşimin kızı, Resulullah efendimiz, (Kedi pis değildir, etrafınızda dolaşır) buyurdu. (Tirmizi)
Hazret-i Ebu Hureyre anlatır:
“Bir gün elbisemin içinde küçük bir kedi taşıyordum. Resulullah efendimiz beni görünce, “Nedir bu?” buyurdu. Ben de; “Kedicik!” dedim. Bunun üzerine Resulullah, “Ey Ebu Hureyre” buyurdu. Yani kediyi seven, onlara ana babalık eden kimse buyurdu.
Bir gün Ahmed Rıfâi hazretlerinin paltosunun eteğinde, kedisi gelip uyudu. Namaz vakti geldi, kediyi uyandırmaya kıyamadı. Bir süre onu şefkatle seyretti. Uyanmayacağını anlayınca kedinin yattığı yeri kesip namaza gitti. Geldiğinde kedi uyanıp oradan gitmişti. Kesik parçayı paltosuna dikti.
Ebu Bekir Vasiti hazretleri anlatır:
Bir gün giderken başımın üzerinde bir kuş uçmaya başladı. Dalgınlıkla kuşu yakaladım. O elimde iken, başka bir kuş daha uçuyordu. Elimdeki kuşun annesi sanarak kuşu elimden bıraktığım anda, kuş öldü. Buna çok üzüldüm. O günden sonra bende bir sıkıntı başladı ve bir sene geçmedi. Bir gece Peygamber efendimizi rüyamda gördüm. Bir senedir, o kadar çok sıkıntının tesirinde kaldığımı, çok zayıflayıp ayakta namaz kılamaz hâle geldiğimi arz ettim. O zaman; “Bunun sebebi, o kuşun, senden şikâyetçi olmasıdır” buyurdu. Evimizdeki kedi yavrulamıştı. Ben bu sıkıntı içinde düşünürken, bir yılanın kedi yavrularından birisini yakalamaya çalıştığını gördüm. Bastonumu yılana vurunca, kaçtı. Kedinin annesi gelip yavrusunu alıp gitti. Ondan sonra iyileştim; namazlarımı ayakta kılmaya başladım. O gece rüyamda yine Peygamber efendimizi gördüm. (İyi olmanın sebebi, bir kedinin senin için teşekkür etmesidir) buyurdu.
Sual: Hayvanlara eziyet etmek büyük günah olduğuna göre, fare, yılan gibi zararlı hayvanları öldürmek caiz değil midir?
CEVAP
İnsanlara zarar veren karıncayı suya atmadan, yakmadan öldürmek caizdir. Fare, akrep gibi zararlılarıysa her zaman öldürmek caizdir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Yılanı ve yırtıcı olan her hayvanı öldürünüz!) [Müslim]
(Zehirli keleri bir vuruşta öldürene yüz, ikinci vuruşta öldürene daha az, üçüncü vuruşta öldüreneyse bundan daha az sevap verilir.) [Müslim]
(İbrahim aleyhisselam için yakılan ateşi her hayvan söndürmeye çalıştı. Fakat keler, ateşin daha fazla yanması için üfledi.) [Nesai] (Keler, kertenkeledir. Zehirli cinsleri vardır. Eziyetsiz öldürülmelidir!)
Sual: Evdeki ağ yapan örümcekleri öldürmek caiz mi?
CEVAP
Evet.
Sual: Kuduzu önlemek için başıboş köpekleri öldürmek caiz mi?
CEVAP
Hastalık ihtimali olunca caiz olur.
Sual: Yılan öldürülürse eşinin öç alacağı söyleniyor. Doğru mudur?
CEVAP
Yılan öldürmekten korkmamalı! Yılan öldürmek sevaptır. İki hadis-i şerif meali:
(Her yılanı öldürün! Yılanın öç almasından korkan benden değildir.) [Nesai]
(Yılandan korkup öldürmeyen bizden değildir.) [Ebu Davud]
[Bizden değil, kâfir manasında değildir. Bizim sünnetimize uymamış olur demektir.]
Sual: Bahçeden evimize akrep giriyor. Bazen namaz kılarken seccadenin yanına geliyor. Akrebi öldürmek için namazı bozmak caiz olur mu?
CEVAP
Bir tehlike halinde namazı bozmak caizdir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Namazda da olsanız, yılanı, akrebi öldürün!) [Nesai]
Sokmak ihtimali olan, yani yaklaşan yılanı ve akrebi öldürmek namazı bozmaz ve mekruh olmaz. (Redd-ül-muhtar)
Sual: Hayvanları öldürmek caiz mi? Mesela sivrisineğin anında kömür eden bir aletle yakılması da caiz midir?
CEVAP
Hayvanları suda boğarak ve ateşte yakarak öldürmek caiz değildir. Dinimiz, zararlı hayvanları fazla acı çekmeden öldürmeyi emrediyor. Mesela kertenkeleyi bir vuruşta öldürene 100 sevap, iki vuruşta öldürene 50 sevap, birkaç vuruşta öldüreneyse çok daha az sevap veriliyor. Demek ki bir an önce öldürmek gerekir. Sivrisineğin öyle öldürülmesi elle veya ilaçla öldürmekten daha hafiftir. Bir anda kömür oluveriyor. Ateşe atmak gibi değil. Caizdir.
Sual: Hayvan hakkını ödemek için tevbe kâfi mi?
CEVAP
Hayvana iyilik etmeye devam etmelidir.
Sual: Ölmüş bir hayvanı ateşe atmakta mahzur var mıdır?
CEVAP
Bir zaruret olmadıkça ölmüş hayvanı da ateşe atmamalıdır. (Berika)
Sual: Kanuni Süleyman han, Zenbilli Ali efendiye zarar veren karıncaları öldürmek caiz mi diye sormuş, o da caiz değil diye fetva vermiş diyorlar. Böyle bir şey var mı?
CEVAP
Olayın aslı şöyledir:
Kanuni Sultan Süleyman Han, meyve ağaçlarını karıncaların sarması üzerine, meseleyi Zenbilli Ali Efendiye şöyle bir beyitle sorar:
Ağaçları sarsa, eğer karınca
Zarar var mı karıncayı kırınca.
Zenbilli Ali Efendinin cevabı şöyledir:
Yarın Hakkın divânına varınca
Süleyman’dan alır hakkın karınca.
Bu bir fetva değildir. Bir latifedir. Yani demek istiyor ki, (Sen de bilirsin zararlı hayvanları öldürmek caizdir. Haksız olarak öldürmek caiz değildir.)
Osmanlı Devletinin onuncu sultânı ve İslâm halîfelerinin 75. si olan Kanuni Sultan Süleyman han, Babası Yavuz Sultan Selim’in vazîfelendirdiği devrin büyük âlimlerinden ders alarak yetişmiş, dini bilgileri çok iyi bilen bir padişah idi.
Din kitaplarının hepsinde, zararlı hayvanları öldürmenin caiz olduğu yazılıdır. Karınca gibi hayvanları, zarar vermezse öldürmek caiz değil, zarar verirse caizdir. Fare, akrep, yılan gibi zararlılarıysa her zaman öldürmek caizdir. Kuduz hayvanları da öldürmek gerekir.
İnsana ve yemeklere zarar veren karıncaları, eziyet etmeden ve suya atmadan öldürmek caizdir. İçinde karınca bulunan odunu, yere vurup silkeledikten sonra yakmak caizdir. (Berika)
Hayvanın ölümüne sebep olmak
Sual: Yolda, arabayla normal hızla giderken, bir tavuk veya bir kedi yola çıkıp çiğnense, biz sorumlu olur muyuz?
CEVAP
Kasıt bulunmadığı için ve ölen şey hayvan olduğu için, sorumlu olunmaz. Ölen çocuk ve büyük insan olsaydı, bunun kefareti ve diyeti olurdu. Bir anne, bebeğiyle uyurken, farkında olmadan, çocuk altında kalıp ölse, kasıt olmamasına rağmen annenin kefaret vermesi gerekir. Şimdi, kefaret olarak, 60 gün oruç tutulması gerekir.
Sual: Hayvanları dövmek ve öldürmek caiz midir?
CEVAP
İnsana ve yemeklere zarar veren hayvanları, mesela karıncaları, sinekleri öldürmekte mahzur yoktur. Fare, akrep gibi zararlı hayvanları, her zaman öldürmek caizdir. Kuduz köpeği ve yırtıcı hayvanları, kesmek, vurmak veya zehirleyerek öldürmek caizdir.
Hayvanları dövmek caiz değildir. Dövmek terbiye için olur. Hayvanın aklı olmadığı için terbiye edilmez.
Hiç bir sebeple, hiçbir canlının yüzüne vurmak caiz değildir.
Hayvanlarla helâlleşmek mümkün olmadığı için, onlara karşı daima iyi muamele etmelidir. Bir hayvana eziyet edilmişse, tevbe etmeli, pişman olmalı, bir daha hiç bir hayvana eziyet etmemeli, eziyet edilen hayvana iyi muamele etmeli, sevip okşamalıdır.
Camiyi kirleten kuşlar
Sual: Güvercinler köyümüzün camisini kirletiyor, bir de yuva yapmışlar. Öldürmek caiz mi?
CEVAP
Camiyi kirleten kuşları çıkarmak mümkün olmazsa, kesip eti yenir. Eziyet veren hayvanlar her zaman öldürülebilir.
Sual: Horoz dövüştürmek haram mıdır?
CEVAP
Evet, haramdır.
Elde olmadan öldürmek
Sual: Hayvanları ateşte yakmak ve suda boğmak günah olduğuna göre, bahçemizi sularken bahçede bulunan çeşitli böcekler, karıncalar suda boğulup ölüyorlar. Mahzuru var mıdır?
CEVAP
Maksadınız karıncaları ve diğer hayvanları öldürmek değil, bahçeyi sulamak olduğu için, mahzuru yoktur. İçinde karınca bulunan odunu yere vurup silkeledikten sonra yakmak caizdir. İçinde görmediğimiz karınca kalsa da mahzuru olmaz. Biz karıncayı değil odunu yakıyoruz.
Sual: Kuzular ve hayvanlar karışmasın diye kulaklarını keserek çeşitli işaretler yapmakta mahzur var mıdır?
CEVAP
Uygun değildir. Kesmemeli, boyayla işaretlemelidir.
Ölü hayvanı incelemek
Sual: Almanya’da biyoloji öğretmeniyim. Gözünü veya başka uzuvlarını keserek, ölü hayvan üzerinde inceleme yapmak dinen günah mıdır?
CEVAP
Hayır, günah değildir.
Horoz dövüşü, boks ve sirk
Sual: Horoz ve deve dövüşü, boğa güreşlerini ve boks maçlarını seyretmek, sirke gitmek günah mıdır? Cambaz seyretmek gibi, hayvanat bahçesini de ziyaret etmek günah olur mu?
CEVAP
Horoz ve deve dövüşleriyle boğa güreşleri, hayvanlara zulüm olduğu için günahtır. Boğa güreşlerinde insan da ölebiliyor. İnsanları dövüştürmek de günahtır. Avret yerlerinin açık olması da, bir başka günah oluyor. Boksta insanın veya canlının yüzüne vurmak da günahtır. Sirklerde de, genelde tehlikeli gösteriler, cambazlıklar yapılıyor. Sirke gitmek, bu gösterileri tasvip etmek demektir. Bu günah olan şeyleri seyretmek de günahtır, çünkü din kitaplarında deniyor ki:
Cambaz ipten düşüp ölürse, seyirciler de günaha girer, çünkü onlar seyretmeselerdi, cambaz, tehlikeli gösteriler yapmaz ve ipten düşüp ölmezdi. Öldürülen kimse, eceli geldiği için ölürse de, öldüren veya ölümüne sebep olan kimse de, cezasını görür. (S. Ebediyye)
Yabani hayvanları kafese koymak, hapsetmek mesela bir aslanı, bir fili veya bir ayıyı ormandan alıp dar bir yere koymak hayvana zulüm olur. Onları seyretmek için gösterildiği yerlere giden, bu zulmü tasvip etmiş sayılır. Eğer hiç kimse seyretmeye gelmese, o hayvanları oraya hapsetmezlerdi. Onların hapsine seyirciler sebep oluyor. Dinimiz, (Günaha sebep olmak, günah işlemek gibidir) buyuruyor. Günah işlenen ortamlardan sakınmalıdır.
Alış verişle ilgili çeşitli sorular
Yazan: admin 28 Eylül 2011
Kategori: Dini Konular
Sual: Birine, (şu malı kaça satarsan sat, bana 3 milyon ver) desem, o da dörde satsa, caiz olur mu?
CEVAP
Evet.
Sual: Zekat olarak, fakire altın lira veya bilezik veriyoruz. Sonra da, (Eğer bozduracaksan rayiç fiyattan satın alabilirim) diyoruz. Satarsa alıyoruz. Bunun mahzuru var mıdır?
CEVAP
Zekat olarak verilen altını rayiç fiyattan geri almakta mahzur yoktur. Rayiç fiyattan ucuza almak ise mekruh olur. Zekat olarak verilen ticaret eşyasının fiyatı her yerde aynı değildir. Geri alınırsa, fakir zarara uğratılabilir. Bu bakımdan ticaret eşyasını fakirden geri satın almak mekruh olur. Altını almak ise mekruh olmaz.
Sual: Bir arkadaşa “Evini on milyara satayım mı?” dedim. O da razı oldu. Ben de 12 milyara sattım. Arkadaşa 10 milyar verdim. Yaptığım iş günah oldu mu?
CEVAP
Arkadaşınıza, istediği fiyatı verdiğiniz için size günah olmaz.
Sual: Başkasının malını kazaen kıran yahut zarar veren tazmin eder mi? Mesela komşu, çıkış kapısının önüne su şişesi koymuş. Görmeden çarpıp kırdım. Ödemem gerekir mi?
CEVAP
Evet.
Sual: Çöpe atılan kullanılmış eşyaları alıp kullanmak caiz mi, kul hakkı olur mu?
CEVAP
Çöpe atılan şey kıymetli bile olsa, zenginlerin de onu alıp kullanması caizdir, kul hakkı falan geçmez.
Sual: Ne alırsan beş milyon lira diyerek satış yapılıyor. Caiz mi?
CEVAP
Evet.
Sual: Meydana konmuş simitleri, para bırakıp alıyorlar. Caiz mi?
CEVAP
Rızası olduğu biliniyorsa, âdet edinmişse caiz olur.
Sual: Esnaf olarak kısaca neye dikkat etmemi tavsiye edersiniz?
CEVAP
Esnaf, hile yapmazsa, dürüst çalışırsa kazandığı helal olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Bir satıcı, yalan söylemez, emanete riayet eder, verdiği sözden dönmez, borcunu geciktirmez, alacaklısını sıkıştırmaz, satarken malını fazla övmez ve alırken de kötülemez ise, kazancı ona mübarek olur.) [Deylemi]
Hileli malı sağlam diye satmak, müslümana ihanet etmek, hakaret etmek haramdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Bir müslüman, sattığı şeyin kusurunu bilip de söylemezse, bu helal olmaz.) [Müslim]
(Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona hıyanet ve yalan isnat etmez. Ona lakayd da kalmaz. Müslümanın müslümana ırzı, malı ve kanı haramdır. Bir kimseye müslüman kardeşini tahkir etmesi şer olarak yeter.) [Tirmizi]
Dürüst olarak ticaret yapmak çok iyidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Rızkın onda dokuzu ticarettedir.) [Said b.Mensur]
Ticaretten korkmamak gerekir. Çünkü atalarımız, (Korkak tüccar, ne kâr eder, ne zarar) demişlerdir. Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Korkak tüccar, mahrum kalır, cesur tüccar, rızka kavuşur.) [Kudai]
Sual: Ayakkabı tamirciliği yapıyorum. Bazı müşteriler, bıraktıkları ayakkabılarını ya çok geç alıyor veya almaya hiç gelmiyorlar. Ben de, (15 gün içinde alınmayan ayakkabılardan mesul değilim) diye levha hazırlattım. Ayrıca her müşteriye de, 15 gün geçerse, ayakkabılarını tamir ücretine satacağımı da söylüyorum. İki ay beklettikten sonra satıyorum. Böyle yapmam günah oluyor mu?
CEVAP
Müşterilerin, sizinle yapılan anlaşmaya uymaları gerekir. Uymazlarsa siz mesul olmazsınız. (Mecelle)
Sual: İnternetten alış veriş sitelerinden standart mal alınabilir mi?
CEVAP
Bir mahzuru yoktur.
Sual: Kendisi için para topladığım hasta öldü. Bu parayı ne yapayım?
CEVAP
Fakirlere vermek iyi olur.
Sual: Ölene kadar içinde oturmak şartı ile evi birine hibe caiz mi?
CEVAP
Evet.
Sual: Kıymeti farklı iki eşit arazi, kıymetine göre mi paylaşılır?
CEVAP
Evet. Yahut satılıp parası taksim edilir.
Sual: Banka teminat mektubu caiz mi?
CEVAP
Caizdir.
Sual: Kasaba 2 kg et verip 1kg da kıyma istedim. Getirdiğim ete, kendi etini karıştırıp kıyma yaptı. 3 kg kıyma verdi. 1 kg kıyma parası aldı. Caiz oldu mu?
CEVAP
Evet.
Sual: 100 kg buğday verip 70 kg un, 30 kg kepek almak caiz mi?
CEVAP
Evet.
Sual: Bir malı üç milyara sattım. Daha teslim etmeden başka biri, (ben beş milyar vereyim) dedi. İlk satıştan vazgeçmem caiz mi?
CEVAP
İlk alan, vazgeçmedikçe caiz olmaz.
Sual: Müşteri, (Üç gün içinde gelmezsem bu saat senin olsun) dedi. On gün sonra geldi. Saatini vermezsem günah olur mu?
CEVAP
Günah olmaz. Fakat ihsan edip vermek çok sevaptır.
Sual: On gram altın değerinde, borç para versem, alırken de yine o günkü rayice göre on gram altın değerinde para alsam caiz mi?
CEVAP
Caiz olur.
Sual: Pazarlıksız satış yapıyoruz demek caiz mi?
CEVAP
Evet. Pazarlık şart değildir. Pazarlık edilmesi iyi olur.
Sual: Radyo ve teyp satmak caiz mi?
CEVAP
Evet. Çünkü haram işlerde kullanılacağı kesin değildir. Bıçak satmak gibidir.
Sual: Fotoğraf yanarsa iade ederim diye peşin para almam caiz mi?
CEVAP
Evet.
Sual: 10 ton kağıdı 2 milyara sattım. Borçlu ödemedi. Kağıda zam geldi. 10 ton kağıt 3 milyar oldu. 3 milyar istemem caiz mi?
CEVAP
Hayır. Altına göre kıymetini istemek caizdir.
Sual: Biri, parana karıştırabilirsin, bu parayı falancaya ver dedi. Parayı harcadım. Ay başında parasını ödedim. Mahzuru oldu mu?
CEVAP
Acele ver demediği, vakit bildirmediği için günah olmaz.
Sual: Eşit para toplayıp yiyecek alıyor, beraber yiyoruz. Caiz mi?
CEVAP
Evet.
Sual: Mehr-i muaccel borcu olanın hediye vermesi caiz mi?
CEVAP
Önce önemli olan borcunu ödemesi gerekir.
Sual: Diş tabibiyim. Bir teknisyen, adıma muayenehane açacak. Kazanç ortak olacak. Caiz midir?
CEVAP
Evet.
Sual: Vadeli borcu olan başkasına borç verebilir mi?
CEVAP
Evet.
Sual: Alacakları icra yolu ile alırken masrafları da almak caiz mi?
CEVAP
Mecburi olan masrafları almak caizdir.
Sual: Bakkal, (Malı götür, parasını sonra verirsin) dedi. Ben de âdet olduğu için ay başında vermeyi düşündüm. Caiz mi?
CEVAP
Evet.
Sual: Saat tamircisi, gelip zamanında alınmayan saatleri ne yapar?
CEVAP
Akrabasına verir. O da yoksa lukata hükmüne girer.
Sual: Bir fabrikatör, ana-babasını ücretle çalıştırabilir mi?
CEVAP
Babasını çalıştırması caiz. Anasını çalıştıramaz.
Sual: İçki satmayan, ama fâsık olanla alış veriş mekruh mu?
CEVAP
Mekruh değildir.
Sual: Çalınan halımın yerine, verilen çalıntı halıyı almam caiz mi?
CEVAP
Evet. Sahibi çıkarsa vermek gerekir.
Sual: Büyük marketlerde ayrı kasası olan içkisiz reyondan alış veriş caiz mi?
CEVAP
Evet.
Sual: Bu malları götür, satamadığını getir demek caiz mi?
CEVAP
Evet.
Sual: Üç ay sonra teslim almak üzere taksitle mal almak caiz mi?
CEVAP
Evet.
Sual: Satın alınca, satıcı (Karpuzu keseyim) dedi. (Kes) dedim. Karpuz ham çıktı. Başka birini tartıp verdi. Caiz oldu mu?
CEVAP
Rıza ile olduğu için caizdir.
Sual: Avukat, müvekkil adına yaptığı günahlardan mesul mü?
CEVAP
Evet.
Sual: Bazen ayın üçünde, dördünde maaş alıyoruz. Bu bakımdan ay başında vermek üzere diye alış veriş yapmak caiz mi?
CEVAP
Evet.
Sual: İki ortak, kıymetleri çok farklı olan iki arsayı, kur’a çekerek paylaşmaları caiz olur mu?
CEVAP
İki tarafın rızası ile caiz olur.
Sual: Yakın bakkalda aynı mal daha pahalı. Uzağa gitmemek için, yakın bakkaldan pahalı almak caiz mi?
CEVAP
Evet caizdir.
Sual: (Bu malı şu kadara sat. Daha fazlasına satarsan, fazlası senin olsun) demek caiz mi?
CEVAP
Evet.
Sual: (Malı satamazsam, 3-4 ay sonra getiririm) demek caiz mi?
CEVAP
Evet.
Sual: Doktor, genelev kadınını muayene edip ücret alsa caiz mi?
CEVAP
Evet.
Sual: Taksitli borçlarım var. Bir arkadaş evine et alıp yemen sana haramdır dedi. Öyle mi?
CEVAP
Et yemek haram diye bir şey yok. Öyle söylemek günah olur. İbrahim bin Edhem hazretleri (Borcu olan kimse, ödemedikçe yağlı ve sirkeli taam yememelidir) buyuruyor. Bu demek yağlı ve sirkeli yemek haram demek değil. Bu da taksitli borçlar için değil, ödünç alınan ve günü geldiği halde ödenemeyen borcu olanlar içindir.
Borçlu adam lezzet veren şeyler yememeli ki borcunu hatırlamalı ve bir an önce ödemeye çalışmalı demektir. Borçlu adam baklava da yer kebap da yer. Din hakkında öyle rastgele konuşulmaz, helale haram, harama helal denilmez.
Sual: Bir ekonomist, “Taksi tutabilecek kimsenin dolmuşla eve gitmesi hırsızlıktır. Bu ekonomi yasasının ana maddesidir. Bunun için, herkesin bende alacağı olduğu düşüncesiyle yaşıyor, hırsız olmamaya çalışıyorum” diyor. Evime taksi ile gidecek param varken, dolmuşla veya yaya gitsem, taksiye vereceğim parayı muhtaç birisine vermesem hırsızlık mı etmiş olurum?
CEVAP
Dinimizde, taksi ile evine gidebilecek kimsenin, acelesi yoksa, yaya gitmesi, günah ve hırsızlık değildir. Aksine iyi olur. O parayı başkasına da vermesi gerekmez.
Sual: Birisi aracıma çarptı. %100 hatalı olduğu tespit edildi. Kendisi de hatasını kabul etti. Aracınızın tamir ücretini hemen vereyim dedi. Servise gittik 300 milyona yaparım dedi. Adam da çıkarıp 300 milyonu verdi. Şimdi ben aracımı tamir ettirmesem, çarpık, ezik vaziyette kullansam, aldığım para haram olur mu?
CEVAP
Haram olmaz.
Sual: Ucuz diye kalitesiz şeyler alıyoruz, birkaç sefer yıkanınca veya kullanılınca bozuluyor. Pahalı olandan mı almalı?
CEVAP
Pahalı olması ölçü değildir. Ucuz olup kaliteli olan da olabilir. İyi araştırmalı, her şeyin iyisini, kalitelisini almaya çalışmalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Ayakkabı veya elbise satın aldığında iyisini al.) [Taberani]
Sual: Dine daha çok hizmet etmek niyetiyle, maaşı yüksek, fakat günah işlenen bir yerde çalışmak uygun mudur?
CEVAP
Uygun değildir. Günah işlenen yerde zaruretsiz çalışılmaz. Allah rızası için çalışan, dünya nimetlerine de kavuşur. Ama dünya için çalışan, ahiret nimetlerinden mahrum kalabilir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Allahü teâlâ, ahiret için çalışana dünyayı verir, fakat dünya için çalışana, ahireti vermez) [Deylemi]
Sual: Şüpheli paradan kurtulmak için para değiştirsek olur mu?
CEVAP
Olur. Para değiştirmek de satıştır. Sahih olması için mal farklı olmalı. Mesela iki 5 binlik, bir on binlikle değişmeli. Hediye suretiyle de değiştirilirse aynı cins mal da olur.
Sual: Namaz kılan yoksa, evi kılmayana kiraya vermem caiz mi?
CEVAP
Evet.
Uygun olmayan elbiseler satmak
Sual: Dışarıda giyilen açık saçık elbiseler satıyoruz. Mağazamıza Müslüman olmayanlar da geliyor. Uygun mudur?
CEVAP
Sadece gayrimüslim olanlar gelseydi mahzuru olmazdı. Müslümanlar da geldiği için, yani onlara da satılacağı için uygun değildir.
Sual: Bir söz var, alacakla borç ödenmez diye. Borçlu olduğumuz kimselere, elimizdeki vadesi gelmemiş çeklerden vermekte veya diğer alacaklarımızı onlara devrederek borçlarımızı kapatmamızda bir mahzur var mı? Yani alacak ile borç ödenir mi?
CEVAP
Hiç mahzur yoktur. Alacaklı razı oluyorsa, nakit yerine elimizdeki çeklerden verilebilir veya diğer alacaklarımız onlara devredilebilir. Alacakla borç ödenmez demek, birisinde alacağımız var diye, buna güvenip de, başkasına borçlanmamalı demektir. Yoksa birisinde alacağımız varsa, ondan aldığımız malı paramıza mahsup edebiliriz.
Sual: Bazı ürünler, poşet veya paket içinde 1 lira diye satılıyor. Bir lira verip almakta mahzur var mıdır? Yoksa ambalajlı olduğu için bu alış veriş fâsid mi oluyor?
CEVAP
Hayır, fâsid olmuyor. Poşetiyle, ambalajıyla bir liraya alınıyor. Bunun mahzuru olmaz.
Sual: Bir arkadaş, bana şu saati sat dedi. Ben bunu kendime alabilir miyim?
CEVAP
Satmak için vekil olan, kendisi için satın alamaz. Çünkü, bir kimse hem alıcı, hem satıcı olamaz.
Sual: Müşteri aldığı malı geri getirince bunu almak gerekir mi?
CEVAP
Almak gerekmez. İhsan ederek geri almak iyi olur, çok sevab olur. Bir hadis-i şerif meali:
(Müşteri pişman olunca, satıcı da kabul edip sözleşmeyi bozarsa, Allahü teâlâ onun günahlarını affeder.) [K. Saadet]
Sual: Meyhaneye veya içki içilen lokanta gibi yerlere ekmek satmak caiz midir?
CEVAP
Evet, caizdir.
Sual: Doktora muayene olan kimselerin kazançları, tamamen haramsa, muayene ücretini bu haram paradan verdikleri de biliniyorsa, doktorun bu parayı alması haram olur mu?
CEVAP
Meslek gereği alınan ücret, haram olmaz.
Sual: Kilisenin ve içki fabrikasının elektrik tamir işlerini veya başka tamiratlarını yapmak günah mıdır?
CEVAP
Hayır. Bu işlerin kendisi günah olmadığı için tamiratlarında çalışmak caizdir. (Bezzaziyye)
Sual: Bir müşteriye sattığım ürünlerin fiyatlarını toplayınca, toplamı küsuratlı çıkıyor. Bozuk paralarla uğraşmamak için, biraz az veya çok söylemenin, mesela toplamı, 5,95 veya 6,05 lira ederse, 6 lira demenin mahzuru olur mu?
CEVAP
Mahzuru olmaz. Herkes, malını istediği fiyattan satabilir.
Kredi kartı puanları
Sual: Bir tanıdığının kredi kartıyla, alış veriş edilse, kazanılan puanlar, kimin hakkıdır?
CEVAP
Özel bir anlaşma yapılmamışsa, puanlar kart sahibinin olur.
Sual: Bir diş tabibi, bir muayene yeri açsa; fakat kendisi hiç işle uğraşmasa, bütün işleri diş teknisyeni yapsa, diş doktoruna da, diplomasından dolayı, belli bir ücret verilse, diş hekiminin diplomasına karşılık aldığı ücret, helal olur mu? Bunun gibi, bir eczacı, bir eczane açsa, ilaç işine hiç karışmasa, hepsini eczacı kalfası yapsa, kalfa, eczacıya belli bir ücret verse, eczacının, diplomasına karşılık aldığı ücret helal olur mu?
CEVAP
Mesuliyet diş tabibinde ve eczacıda olduğu için, belli bir ücret almasında mahzur yoktur. Kalfa yanlış bir ilaç verse, eczacıdan sorarlar. Diş teknisyeni, yanlış bir şey yapsa, onu da, diş tabibinden sorarlar. Mesul [sorumlu] müdür oldukları için ücret, helal olur.
Sual: İçki satan yerden alış veriş yapmak caiz midir?
CEVAP
İhtiyaç olunca veya içki parası, para üstü olarak alınmazsa caiz olur. Büyük marketlerde, çok kasa olduğu için, içki parasının para üstü olarak alınma ihtimali daha azdır. Tam para verilirse, yahut kredi kartı kullanılırsa, bu ihtimal hiç kalmaz. (İçki satan fâsıktır, fâsıkla alış veriş yapmamalı) denebilir. Bu ayrı bir husustur. Namaz kılmayan, içki içen fâsık birinin dükkanında, içki satılmıyorsa, ondan da alış veriş yapmak caiz olur.
İçki ve domuz satmak
Sual: İçki ve domuz eti satan kimseyle alışveriş yapmak, fâsık oldukları için mi uygun değildir?
CEVAP
Fâsıklık yönünden değildir. Açıktan günah işleyenlerin hepsi fâsıktır. Mesela açıkça kumar oynayan, namaz kılmayan kimse fâsıktır. Başı açık bayan tezgâhtar fâsıktır. Fâsıkla, hatta kâfirle alışveriş sahihtir. Salihlerle alışveriş yapmak daha iyidir, ama o ayrı bir konudur.
İçki ve domuz, dinen mal olmadığı için, bunların alınıp satılması sahih olmaz. Bunlar gibi kan ve leş satmak da bâtıldır. Eğer o marketten başka bir şey alınacaksa, paranın üstü de yoksa içki veya domuz parası karışmamış olacağı için caizdir. Kredi kartıyla alınca zaten karışmıyor. Dinimize, milletimize düşmanlık eden şirketler içki veya domuz satmasa da, onlarla da alışveriş caizse de, mecbur kalmadıkça kaçınmaya çalışmalıdır.
Sual: Pikniğe giderken, eşit para toplayıp, yiyecek içecek alıyoruz. Beraber yiyip içiyoruz. Ama kimimiz az, kimimiz çok yiyip içmiş oluyoruz. Caiz oluyor mu?
CEVAP
Evet.
Sual: İpekböceği kozasını satıyoruz. Sattığımız kimseler, bu kozaları fırınlayarak öldürüyorlar. Bu kozaları bu kimselere satmakta mahzur var mıdır?
CEVAP
İpek böceğini öldürmek için güneşe koymak caiz olduğu için, satılmasında mahzur olmaz. Günah fırınlayana olur.
Kumar aleti satmak
Sual: Kumar aletlerini satmak, caiz midir?
CEVAP
Hayır, caiz değildir.
Sual: Bağımıza arılar konmuş ve bal yapmış. Bir arkadaş, kovan getirmiş. Balı bırakıp, arıları götürürken gördük. Arılar ve bal kimindir?
CEVAP
Arılar bulanındır. Bal ise bağ sahibinin olur.
Sual: Bir yardım sandığımız var. Üyelere yardım edilebilir mi?
CEVAP
Üye dışındaki fakirlere yardım edilir. Üyelere ancak faizsiz ödünç verilir.
Mektupla alış veriş
Sual: Bir kimse mektupta, malını şu kadar liraya sattığını birisine bildirse, o da mektubu okuyunca kabul ettim dese, alış veriş sahih midir?
CEVAP
Evet, sahih olur. Şimdi, internet yoluyla yapılan alış verişler de, bunun gibi sahihtir.
Erkeklere altın yüzük satmak
Sual: Kuyumcunun, erkeklere haram olan ziynet eşyası, mesela altın yüzük satması caiz midir?
CEVAP
Evet, caizdir. Altın yüzüğü erkeklerin takması haramdır, satmak haram değildir; çünkü altın yüzüğü yatırım için almış olabilir. Yanımda dursun para ihtiyacı olursa bozdururum diyebilir. Altın yüzüğün kendisi haram değil, kullanılması haramdır. Bir erkek, bir Reşat altını alsa, boynuna kadınlar gibi takmasa; fakat cebinde bulundursa günah olmaz. Takması haramdır, bulundurması günah değildir.
Vekil asıl gibidir
Sual: Şirketin alacaklarını tahsil eden veya hayır için, makbuz karşılığı para toplayan kimse, topladığı paraları, daha sonra yerine koymak şartıyla harcayabilir mi?
CEVAP
O işin vekili sayıldığı için, yerine koymak şartıyla harcayabilir.
Sual: Marketlerde iken çocuk su diye tutturuyor yahut oradaki bir şeyi alıp yiyor. Biz de, şişeyi veya kutusunu alıp kasada ödüyoruz. Parasını ödemeden yemek caiz oluyor mu?
CEVAP
Fiyatları belli olduğu için caiz olur. Lokantalarda, pastanelerde, kahvelerde de parasını ödemeden yiyip içmekte mahzur yoktur. Çünkü yenilip içilenlerin fiyatları bellidir.
Terzide artan kumaş
Sual: Bir terzide, müşteriden büyük küçük kumaş artıkları kalıyor. Bunları terzinin kullanması caiz olur mu?
CEVAP
Evet, caizdir. Böyle şeyler âdete bağlıdır. Kumaş olarak işe yaramıyorsa kullanabilir. İşe yarıyorsa müşteriye verilir.
Reklâm kâğıtlarını basmak
Sual: Matbaamızda, içki ve kumar aletleri gibi, haram olan şeylerin reklâm kâğıtlarını basmak haram mıdır?
CEVAP
Haram değilse de, haramın reklâmını yapmamaya, dolaylı da olsa, haram işlere sebep olmamaya çalışmalıdır.
Sual: Karate ve tekvando gibi sporlardan para kazanmak caiz midir?
CEVAP
Namaza mani olmazsa, avret yeri de açık olmazsa, caizdir.
Selem satışı
Sual: Buğdayın kilosu 1 lira olsa, 3-5 ay sonra belki 2 lira olur. Şimdi bize para gerekiyor. Durumumuzu bilen bazı kişiler, 1 liradan üç ay sonra vereceğiniz buğdayı satın alırız diyorlar. Satmamız caiz olur mu?
CEVAP
Buğdayın vasfını, miktarını, vaktini ve yerini söyleyerek, selem vermek ve alıcının da kabul etmesiyle, selem usulü satış caiz olur. Mesela (1000 kilo makarnalık buğdayı 1 Ekimde, Meram’daki evimde bana teslim etmek üzere, 1000 liraya sana selem verdim) denir. Satıcı da (Kabul ettim) demekle, selem vaki olur. Yani peşin parayla, veresiye buğday satılmış olur. (S. Ebediyye)
Sual: Biri peşin, birkaç taksitle mal satıyoruz. Müşteri kullanmadan malı getiriyor. Biz de, (Peşin verdiğini almazsan, malı geri alırız) diyoruz. Bu para bize helal midir?
CEVAP
Hayır, helal olmaz. Malı az da olsa kullanmış olarak getirseydi, helal olurdu. Müşteri anlaşmayı tek taraflı olarak bozamaz. Yani satılan malı geri almayabilirsiniz; fakat geri almak ihsan olur, iyi olur.
Televizyon satmak
Sual: Televizyon satmak caiz midir?
CEVAP
Günah olan işlerde kullanılması kesin olmadığı için, mubah şeyler seyretme ihtimali de olacağı için caizdir.
Düşük fiyat
Sual: Bir malı, herhangi bir sebeple, alış fiyatından daha düşük bir fiyatla zararına satmakta mahzur var mıdır?
CEVAP
Bir ihtiyaç varsa, çok ucuza da satmakta mahzur olmaz. Mesela, müşteri çekmek için, fakire yardım için veya bu mal zamanla bozulacaksa ucuza satılabilir.
Sual: 5 kilo altını, 4 kilo altın ve 50 liraya veresiye satmak caiz midir?
CEVAP
Bir kısmı kâğıt para olsa da, altını altınla veresiye satmak caiz değildir. Hepsini kâğıt parayla veresiye satmak caizdir.
İnşaat şirketi
Sual: İnşaat şirketi olarak, plaj sitesi, içki fabrikası, turistik otel gibi yerler yapmak uygun mudur?
CEVAP
Günaha sebep olmayacak, fabrika, iş yeri, okul, ev gibi yerlerin inşaatı tercih edilmelidir.
Minimum alışveriş
Sual: Kaç kuruştan aşağı alışveriş caiz olmuyor?
CEVAP
Bir fels değerinden aşağı alışverişler caiz olmaz. Bir felsin itibarî kıymeti, şimdi bir altın liranın kıymetinin, on beşte biri kadar kuruş olmaktadır. (S. Ebediyye)
Bu ölçü bilinirse her zaman kendimiz hesaplarız. Mesela, Cumhuriyet, Hamit gibi bir altın liranın, en ucuzunun kıymeti 525 lira olsa, bunun on beşte biri kadar kuruş, 35 kuruş olur. Buna göre 35 kuruştan aşağı olan bir malın satılması caiz olmaz. Mesela, bir ciklet 20 kuruşsa, 2 ciklet alınıp 40 kuruş verilirse mesele kalmaz. Yahut 15 kuruşluk başka mal da alınırsa, mahzuru olmaz.
Faydalı sanatlar
Sual: Hangi sanat daha kıymetlidir?
CEVAP
Dinimizde her sanat kıymetliyse de, insanlara faydası çok olan sanatlar -manifaturacılık ve ayakkabıcılık gibi- daha çok övülmüştür. Avcılık da mubah bir sanatsa da, keyif için yapılması yasaklanmıştır. İhtiyaç veya geçim için yapmak caiz ise de, başka bir sanatı tercih etmeli, çünkü can yakmak makbul değildir.
Malın vasfının değişmesi
Sual: Fâsid alış verişle satın alınan kıyma, köfte yapılınca, bunun yenmesi caiz olur mu?
CEVAP
Satın alınmasında günah işlenmişse de, malın vasfı değiştiğinden, köfteyi yemek günah olmaz. Bunun gibi, bir kimse, bir tavuk çalıp, etiyle yemek yapsa, çalması haramsa da, malın sıfatı değişince de mülkü olur. Böyle bir yemeği pişirdikten sonra, tazmin etmek [bedelini sahibine vermek] şartıyla, yenmesi, satması veya hediye etmesi, alanın da yemesi, caiz olur.
Defter tutmak
Sual: Haram iş yapan tüccarın defterini tutmak caiz midir?
CEVAP
Zaruretsiz caiz olmaz.
Veresiye döviz satmak
Sual: Euro, dolar ve Türk paraları birbirleriyle, veresiye satılmaları caiz midir?
CEVAP
Hayır.
Hakkından vazgeçmek
Sual: Bazı yerlere sınavla öğrenci veya memur alınırken, girenlerden bazıları, (Sen girmezsen sana para verelim) deseler, girme hakkını satmak caiz olur mu? Bunun gibi ihaleye girme hakkı da satılabilir mi?
CEVAP
Buna hak satmak denmez, ferağ yani hakkından vazgeçmek denir. Hak satılmaz; ama paralı veya parasız, haktan vazgeçmek caizdir.
Bulunan hayvan
Sual: Sahipsiz bir hayvanı kesip, etini yemek veya satmak caiz midir?
CEVAP
Sahipsiz hayvanı, ilan ettikten sonra, sahibi çıkmazsa kesmek veya satmak günah değildir. Sahibi çıkıp ispat ederse, kendisine bedelini ödemek gerekir.
Vekâletle ev satmak
Sual: Bir arkadaş, (Evimi 80 bin liraya sat) dedi. Ben de 90 bin liraya sattım. Arkadaşa 80 bin lira verdim. 10 bin lira daha vermem gerekir mi?
CEVAP
Gerekmez; ama 80 bin liraya sattım denirse, yalan söylenmiş olur. Günah olur.
Hileyle mal satmak
Sual: İtalya’da imal edilen malın aynısını Türkiye’de imal ediyorum. İtalya malı diye yazmak caiz midir?
CEVAP
Hayır, hileyle satmak caiz değildir.
Biblo yapmak
Sual: Biblo yani çeşitli insan ve hayvan heykelcikleri yapanın, bunlardan kazandığı para haram mıdır?
CEVAP
Evet, haramdır. Biblo yapmak da, satmak da ve evde bulundurmak da haramdır.
Hayvanları mumyalamak
Sual: Kartal, leylek gibi hayvanların içini temizleyip mumyalayarak, tavşan, kuzu gibi hayvanların da derilerinin içine ot doldurup, süs olarak kullanmak caiz midir? O odada namaz kılmak mekruh olur mu?
CEVAP
Süs için satılması caizdir. Böyle içi ot doldurulmuş hayvan şekillerinin bulunduğu odada namaz kılmak mekruh olur. Namaz kılarken bunları arka tarafa koymalı veya üstlerini örtmelidir.
Haksız rekabet
Sual: Bir Yahudi, çömlekçi bir müslümanın karşısına bir çömlekçi dükkânı açar. Müslüman çömlekçiden ucuz etiket yapıştırır. Müslümanlar Yahudi’den almaya başlayınca Müslüman da daha aşağı indirir; fakat Yahudi, alış fiyatından da aşağı fiyatla yani zararına satar. Müslüman Yahudi’yle başa çıkamayınca dükkânı kapatmak zorunda kalır. Meydan Yahudi’ye kalınca tekrar fiyatları yükseltip zararını kapatır. Bizim de bu taktiği uygulayarak rakiplerimizi alaşağı etmemiz haksız rekabete girer mi?
CEVAP
Evet, haksız rekabete girer. Aşağıdaki menkıbedeki durum, buna benziyorsa da, haksız rekabet değildir; çünkü maddi kâr düşünülmüyor:
Medine’de bir Yahudi’nin ağzı kapalı bir su kuyusu vardı. Suyu gayet tatlıydı. Suyunu satardı. Resulullah, (Rume kuyusunu kim satın alır, Müslümanlara sebil olarak verirse Cenneti kazanmış olur) buyurdu. Hazret-i Osman, kuyunun yarısını aldı. Nöbet yoluyla bir gün Hazret-i Osman’ın olacak, bir gün Yahudi’nin olacaktı. Hazret-i Osman nöbetini sebil olarak dağıttı. Yahudi ücretle satardı. Müslümanlar da hazret-i Osman’ın nöbeti gelince, iki günlük su alırlardı. Yahudi’nin nöbetinde uğramazlardı. Yahudi’nin pazarı kesada uğrayınca, diğer yarısını da satmak istedi. Önceki yarısını Yahudi’den 12 bin dirheme almıştı. Bunu da 8 bin dirheme aldı. Tamamını sebil etti. (Menakıb-i çihar yar-i güzin)
Arsa karşılığında kat
Sual: Arsa karşılığında daire yaptırmak caiz midir?
CEVAP
Kendi arsası üzerinde, istisna [ısmarlama yani sipariş] yoluyla ev yaptırmak caizdir. S. Ebediyye’de deniyor ki:
Arsanın belli bir kısmı, mesela üçte ikisi, hisse-i şayıa [ortak mülkiyet] olarak müteahhide veresiye olarak satılır. Müteahhitten alacağı olan paranın karşılığı olarak, istenilen kat, müteahhide ısmarlama yoluyla yaptırılır; çünkü kendi arsasına, istisna [ısmarlama] yoluyla apartman yaptırılması caizdir. Ismarlama yoluyla yaptırılacak apartmanın, planının, kullanılacak her malzemenin cinsinin ve fabrikasının önceden söz kesilirken bilinmesi, kararlaştırılması gerekir.
Ortak araba
Sual: Bir arkadaşla ortak araba alacağız. Arabaya birimiz az, birimiz çok binebilir. Bu şartla ortak araba almak caiz midir?
CEVAP
Yaptığınız sözleşmede bu durum bildirilmişse caiz olur.
Haram işleyerek kazanılan
Sual: Kadın kuaförlüğü yapmış olan bir erkek, sonradan tevbe ederse, haram işleyerek kazanmış olduğu paraları ve o paralarla aldığı eşyaları ne yapması gerekir?
CEVAP
Kazanılan paranın haram olması ayrı, parayı haram işleyerek kazanmak ayrıdır. Yani haram işleyerek kazanıldı diye, bu paralar haram olmaz. İşlenen haramlara tevbe edip, bir daha işlemeyince, günahları affolur.
Gazeteye abonelik
Sual: S. Ebediyye’de, (Bakkala borç para verip, o para bitinceye kadar ondan mal satın almak haramdır, çünkü istifade etmek şartıyla ödünç vermek faiz olur) deniyor. Buna göre, gazeteye abone olan kimse, ayın başında gazeteciye bir aylık gazete parasını verip, her gün bir gazete alması da faiz olmaz mı?
CEVAP
Faiz olmaz. Gazeteciye parayı ödünç vermiyor, gazetenin ücretini peşin veriyor. Bir malın fiyatını peşin vermenin mahzuru olmaz.
Sepetin alış verişi
Sual: S. Ebediyye’de, (Küçük çocuğun yaptığı alış veriş bâtıldır) deniyor. Biz apartmanın son katında oturuyoruz. Apartmanın girişinde bir bakkal var. İçine liste koyarak sepeti sarkıtıyoruz. Listeye şu kadar pirinç, şu kadar zeytin, şu kadar ekmek ver diye yazıyoruz. Belli bir para da koyuyoruz. Bakkal belki eksik veya fazla tartarak bunları sepetin içine koyunca, biz sepeti çekiyoruz. Çocuğun alışverişi sahih olmazsa, sepetin yaptığı alışveriş sahih oluyor mu?
CEVAP
Sepeti çekip, verilenlere rıza gösterilince, alışveriş sahih oluyor. Listeyi çocukla da gönderip, çocuk gelince, yaptığı alışverişi kabul edersek, o da sahih olur.
Para üstünü almamak
Sual: Taksicilik yapıyorum. Ücreti 19 lira tuttu diyelim, müşteri 20 lira veriyor, (Üstü kalsın) diyor. Bu bize helâl oluyor mu? Helalleşmek gerekiyor mu?
CEVAP
O size hediyedir. Helalleşmek gerekmez.
Tersi de olabilir. Ücret 10,5 lira tuttu, 20 lira uzatmışsa, siz 10 lira yeter derseniz, hakkınız ona geçmiş olmaz. 50 kuruşu hediye etmiş olursunuz.
Verileni tatmak
Sual: Marketlerde tatmak için verilen tatlı, sucuk gibi şeyleri alıp yemekte sakınca var mıdır? Pazarda da tatmak için veriliyor. Bunları yiyince helalleşmek gerekiyor mu?
CEVAP
Verilen hediyedir, bir sakıncası olmaz. Helalleşmek gerekmez.
Haram para almak
Sual: Müşteri haram parayla bakkaldan bir şey alsa, o para bakkala günah olur mu?
CEVAP
Hayır, bakkala günah olmaz.
Hadis-i kudsi
Yazan: admin 26 Eylül 2011
Kategori: Dini Konular
Sual: Hadis-i kudsî ne demektir?
CEVAP: Peygamber efendimizin, mânası da, kelimeleri de kendisinden olan sözlerine hadis denir. Mânâsı Allahü teâlâ tarafından bildirilip de, Peygamber efendimizin kendi kelimeleriyle bildirdiği sözlere ise hadis-i kudsî denir. Bunun için, hadis-i kudsîler nakledilirken, (Allahü teâlâ hadis-i kudsîde buyurdu ki…) denir. S. Ebediyye ve diğer kitaplarımızdaki hadis-i kudsîlerden bazıları şöyledir:
(Önce gelenleriniz, sonra gelenleriniz; küçüğünüz, büyüğünüz; dirileriniz, ölüleriniz; insanlarınız, cinleriniz; en müttekî, itaatli kulum gibi olsanız, büyüklüğüm artmaz. Aksine olarak hepiniz, bana karşı duran, peygamberlerimi aşağı gören düşmanım gibi olsanız, ilahlığımdan bir şey eksilmez. Allah, sizden ganîdir, Ona hiçbiriniz lazım değildir. Siz ise, var olmanız için ve varlıkta kalabilmeniz için ve her şeyinizle, hep Ona muhtaçsınız.)
(Azâmet ve kibriya bana mahsustur. Bu iki sıfatta, bana ortak olmak isteyenlere, çok acı azab ederim.)
(Ya Âdem! Muhammed aleyhisselamın ismiyle, her ne isteseydin kabul ederdim, Muhammed olmasaydı, seni yaratmazdım.)
(Ey Resulüm! Sen olmasaydın, hiçbir şeyi yaratmazdım.)
(Ey Resulüm! İbrahim Hâlilim [dostum] ise de, sen de Habibimsin [sevgilimsin].)
(Evliya bir zata düşmanlık eden, bana savaş açmış olur.)
(Bir kimse, farz ibadeti yapmakla bana yaklaştığı gibi, hiçbir şeyle yaklaşamaz.)
(Bir kulum bana yaklaşırsa [sevgime ve rızama kavuşursa], ona sesleri duyurur ve saklı şeyleri gösteririm.)
(Dostlarımı insanlar içinde gizlerim, onları kimse bilmez.)
(Yere ve göğe sığmam, fakat mümin kulumun kalbine sığarım.)
(Kaza ve kaderime razı olmayan, beğenmeyen ve gönderdiğim belalara sabretmeyen, benden başka Rab arasın! Yeryüzünde kulum olarak bulunmasın!)
(Rahmetim gadabımı aşmıştır. Hasta kulumun günahını affeyledim!)
(Oruç benim için tutulur. Onun karşılığını ben veririm!)
(Kulum, beni nasıl umarsa, onu öyle karşılarım. Öyle ise, benden hep iyilik bekleyin!)
(“La ilahe illallah” benim kale’mdir. Bunu okuyan, kaleme girmiş olur. Kaleme giren de, azabımdan kurtulur.)
(Ey Âdemoğlu! Ömrünü dünyayı toplamakla harcettin. Cenneti hiç istemedin.)
(Nefsini düşmanın bil! Çünkü o, bana düşmandır.)
(Ey kulum! Seni kendim için yarattım. Başka şeylerle oyalanma! Rızkına kefilim, kendini üzme!)
(Ey dünya! Bana hizmet edene hizmetçi ol! Sana hizmet edene güçlük göster!)
(Beni zikreden [hatırlayan] kulumla birlikteyim.)
(Ey Âdemoğlu! Beni sevmek istersen dünya sevgisini kalbinden çıkar, çünkü benim muhabbetimle dünya sevgisini bir kalbde asla cem etmem. Ey Âdemoğlu! Benim sevgimle beraber dünya sevgisini nasıl istersin! Öyle ise, benim sevgimi ve rızamı, dünyayı [dinin yasakladığı şeyleri] terk etmekte ara! Ey Âdemoğlu! Her işini benim emirlerime uygun olarak yap, ben de, senin kalbine muhabbetimi doldururum.)
(Bütün dinler içinde, İslamiyet’i seçtim. Bu din, cömertlik ile ve güzel huyla tamam olur. Bu dini, her gün, bu ikisiyle tamamlayın!)
Seferilikle ilgili çeşitli sual cevaplar
Yazan: admin 26 Eylül 2011
Kategori: Dini Konular
Sual: Sekiz senedir Bursa’da yaşıyorum. Bayram tatilinde doğum yerim olan İzmir’e gideceğim. İzmir’de iken namazı seferi olarak mı kılacağım?
CEVAP
Yolda seferi olursunuz. İzmir’de seferi olmazsınız.
Sual: Van’da doğdum, İstanbul’da yeni evlendim, burada kalacağız. Vatan-ı aslim neresi?
CEVAP
Herkesin bir vatan-ı aslisi olur. Evlendiğiniz yer neresi ise, vatan-ı asliniz orasıdır. İleride beyiniz, başka bir yere gider ve temelli orada kalmaya niyet ederse, evlenilen yer vatan-ı asli olmaktan çıkar. Evinizin bulunduğu yer, vatan-ı asliniz değilse, evinize gitmekle mukim olmazsınız, seferi olursunuz.
Sual: Tekirdağ’da üniversitede okuyan, vatan-ı aslisi İstanbul olan ve Maliki mezhebini taklit eden hanefi bir öğrenci; her Pazartesi İstanbul’dan çıkıyor Tekirdağ’a gidiyor. Orada yurtta kalıyor ve Cuma günü Tekirdağ’dan çıkıp, İstanbul’a geliyor. Bu öğrenci Tekirdağ’da iken 4 rekatlık farz namazlarını kaç rekat olarak kılmalı?
CEVAP
Tekirdağ’da ve yollarda iki rekat kılması gerekir. İstanbul vatan-ı aslisi olmasa idi, İstanbul’da da seferi olurdu.
Sual: Kimse bulunmayan bir dağ başına veya ev bulunmayan bir adaya 15 günden fazla kalmak üzere kamp kuran kimse mukim sayılır mı?
CEVAP
Kamp ev sayıldığı için mukim olunur. Çadırsız kalınırsa misafir olur. Çünkü ev olmayan adada, çölde çadırsız kalan kimseler ise, mukim olmaz. (Redd-ül-muhtar)
Sual: Bir yere temelli yerleşmek nasıl olur?
CEVAP
Ben artık doğduğum veya evlendiğim yere gitmeyeceğim, hep İstanbul’da kalacağım demişse, İstanbul vatan-ı aslisi olur. Burası vatan-ı aslisi olunca ana babasının evine de gitse, doğduğu yere de gitse 15 günden az kalınca seferi olur. 15 günden fazla nereye giderse gitsin orada mukim olur.
Sual: İstanbul Anadolu yakasında oturmaktayım. Bazen müşteri ziyareti için İzmit’e gidiyorum (sabah gidip akşam geliyorum) İstanbul-İzmit arası mesafe yaklaşık 100 km. Maliki mezhebini taklit ediyorum. İzmit’te iken veya gidiş dönüş yolunda iken seferi oluyor muyum?
CEVAP
Kilometre, evinizden çıkıp ilk mezarlık, fabrika, kışla gibi belli yerden hesap edilir. Eğer gittiğiniz yer 104 km ise, seferi olursunuz. Daha aşağı ise olunmaz. Seferi olunca çıkıştan itibaren seferi olunur. Yolda da dört rekatlı namazlar iki rekat olarak kılınır. Giriş ve çıkış günleri dahil 6 gün kalan mukim olur, beş gün kalan seferi olur, daha az kalan da seferi olur.
Sual: Doğum yerim İzmir, burada 3 yaşına kadar yaşamışım. Buradan sonra Erzincan’da 3 sene, Diyarbakır’da 5 sene, Ankara’da 15 sene yaşadım. 4 seneden beri de İstanbul’da yaşamaktayım. Eğer ben İzmir’e 3 günden az kalmak için gidersem İzmir’de seferi mi olurum yoksa mukim mi? Bu sorum daha önce yaşadığım iller için de geçerli.
CEVAP
İzmir vatan-ı asliniz, diğer bütün iller vatan-ı ikamet olur. İzmir’e bir saatliğine de gitseniz mukim olursunuz, seferi olunmaz.
Sual: Memleketim Konya. İstanbul’da çalışıyorum. Evli değilim. 1 haftalığına Konya’ya ailemin yanına gidiyorum. 1 hafta müddetince seferi miyim?
CEVAP
Memleketiniz değil, doğum yeriniz Konya ise, ancak yolda seferi olursunuz. Konya’da mukim olursunuz, yani namazları Konya’da iken kısaltmazsınız.
Sual: Sık sık tatil olması nedeniyle memleket ve görev yerimiz arasında mekik dokumaktayım. Kendi memleketimizden görev yerine giderken (104 km’den fazla), veya tam tersi iken, namazlarımızı seferi mi yoksa normal mi kılmalıyız?
CEVAP
Yollarda seferi kılarsınız. Temelli ikamete niyet ettiğiniz yer yoksa, evlendiğiniz yer neresi ise orası vatan-ı aslinizdir. Oraya girince bir gün veya bir saat bile kalsanız namazları tam kılarsınız. Başka şehirlerde ise15 günden az kalırsanız seferi kılarsınız.
Sual: Ankara’da ikamet eden aynı zamanda talebe olup evli olmayan bir bayan (Babasının doğum yeri ve memleketi Urfa, kendi doğum yeri Ankara) Urfa’ya 10 günlüğüne giderse (Hanefi mezhebinde olup diş dolgusu olduğu için Maliki’yi taklit ediyor) yolda ve oraya gidince seferilik durumu nasıl olur?
CEVAP
O bayanın doğum yeri Ankara’dır, Ankara vatan-ı aslisidir. Urfa’ya giderken yolda seferi olarak namazlarını kılar. Urfa’da giriş çıkış günleri dahil 5 günden fazla kalacağı için seferi olamaz, mukim olur, yani namazlarını tam kılar, kısaltamaz. Yolda dört rekatlık farzları iki kılar, üç rekatlıkları aynen kılar, sünnetleri ise vakit müsaitse kılar, değilse kılmaz.
Sual: Seferi olan kimse Cuma günü zuhr-i ahiri iki rekat mı dört rekat mı kılar?
CEVAP
İki rekat kılar.
Sual: Bir süre için Amerika’dayız. Namaza eve yetişemeyeceğimiz zaman arabayı bir kenara çekip kıbleyi bularak ayaklarımızı altımıza toplayarak araba içinde imayla namaz kılıyoruz, olur mu?
CEVAP
Ayakta kılmalısınız. Ayakta kılma imkanı yoksa o zaman oturarak bahsettiğiniz şekilde kılabilirsiniz. Fakat ayakta kılınacak yerler bulunur. Başkalarının namaz kılarken kadınları görmeleri namazı bozmaz.
Sual: Bir kimsenin vatan-ı aslisi İstanbul, namazda Maliki mezhebini taklit ediyor. Çalıştığı iş yerinden 21 gün yıllık iznini alarak yola çıksa, niyet olarak ta 2 gün Bursa’da 6 gün İzmir’de 8 gün Niğde’de birkaç gün Mersin’de ve günü birlikte Hatay’a giderim diye niyet etse, gittiği yerlerde bu kişi namazlarını nasıl kılar?
CEVAP
Hanefi olanlar hep seferi olarak kılar. Maliki olanlar da giriş çıkış günleri hariç, 4 gün kaldığınız yerler mukim, üç gün kaldığınız yerlerde seferisiniz.
Sual: İstanbul, New York gibi çok büyük şehirlerde şehrin bir ucundan diğerine 104 km den fazla mesafe varsa, şehrin içinde bir ucundan diğerine gidince seferi olunur mu?
CEVAP
Evet. Beylikdüzü’nden Avcılar’dan çıkıp İzmit’e gidilse, hemen hemen yollarda boş yer yok, sanki bir şehir gibi. Kilometreyi geçerse seferi olur. Ankara’ya kadar evler bitişik olsa, hepsi bir şehir olsa yine seferi olur.
Sual: Vatan-ı aslim Manisa Akhisar’dır. İstanbul’da oturuyorum. Bursa’ya 15 günden az kalma niyeti ile geldim. Fakat geldiğim günden 3 gün sonra 15 günden daha fazla kalmaya niyet ettim. Acaba bu üç günlük namazı kaza etmem gerekir mi?
CEVAP
Üç gün 15 günün içinde ise seferi olmazsınız. Çünkü niyet ettiğiniz günden itibaren 15 veya daha fazla kalmaya niyet etmeniz gerekir. Eğer, üç gün kaldıktan sonra, yeniden bir 15 günden fazla kalmaya niyet etmişseniz, o zaman mukim olursunuz. Üç gündür kıldığınız namazlar da doğrudur, kaza etmek gerekmez. Çünkü o zaman seferi idiniz.
Sual: Diyelim ki saat 20:35 te yatsı namazı vakti giriyor. Saat 21:00 ise sefere çıkılacak. Yatsı namazı sefere çıkılmadan önce mi kılınmalı yoksa seferi olunca da kılınabilir mi?
CEVAP
Her iki halde de kılınabilir. Eğer sefere çıkmadan kılınırsa, dört rekat olarak kılınır. Sefere çıkınca kılınırsa, iki rekat olarak kılınır.
Sual: İstanbul’da daimi ikamet eden bir kişi sabah erkenden araba ile yola çıkıp Adapazarı’na gitse öğlenin vakti çıkmadan İstanbul’a dönse ve ikindi zamanında da tekrar Adapazarı’na dönse ve yatsı vaktinde de tekrar İstanbul’a dönse o günkü namazları nasıl kılacağını izah eder misiniz?
CEVAP
İstanbul’un bir semti vatan-ı aslisi ise, öğleyi de orada kılacaksa mukim olarak kılar. Yani kısaltmaz, aynen kılar. İkindiyi de Adapazarı’nda kılsa, seferi olarak kılar yani kısaltır, iki rekat olarak kılar. Yatsıyı da nasıl kılacağını biliyorsunuz. İstanbul’daki vatan-ı asli olarak seçtiği semtinde kılarsa mukim olarak kılar. Koca İstanbul bir köy gibi düşünülmez. Her yer müstakil bir karye kabul edilir. Mesela o kişi Fatih’te oturuyorsa, namazını da Üsküdar’da kılmışsa Üsküdar’da seferi olarak kılması gerekir.
Sual: Ankara’ya gitmek üzere yola çıktım. İzmit’e gelince öğle oldu. Öğle namazını iki rekat olarak kıldım. Namazdan çıkınca Ankara’ya gitmekten vazgeçtim. İzmit’teki işlerimi yaptım. İkindi vakti oldu. İki mi dört mü kılacağımda tereddüt ettim. Tereddüt edilen yerlerde dört kılınmasını bildirdiğiniz için dört kıldım. Kaç kılmam gerekirdi?
CEVAP
Seferi uzaklığa gitmeden, geri dönmeye niyet ettiğiniz için, o andan itibaren misafirlikten çıkıp mukim oldunuz. Mukim olduktan sonra da ikindiyi dört kılmak gerekir. Öğleyi kılarken seferi olduğunuz için iki rekat kılmakla isabet etmişsiniz. (Halebi)
Sual: Bekârım. Van vatan-ı aslim idi. Fatihe gelip temelli kalmak üzere yerleştim. Ankara’da evleneceğim. Ankara’da evlenince vatan-ı aslim neresi olur?
CEVAP
Devamlı kalacağınız Fatih vatan-ı aslinizdir.
Sual: Yolcu, seferden dönerken mukim olduğu yere ne kadar yaklaşırsa misafirlikten çıkar?
CEVAP
Çıkarken misafir olduğu yere gelinceye kadar misafir sayılır. Gelince mukim olur.
Sual: Vatan-ı aslim Van’dır. Çoluk çocukla İzmir’e temelli geldik. Oteldeyiz. Ev tutunca eşya gelecektir. Çoluk çocuk daha sonra gelseydi vatan-ı aslim yine İzmir mi olurdu?
CEVAP
Evet.
Sual: İznik’te ikamet ederken annem, doğum için Bursa’ya gitmiş. Bursa’da doğmuşum. 7 gün sonra İznik’e getirmiş. Vatan-ı aslim neredir?
CEVAP
İznik’tir. Vatan-ı süknada doğanın, vatan-ı aslisi vatan-ı sükna olmaz.
Sual: Hanımı vefat eden, başka bir yerde evlenince, son evlendiği yer mi vatan-ı asli olur?
CEVAP
Evet.
Sual: Her hafta Van’dan Bingöl’e gidip geliyorum. Her hafta gideceğimi bildiğime göre, memuriyet sebebiyle ikamet ettiğim Van’da da seferi olur muyum?
CEVAP
Sefere çıkılınca seferi olunur. Bilmek ve tahminle seferi olunmaz. Niyetle iş bir arada olunca seferi olur.
Bingöl’e gitmek üzere Van’dan çıkınca seferi olursunuz. Bingöl’den Vana gelince de, bir hafta sonra tekrar gitmeye karar verilmişse, Van’da da seferi olunur.
Sual: Vatan-ı aslim Muş iken Van’da evlendim. Hanım öldü. Hâlâ Van’da oturuyorum. Vatan-ı aslim neresidir?
CEVAP
Başka bir yere temelli yerleşmediğiniz müddetçe vatan-ı asliniz hep Van olur.
Sual: Ankara’da doğdum. Memuriyet sebebiyle Samsun’da ikamet ediyorum. Bir iş sebebiyle Fatih’e gittim. 20 gün Fatihte kalmaya niyet ettim. Sonra Giresun’a gitmek niyetiyle Fatih’ten çıkıp Ankara’da 3 gün kaldım. Sonra Samsun’a uğradım. 3 gün de Samsun’da kaldıktan sonra Giresun’a gittim. Giresun’da da 4 gün kaldıktan sonra Samsun’a döndüm. Yolda ve uğradığım yerlerde namazlarımı nasıl kılmam gerekirdi?
CEVAP
Ankara’da doğduğunuz için vatan-ı asliniz Ankara’dır. Samsun vatan-ı ikametiniz olur. Fatih’e giderken ve dönerken yol boyu 4 rekatlık farzları 2 rekat olarak kılmak gerekir.
Fatih’te 20 gün kalmaya niyet edilince, Samsun, vatan-ı ikamet olmaktan çıkar. Fatih vatan-ı ikamet olur. Sefer niyetiyle vatan-ı ikametten çıkılınca vatan-ı ikamet bozulur. Fatihte 15 günden fazla kalınmaya niyet edilince namazlar kısaltılmaz, 4 rekat olarak kılınır. Fatih’ten Ankara’ya uğranınca Ankara’da ister bir saat, ister 3 gün kalınsın, Ankara vatan-ı asli olduğu için Ankara’da namazlar asla kısaltılmaz. Ankara’dan Giresun’a giderken yol boyu yine namazlar kısaltılır. Samsuna uğrayınca 3 gün kendi evinde kalınırsa, yine namazlar kısaltılarak kılınır. Giresun’a gidince, 15 günden az kalındığı için orada da namazlar kısaltılır. Samsun’a geri gelindiğinde, 15 günden önce başka bir yere gitmeye niyet etmedikçe Samsun’da namazlar kısaltılmaz.
Sual: Aynı şahıs, Samsun’da evlense ve aynı yolları gitse namazlarını nasıl kılar?
CEVAP
Ankara vatan-ı asli olmaktan çıkmış, Samsun vatan-ı asli olmuştur. Ankara’da namazlarını kısaltması gerekir. Samsun vatan-ı asli olduğu için kaç günlüğüne gelirse gelsin Samsun’da namazlarını kısaltamaz. Diğer yerler aynıdır.
Sual: Aynı memur, emekli olup Fatih’e yerleşse, yukarıdaki yerlere gitse namazlarını nasıl kılar?
CEVAP
Fatih’e temelli yerleşince, Samsun vatan-ı asli olmaktan çıkar. Ankara ise daha önce vatan-ı asli olmaktan çıktığı için Fatih haricinde 15 günden az kaldığı yerlerde namazlarını kısaltır.
Sual: Aynı şahıs, Edirne’ye gitmek üzere yola çıksa, Çatalca’da birkaç gün kaldıktan sonra unuttuğu bir şeyi almak üzere Fatih’e gelip tekrar Edirne’ye hareket etse, namazlarını nasıl kılar?
CEVAP
Edirne’ye gitmek üzere Çatalca’da bulunduğu müddetçe namazlarını kısaltır. Hatta bugün yarın giderim diye Çatalca’da 15 günden fazla kalsa, yine namazlarını kısaltır.
Eğer Çatalca’da 15 günden fazla kalmaya niyet ederse, Çatalca vatan-ı ikameti olur ve namazlarını kısaltamaz.
Unuttuğu şeyi almak üzere Fatih’e dönmeye karar verince, Çatalca Fatih arası 104 Km.den az olduğu için namazlarını dört kılar. Fatih’te ise, orası vatan-ı asli olduğu için hep dört kılar.
Tekrar Edirne’ye hareket etmek üzere yola çıksa, çıkıştan itibaren namazlarını kısaltarak kılar.
Sual: 15 günden fazla kalmak niyetiyle Ankara’dan Fatih’e gittim. Fatih’e gelince işimin birkaç günde biteceğini anladım. Yani 15 günden fazla kalmayacağıma karar verdim. Fatih’te seferi miyim, mukim miyim?
CEVAP
15 günden az kalmaya karar verdiğiniz andan itibaren seferisiniz.
Sual: Vatan-ı aslim Bursa iken Adana’da evlenip bir gün kaldıktan sonra Ankara’ya geldim. Temelli yerleşme niyetim yoktur. Vatan-ı aslim neresidir?
CEVAP
Evlenilen yer vatan-ı asli olur. Doğduğu yer vatan-ı asli olmaktan çıkar. Sizin vatan-ı asliniz Adana’dır. Ankara’ya temelli yerleşmeye niyet ederseniz Ankara vatan-ı asliniz olur.
Sual: Vatan-ı aslim Adana’dır. Ankara’dan Bursa’ya 2 günde bir gidip geliyorum. Şoförlük yapıyorum. Hem Ankara’da hem Bursa’da evim var. Ankara ve Bursa’da seferi olur muyum?
CEVAP
Evet, hem Ankara’da, hem de Bursa’da seferi olursunuz. 15 günden fazla kalmaya niyet etmedikçe hep seferi olursunuz. Eğer Adana’ya giderseniz, orası vatan-ı asliniz olduğu için seferi olmazsınız. Vatan-ı aslide bir saat de kalınsa seferilik sona erer.
Sual: Eskişehir’de ikamet ediyorum. Vatan-ı aslim Adana’dır. Eskişehir’den çıkıp gezerken niyetsiz 45 km uzaklıktaki Bozüyük’e uğrayınca, Ankara’ya gitmeye karar versem, Eskişehir üzerinden veya Eskişehir’e uğramadan Ankara’ya gitsem, namazlarımı nasıl kılarım?
CEVAP
Eskişehir’e uğramazsanız, Bozüyük’ten çıkıştan itibaren seferi olursunuz. Eskişehir’e uğrarsanız, Eskişehir’de mukim olursunuz. Fakat Ankara’dan dönerken Bozüyük’e gitmeye niyet etseniz, Eskişehir üzerinden dönseniz, Eskişehir’de seferi olursunuz.
Sual: Fatih’te talebeyim. Her cumartesi günü bir iş için seferi uzaklığa gidiyorum. Seferden dönüşte de, bu hafta da falan yere gideceğim diye niyet ediyorum. Fatih’te seferi olur muyum?
CEVAP
Sefere gitmekten vazgeçmediğiniz müddetçe hep seferi olursunuz.
Sual: Seferilik, yatsı namazını kerahet vaktine bırakmak için özür olur mu?
CEVAP
Evet, özür oluyor.
Sual: Bir ay kalmak üzere, Van’dan Muş’a gittim. 2 gün kalınca, dönmeye karar verdim. Karardan itibaren seferi miyim?
CEVAP
Evet.
Sual: Sarıyer’den Van’a gitmek üzere, vapurla boğazdan karşıya geçen seferi olur mu?
CEVAP
Evet, karşıya çıkınca seferi olur.
Sual: Erenköy’den Edirne’ye giden, Karacaahmed’i geçince mi seferi olur?
CEVAP
Evet.
Sual: Kabataş’tan İzmir’e vapurla giden, ne zaman seferi olur?
CEVAP
Kabataş sınırını geçince.
Sual: Vatan-ı aslim İzmir’dir. Fatih’te ikamet ediyorum. Her hafta Bursa’ya gelip üç gün sonra Fatih’e dönüyorum. Hep seferi olur muyum?
CEVAP
Evet, hep seferisiniz.
Sual: Sefere yalnız çıkarken, birkaç arkadaşa (Sen de gel) diye teklif edilince, yalnız gitme mekruhundan kurtulmuş olunur mu?
CEVAP
Olunmaz.
Sual: Yenibosna’daki İhlas Yuvadan sefere çıkan, ne vakit seferi olur?
CEVAP
Mezarlığı veya fabrikaları geçince seferi olur.
Sual: Memuriyet sebebiyle bir yerde yıllarca kalmaya niyet edilse, orası vatan-ı asli olur mu?
CEVAP
Bir kimse, tahsil veya vazife için bir yerde yıllarca kalmaya ve sonra buradan çıkmaya niyet ederse, burası vatan-ı ikamet olur. Temelli yerleşseydi, burası vatan-ı asli olurdu.
Sual: Birkaç ay kalmak üzere Bursa’ya gideceğim. Geceleri Bursa’da, gündüzleri ilçe ve köylerine gideceğim. Bursa vatan-ı ikamet olur mu?
CEVAP
Geceleri Bursa’da, gündüzleri başka yerde kalmaya niyet edilirse, Bursa vatan-ı ikamet olur.
Sual: İhlas Kuzuluk kaplıcasına devremülk olarak 15 günlüğüne giden, orada seferi olur mu?
CEVAP
Seferi uzaklıktan Kuzuluk kaplıcasına gelen kimse, giriş-çıkış günleri hariç, 15 veya daha fazla gün kalırsa mukim olur. Fakat giriş-çıkış günleri ile beraber 15 gün kalırsa seferi olur. Çünkü giriş-çıkış günleri sayılmadığı için 13 gün kalmış olur. 5 gün kaldıktan sonra, bir arkadaşı, (Benim 15 günlük devremülkte de sen kal) dese, o da kabul etse, karar verdiğinden itibaren mukim olur. 15 günden fazla kalacağı için mukim olur. Namazlarını kısaltamaz.
Bazı kimseler, (Burası da sizin evinizdir. Burada kaç gün kalırsanız kalın hep mukim olursunuz) diyormuş. Orası devremülk olmayıp hepsi de bizim evimiz olsa, yine mukim olmayız. Mukim olmanın şartları vardır. Ancak vatan-ı aslide her zaman mukim olunur. İkinci, üçüncü, dördüncü evimiz, vatan-ı asli değil ki mukim olalım. 15 günden az kalınınca seferi, 15 günden fazla kalınca mukim olunur.
Sual: Çorlu ile Kartal arası 120 km.dir. Çorlu’dan Kartal’a gelen seferi olur mu?
CEVAP
Evet Kartal, müstakil belde kabul edildiği için, seferi olur.
Sual: Bursa’dan İzmir’e bir ay kalmak üzere giden bir kimse, İzmir’de bir gün kaldıktan sonra, dönmeye karar verse, mukimlikten çıkıp seferi olur mu?
CEVAP
İzmir’de kalmak kararını değiştirinceye kadar mukimdir. Sonra seferi olarak geri döner. (Hindiyye)
Sual: Vatan-ı aslinin üstünden uçakla geçince seferilik biter mi?
CEVAP
Evet.
Sual: Memurun vatan-ı aslisi nasıl olur?
CEVAP
Memurun ailesi ile yerleştiği yer vatan-ı aslisidir. Bekâr memurun niyeti ile vatanı değişmez, onunki doğduğu yerdir.
Sual: 6 ay evlendiği yazlıkta, 6 ay şehirde kalana vatan-ı asli neredir?
CEVAP
Şehirdir.
Sual: Çorlu’dan Erenköy’e gelen seferi olur mu?
CEVAP
Evet.
Sual: Su altında kalıp köyü dağılanın vatan-ı aslisi neresidir?
CEVAP
Yeni yerleşilen yerdir.
Sual: Gar ve otelde, namaz kılınan oda, mescit hükmünde mi?
CEVAP
Namaza mahsus ise ve cemaat ile kılınıyorsa evet.
Sual: İstanbul’da ikamet ediyorum. Bursa’ya gittim. Her hafta İstanbul’a gelip 3 gün sonra Bursa’ya dönüyorum. Nasıl kılacağım?
CEVAP
Hep seferi.
Sual: Gölcük’te vatan-ı ikametteyim. İstanbul’a iki günlüğüne geliyorum. Gölcük’e dönerken bir hafta sonra tekrar İstanbul’a dönmeye niyet ediyorum .Gölcük’te de seferi olur muyum?
CEVAP
Evet. Her iki yerde seferi olunur.
Sual: Vatan-ı aslime gittim. Bir şey almak için vatan-ı ikametime dönüyorum namazı nasıl kılacağım?
CEVAP
Seferi olarak kılınır. Çıkmakla bozulmuştur.
Sual: Büyükada’dan Van’a giden, karaya çıkınca mı seferi olur?
CEVAP
Evet.
Sual: Sarıyer’den Ankara’ya, gitmek üzere, vapurla boğazdan karşıya geçen, karaya çıkınca mı seferi olur?
CEVAP
Evet.
Sual: Vatan-ı aslim Şişli. Edirne’den Fatih’e gelince, seferi miyim?
CEVAP
Evet.
Sual: Maliki’yi taklit eden, on gün kaldığı seferde, seferi olur mu?
CEVAP
Seferi olmaz.
Sual: Maliki’de 3 günden çok kalınan yerde, farzlar kasredilir mi?
CEVAP
Hayır.
Sual: Fatih’ten Ankara’ya, Topkapı’dan sonra, Edirnekapı’dan gidiliyor. Topkapı’da seferi olunur mu?
CEVAP
Hayır.
Sual: Issız adaya kamp kurup, 20 gün kalan mukim olur mu?
CEVAP
Evet. Kamp ev sayılır.
Sual: Seferi iken öğleyi ikindi vaktine tehir ettik. Gideceğimiz yere varınca mukim olduk. Vardığımızda İkindi vakti de hâlâ çıkmamışsa öğle ve ikindiyi cem ederken dört mü yoksa iki mi kılarız?
CEVAP
Artık mukim olunca cem edilmez. Öğle kaza edilir. Kazaya bir özürle kaldığı için günah olmaz. İki rekat olarak kaza edilir. İkindi de dört rekat olarak kılınır.
Sual: Vatan-ı aslimiz Merzifon, vatan-ı ikametimiz Çorum, seferilikten Çorum’a dönünce ertesi gün tekrar sefere çıkarsam vatan-ı ikamette kaldığım gün seferi olarak mı namaz kılacağım?
CEVAP
Seferi kılacaksınız. Sefere çıkarsam değil de, ertesi günü sefere gideceğinizi bilirseniz ve karar verirseniz o zaman Çorum’da seferisiniz. Yani Merzifon’dan Çorum’a gidip üç gün kaldıktan sonra Ankara’ya gidecekseniz o zaman Çorum’da seferisiniz.
Sual: Seferilikte mesafe hesap ederken yerleşim yerinin eski merkezi mi esas alınacak. Misal: Yozgat’a giderken Çorum çıkışından ölçünce 100 km., eski kabristandan ölçünce 105 km. seferi olunuyor mu?
CEVAP
Kabristandan itibaren ölçülür.
Sual: Kişinin uzak yoldan gelmesi ve 15 günden az kalacak olması onu memleketinde seferi yapar mı?
CEVAP
Vatanda seferi olamaz. Beş dakika bile kalsa seferi olmaz.
Sual: Seferi olan necaseti temizlemek için su bulamasa ne yapar?
CEVAP
Seferi olan, bir mil içinde su bulamazsa, necasetli örtü ile kılar ve iade etmez. Hiç temiz elbise bulamayan kimsenin de, namazı terk etmesi caiz değildir. Dörtte birinden azı temiz olan örtünecek bir örtüden başka bir şey bulamayan kimse, bu örtü ile kılar veya oturup ima ile kılar. Dörtte biri temiz olan örtü ile, ayakta kılar ve namazını iade etmez.
Durum1: Maliki’yi taklit eden, geldiğinin ilk 2 günü ne kadar kalacağını bilmiyor. Geldiğinden 2 gün sonra, 1 gün daha kalacağını anladı. Bu durumda namazları nasıl kılacak? (İlk 2 günde nasıl ve sonraki 1 günde nasıl kılacak?)
CEVAP
Her üç günde de seferi kılacak.
Durum2: Geldiğinin ilk 2 günü ne kadar kalacağını bilmiyor. Geldiğinden 2 gün sonra, 4 gün daha kalacağını anladı. Bu durumda namazları nasıl kılacak? (İlk 2 günde nasıl ve sonraki 4 günde nasıl kılacak?)
CEVAP
İlk iki günü seferidir, diğer dört gün mukimdir.
Durum3: Geldiğinin ilk 6 günü ne kadar kalacağını bilmiyor. Geldiğinin ilk 6 günü, 5 gün daha kalacağını anladı. Bu durumda namazları nasıl kılacak? (İlk 6 günde nasıl ve sonraki 5 günde nasıl kılacak?)
CEVAP
İlk günden altı güne kadar, bugün yarın giderim diye kalmışsa, hepsini de seferi kılar, 18 güne kadar böyledir. Altı günden sonra beş gün kalacağına karar vermişse artık mukimdir.
Maliki’yi taklit etmeyerek yani Hanefi’de;
Durum1: Geldiğinin ilk 13 gününe kadar kalacağını bilmiyor. Geldiğinden 13 gün sonra, 1 gün daha kalacağını anladı. Bu durumda namazları nasıl kılacak? (İlk 2 günde nasıl ve sonraki 1 günde nasıl kılacak?)
CEVAP
Geldiğinden itibaren hep seferi kılar.
Durum2: Geldiğinin ilk 13 gününe kadar kalacağını bilmiyor. Geldiğinden 13 gün sonra, 4 gün daha kalacağını anladı. Bu durumda namazları nasıl kılacak? (İlk 2 günde nasıl ve sonraki 4 günde nasıl kılacak?)
CEVAP
13 gün niyet etmeden bugün yarın giderim diye kalsa değil, 2 veya 3 gün 14 daha kalacağına niyet etse yine hep seferi olur. 14 gün sonra yine 14 gün kalacağına niyet etse yine seferidir, 15 günden fazlaya niyet etmediği müddetçe hep seferidir.
Sual: İşim gereği aşağı yukarı günde ortalama 400 km. yolculuk yapıyorum. Bu yolculuklar örneğin; 200 km.lik bir noktaya gidiş ve dönüş şeklinde oluyor ve her akşam yine evime geri dönüyorum, dolayısıyla gittiğim yerlerde hiç geceyi geçirmiyorum. Bu durumda namazları seferi olarak kılmam gerekir mi? Ayrıca yolculuğa bir gün gidip bir gün gitmediğimde de bu seferilik hali devam eder mi?
CEVAP
Evet gittiğiniz yerlerde ve yollarda hep seferi olursunuz. Eğer eviniz vatan-ı aslide değil de ikamet ettiğiniz yerde ise, kendi evinizde de hep seferi olursunuz.
Sual: Evlendiği yer demek (ilk geceyi geçirip gerdeğe girdiği yer mi) demektir?
CEVAP
Evet. Mesela İstanbul’da düğünü olan fakat İzmir’de gerdeğe giren birisi İzmir’de evlenmiş olur.
Sual: Rize’den hanımımı, ağabeyim yengem ile beraber getirebilir mi?
CEVAP
Salih namahrem de getirebilir. Sefere göndermez. Salih namahrem fâsık mahremden daha iyidir.
Sual: Akşam namazını kılmadan İstanbul’dan Ankara’ya otobüsle giderken trafik sıkışıklığından dolayı, şehri çıkmadan yatsı vakti girse, ne yapar?
CEVAP
Şehri çıkınca, diğer üç mezhepten birini taklit ederek akşamla yatsıyı cem eder.
Sual: Büyükada’dan Ankara’ya gitmek üzere hareket eden bir kimse, adadan çıkar çıkmaz mı seferi olur?
CEVAP
Evet, Büyükada’dan ayrılınca seferi olur. Büyükada ve diğer adalar, bağımsız belde hükmündedir. Seferi olmak için, kilometre hesabını da, Büyükada’dan itibaren hesaplamak lâzımdır. Diyelim ki, Büyükada ile İzmit 110 km. ise İzmit’e Büyükada’dan giden kimse seferi olur.
Sefere yalnız gitmek
Sual: S. Ebediyye’de, (Bir veya iki erkeğin sefere gitmesi mekruhtur. Üç erkeğin gitmesi mekruh olmaz. Dört erkeğin gitmesi ve içlerinden birini emîr [başkan] seçmeleri sünnettir) deniyor. Bir kişi, şehirlerarası otobüsle, trenle, uçakla, vapurla uzun yola gitse, tek başına mı gitmiş olur? Yani mekruh mu olur?
CEVAP
Hayır, mekruh olmaz, çünkü yanında birçok insan vardır.
Sual: Seferilik mesafesinde olan bir şehre gidip, geceleri bu şehirde kalsak, gündüzleriyse çeşitli sebeplerle bu şehrin ilçe ve köylerine gidecek olsak, bu şehirde mukim mi oluruz, seferi mi oluruz?
CEVAP
Gece kalınan yere itibar edilir. Bu şehirde 15 günden az kalmak niyetiyle gitmişsek seferi oluruz, 15 günden çok kalmak niyetiyle gitmişsek mukim oluruz. Gündüzleri bir yerlere gidip gelmek, mukim veya seferi olmayı etkilemez.
Adaya kamp kurmak
Sual: Ev bulunmayan bir adaya yiyecek ve içecek götürerek kamp kurularak yirmi gün çadırda kalınsa mukim olunur mu?
CEVAP
Evet, mukim olunur; çünkü çadır ev sayılır.

