Azerbaycan Fiziki Yapısı
Azerbaycan’ın topraklarının % 40′ında fazla bölümü verimli ovalardan meydana gelir. Bu alanların yarıdan fazlası 400-1500 m yüksekliktedir. Topraklarının kuzeyi yer yer 3000 metreyi aşan Kafkas Dağları ile kaplıdır. Bu dağlar aynı zamanda ülkenin kuzey sınırını meydana getirir. Azerbaycan topraklarının en yüksek noktası Banardüz Tepesidir (4480 m). Güneybatı kesiminde ise Küçük Kafkaslar yer alır.
Hazar denizine ulaşan Kızılören, Urmiye Gölüne uulaşan Acıçay ve Cıgatu gibi akarsular, dağlık kütleleri derin vadilerle yararak bölgeye çarpıcı bir görünüş kazandırmıştır. Güneybatıda 1566 m yükseklikte yer alan Urmiye Gölü, Küçük Kafkas Dağları arasında kalır. Dünyanın en büyük gölü olan Hazar Denizinin bir bölümü Azerbaycan sınırları içinde kalır.
İklim
Azerbaycan’ın, kuzeyindeki Kafkas Dağlarının rüzgarlarını kesmesi sebebiyle ılık bir iklimi vardır. Ilık iklim güneybatıda Lankeran bölgesine kadar devam eder. Güneyde ise sert yayla iklimi görülür. Yağmurlar genellikle ilkbaharda yağar.
Tabii Kaynaklar
Azerbaycan topraklarında yer alan dağların hepsinin yamaçları kayın, meşe ve çam ormanları ile kaplıdır. Güneyi ise bozkır görünümündedir.
Ormanlık bölgelerde Kafkas geyiği, karaca, Avrupa vizonu, kırkeçisi, yabandomuzu, keklik, orman tavuğu, vaşak, ayı, pars gibi hayvanlara çok bol rastlanır. Ayrıca Flamingo, kuğu, pelikan, şahin, balıkçıl gibi çok çeşitli kuş türleri kışlarının ılıman olması sebebiyle Hazar Denizi kıyılarında konaklarlar.
Nüfus ve Sosyal Hayat
Azerbaycan’da yaşayan 7.145.000 nüfusun % 78.1′ini Azeriler, % 7.9′unu Ermeniler % 7.9′unu Ruslar, % 6.1′ini ise diğer karışık ırklar meydana getirmektedir. Başkent Bakü’nün dışında önemli şehirleri Gence, Lenkeran, Sumgayt ve Mingeçaur’dur. Azerbaycan’da yaşayan Müslümanların % 70′i şiidir. Rusya’nın esaretinden kurtulan Azerbaycan’da kapatılan camiler 1990 senesinden sonra hızla ibadete açık hale getirildi. Bakü’de dört yıllık bir İslam Akademisi kuruldu.
Azerbaycan’ın eğitim düzeyi çok yüksektir. Önde gelen kültür ve eğitim merkezi olan Bakü’de bir üniversite ile sekiz yüksek öğretim kurumu vardır.
Ekonomi
Topraklarının % 7′si tarıma elverişli olan Azerbaycan’ın ekonomisi petrole dayalıdır. Dünyanın belli başlı petrol üreticisi ülkeler arasında yer alır. Petrol kuyularının büyük kısmı Apşeron Yarımadasında toplanmıştır. Çıkarılan petrol borularla işlenmek üzere Bakü yakınlarındaki Çernagorod’a nakledilir. Ayrıca Bakü 890 kilometrelik bir boru hattı ile Batum’a bağlanır. Petrolden sonra en önemli gelir kaynağı doğal gazdır.
Büyük bir çeşitlilik gösteren Azerbaycan sanayisinin temelini enerji, imalat ve kimya sanayi meydana getirir. Gübre, tarım ilaçları, yakıt, sanayi yağları, sun’i kauçuk ve plastik sanayii gelişmiştir.
Dışarıya ihraç ettiği en önemli ürünlerden biri de petrol arama ve çıkartma makinalarıdır. Termik santrallerden elde ettiği elektriğin bir kısmını satar.
Önemli sanayi merkezleri Hazar Denizi kıyısındaki Apşeron’da toplanmıştır. Sungait kimya ve demir-çelik sanayiinin merkezidir. Şirvan’da ise tarıma dayalı sanayi gelişmiş olup, çok sayıda çırçır fabrikalarıyla pamukçuluğun merkezi durumundadır.
Dünyaca meşhur ve Rus havyarı olarak ün kazanmış olan mersin balığı havyarı sadece Azerbaycan’da üretilir. Elde edilen ürünün büyük kısmı ihraç edilir.
Azerbaycan Tarihi
Azerbaycan Tarihi
Atropetes Krallığından sonra bölgeye sırasıyla Selevkoslular, Ermeniler, Romalılar ve Sasaniler hakim olmuşlardır. Türklerin buraya esaslı yerleşmeleri M.S. 4. ve 5. asırlarda olmuştur. Daha sonra Sasani Hükümdarı Nuşirevan bölgeye İranlıları yerleştirme politikasını takip etmiştir. Yedinci asırdan itibaren büyümeye başlayan İslam devleti Azerbaycan’ı fethe başladı. Bu fetih hareketi, 643′te bölge tamamen Müslümanların hakimiyeti altına geçmesiyle tamamlandı.
Daha sonra Abbasiler burayı Türk emirler vasıtasıyla idare ettiler. Abbasi Devletinin yıkılmasıyla, bu topraklarda birtakım yerli hanedanlar beylik kurdular. Yedinci asırdan itibaren Selçuklu Akıncıları Azerbaycan’a girdiler. Fakat burada kesin bir hakimiyet tesis edemediler.
1015-1016′dan sonra buraya Oğuz boyları yerleşmeye başladı. 1043 senesinde Tuğrul Bey, amcası ve amcaoğlunu buraya fethe gönderdiyse de, Bizanslılarla uzun süren çarpışmalardan bir netice alınamadı. Azerbaycan’ın kesin Selçuklu hakimiyeti altına girmesi Sultan Alparslan devrinde olmuştur.
Azerbaycan, 12. ve 13. asırlar arasında Atabegler ve Harezmşahların hakimiyeti altına girdi. Daha sonra Moğollar, bölgeye 1320′de girmeye başladı. Cengiz’in burada hakimiyeti kısa sürdü, Cengiz’in ölümünden sonra Azerbaycan Cuci milletinin istilasına uğradı. Onlardan sonra İranlıların hakimiyetine giren Azerbaycan, bir süre sonra da Altınordu Devletinin hakimiyetine girdi.
On altıncı asrın ilk yarısına kadar bu istilalar devam etti. Azerbaycan’a ilk Osmanlı seferi ise 16. asırdan itibaren başladı. Yavuz Sultan Selim Han Safevilerle olan savaşları esnasında, 1514′te Tebriz’i aldıysa da, şehir tekrar Safevilerin eline geçti. 1534′te Kanuni Sultan Süleyman Han Tebriz’i aldı ve ertesi sene bütün Azerbaycan’ı fethetti. 1555′te çıkan karışıklık sonucu Azerbaycan tekrar Safevilere bağlandı. Sultan Üçüncü Murad Han devrinde tekrar Osmanlıların eline geçti.
1539′dan sonra Azerbaycan’da muhtelif hanlıklar kuruldu. Bunlarda kargaşalık; 19. asra kadar devam etti. Bu asırda bazı kalkınma hareketleri başladıysa da, sonuçları ancak 20. asrın başlarında görüldü. Nihayet, 28 Nisan 1920′de kızılordunun istilası ile Sovyet rejimi ilan edildi. Azerbaycan bugünkü statüye gelene kadar, Gürcüler-Ermeniler ile birlikte Kafkasya federasyonu şeklinde idare edildi.
5 Aralık 1936′da topraklarının bir kısmı Ermenilere bir kısmı da Gürcülere verildi. Böylece Kafkasya’da kalan Azerbaycan toprakları üzerinde Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan olmak üzere Rusya’ya bağlı üç cumhuriyet kuruldu.
Komünistlerin istilası sırasında, milletin arasına bozuk fikirler yerleşmeye başladı. Bu arada İslamiyeti bozucu, reformist fikirler de gelişti. Millet, bu reformistler ile komünistler arasında şaşırdı ve komünizme karşı yapılan başkaldırmalar başladı. Ancak bunlar her defasında çok kanlı olarak kızılordu tarafından bastırıldı. Komünistlere karşı 56 şiddetli isyan olmuştur.
1989′da Rusya’da başlayan Glasnost ve Prestroika politikası ile Kuzey Azerbaycan’da maddi ve manevi değerlere dönüş başladı. Ermenilere verilen bölgeleri geri almak için ayaklanmalar oldu. 1990′da bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan Cumhuriyetine giren Kızılordu, ülkeyi baştan başa kana buladı.
Sovyetler Birliği, bir süre bağımsızlığını ilan etmeye çalışan cumhuriyetlerine karşı baskısını sürdürdü ise de, Ağustos 1991′de Azerbaycan, Letonya, Estonya ve Litvanya bağımsızlıklarını ilan ettiler. Bunları diğer Türk devletleri takip etti. Azerbaycan ile Ermenistan arasında Karabağ yüzünden çıkan savaş devam etmektedir. 1992 ortalarında yapılan seçimleri kazanan Halk Cephesi lideri Ebulfeyz Elçibey devlet başkanı oldu.
Dağlık Karabağ Sorunun Tarihsel Kökenleri
Sorunun Tarihsel Kökenleri
Dağlık Karabağ hukuken bir Azerbaycan toprağı olmakla birlikte 18. yüzyıldan itibaren Rusya’nın Kafkasya’da izlediği politikaların sonucu olarak Ermenilerin bölgedeki nüfusunun artmasıyla bölge toprakları üzerinde hak iddiaları gündeme gelmiştir. Bölgede çoğunluğu elde eden Ermeniler, Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’a bağlanmasını istemektedirler.
Karabağ, III. Murat zamanında Osmanlı Devleti’nin hakimiyetine girmiştir. 18. yüzyıla kadar Safeviler ile Osmanlılar arasında sıkça el değiştiren Karabağ, daha sonra tekrar İran’a bırakılmıştır. 18. yüzyılda bölgede Penah Ali Bey tarafından Karabağ Hanlığı kurulmuştur. Karabağ Hanlığı Çarlık Rusyası tarafından işgal edildiği 1826 tarihine kadar büyük ölçüde bağımsızlığını korumuştur. Rus hakimiyeti ile birlikte bölgenin demografik yapısı hızla değişmeye başlamıştır. Çarlık Rusyası Generali Sisyanov 1805 tarihinde, Çar’a gönderdiği raporda “Karabağ coğrafi bakımdan Anadolu’nun, İran’ın ve Azerbaycan’ın kapısı sayılır” demek suretiyle, bölgenin stratejik önemini belirtmiş ve burada dengeyi kendi yararlarına çevirebilmek için Müslümanların arasına Hıristiyan unsurların yerleştirilmesini önermiştir. Bu bağlamda 1825–1826 yıllarında Gacar yönetimi altındaki topraklardan (çoğunluğu günümüzdeki İran toprakları) gelen 18 bin Ermeni ve 1828’de 50 bin Ermeni (Türkmençay Anlaşması’nın 15. Maddesi Gacar yönetimi altındaki Ermenilerin bir yıl içinde Aras Nehri’nin kuzeyine, yani Rus yönetimi altındaki topraklara göç etmesini öngörmektedir) Karabağ topraklarına yerleştirilmiştir. 1828–1829 Osmanlı-Rus savaşında da Erzincan’a kadar Doğu Anadolu’yu işgal eden Rus kuvvetleri, İran’dan gelen ve sayıları 100,000’i bulan kalabalık bir Ermeni nüfusunu Erivan ve Nahçıvan bölgeleri başta olmak üzere Kafkaslara yerleştirmişlerdir. 1830’lu yıllarda Karabağ’a hem İran’dan, hem de Türkiye’den Ermeniler göç ettirilmiş ve nüfus dengesi değiştirilmeye çalışılmıştır.
Ruslar, 1828–1829 Edirne Anlaşması sonrasında Anadolu Ermenilerini ve Türkmençay Anlaşması’ndan sonra da İran Ermenilerini Kafkaslara davet ederek Karabağ’a yerleştirmişlerdir. Stratejik bir yer olan Karabağ’da çoğunluğu teşkil eden Türklere karşı Ermenileri bir güç olarak gören Ruslar, sürekli olarak Ermenileri desteklemişlerdir.
Rusların desteklemeleri sonucu bölgede sayıları artan Ermeniler, 1829–1830 yıllarında Karabağ’da bir ayaklanma başlatarak Türk yerleşim yerlerine saldırmışlardır. Ancak bölgede ciddi anlamda ilk Türk-Ermeni çatışması 1905 ihtilalinden sonra meydana gelmiştir. Bolşevik Devrimi’nin ardından bağımsızlıklarını ilan eden Azerbaycan ve Ermenistan cumhuriyetleri, bölgenin denetimini ele geçirmek için savaşmaya başlamışlardır. 1918 yılında Karabağ Ermenileri Karabağ’da daha büyük çapta bir isyan çıkarmışlar ve Türklerin evlerine, iş yerlerine saldırmışlardır. Türk ordusunun Bakü’yü alması ve Karabağ harekatına girişmesi sonucu katliam ancak durdurulabilmiştir. Mondros Mütarekesi sonrasında Türk ordusu bölgeyi terk ederken İngilizler bölgeye girmişlerdir. Önceleri bölgede Ermeni ve Gürcülere dayalı politika izleyen İngilizler, 1920 yılında Karabağ’ın Azerbaycan’a bağlı olduğunu ilan etmişlerdir.
1920 yılından itibaren Karabağ Ermenileri tekrar katliamlara girişerek Karabağ’ı Ermenistan’a bağlama girişimlerini sürdürmüşlerdir. Azerbaycan kuvvetleri Karabağ’daki Ermeni isyanını bastırmaya çalışırken Sovyet Kızıl Ordusu Bakü’ye girerek Azerbaycan Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırmıştır. Azerbaycan ile Ermenistan arasında Dağlık Karabağ, Nahçıvan ve Zanzegur olmak üzere üç bölge bulunmaktaydı. Azerbaycan ile Nahçıvan’ı birbirinden ayıran Zangebur, Ermenistan’a bırakıldı. Türkiye’ye komşu olan Nahçıvan ile Azerbaycan arasına bu bölgenin sokulmasının nedeni, Azerbaycan ile Türkiye’nin komşu olmasını engellemekti. Nahçıvan; daha sonra Rusya, Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan arasında alınan bir kararla özerk cumhuriyet statüsü ile Azerbaycan’ın egemenlik alanına bırakılmıştır. Dağlık Karabağ ise, 1923’te Ruslar tarafından Azerbaycan sınırları içerisine dahil edilmiştir. Sovyet yönetimi döneminde de Karabağ’ı Ermenistan’a bağlama hayalinden vazgeçmeyen Ermeniler, her fırsatta isteklerini tekrarlamış ve fikrî hazırlığı kesintisiz sürdürmüşlerdir. 1929 yılında Azerbaycan’da milliyetçilik hareketlerinin ortaya çıkması ile birlikte Karabağ Ermenileri, yeniden Ermenistan’a bağlanma konusunda isteklerini dile getirmeye başlamışlardır.
DAĞLIK KARABAĞ SORUNU
DAĞLIK KARABAĞ SORUNU
Karabağ sorunu, Azerbaycan ile Ermenistan arasında oldukça uzun bir tarihî geçmişe sahiptir. Halen bir çözüme kavuşturulmayı bekleyen Karabağ sorunu, katliamlar, yerinden edilmeler gibi ciddi insan hakları ihlallerine sebep olmuştur.
Karabağ, Azerbaycan’daki Kür ve Aras ırmakları ile şu anda Ermenistan sınırları içinde bulunan Gökçe Gölü arasındaki dağlık bölge ve bu bölgeye bağlı ovalardan oluşmaktadır. Bu bölge, Azerbaycan’ın diğer bölgeleri ile Ermenistan ve İran topraklarını kontrol edebilecek bir noktada bulunması nedeniyle jeopolitik öneme sahiptir. Ancak Karabağ ile Dağlık Karabağ ifadeleri aynı bölge için kullanılmamaktadır. 18.000 km2 yüzölçümüne sahip Karabağ’ın sadece 4392 km2’lik kısmını Dağlık Karabağ oluşturmaktadır. Karabağ; Ağdam, Terter, Yevlah, Füzuli, Beylegan, Kubatlı, Cebrail, Mingeçevir, Ağcabedi, Hocavend, Şuşa, Hankendi, Laçın, Kelbecer, Hanlar, Gorus, Akdere, Berde, Zengezur ve Had-rut rayonlarından oluşurken Dağlık Karabağ; Hankendi merkez olmak üzere Şuşa, Akdere, Hadrut, Hocavend ve Askeran rayonlarından oluşmaktadır.
Uzun bir tarihe sahip olan “Karabağ Sorunu”, 1980’lerin ikinci yarısında SSCB’nin dağılma sürecine girdiği dönemde Ermenistan’ın Azerbaycan’a ait Karabağ bölgesinin dağlık kısmında yeniden hak iddia etmesiyle ortaya çıkmıştır. Ermenilerin Dağlık Karabağ üzerindeki hak iddiaları burada nüfusun çoğunluğunu oluşturdukları kabulünden yola çıkmaktadır. Ermenilerin mevcut durum itibariyle Dağlık Karabağ’da çoğunluğu teşkil ettikleri bir gerçektir. 1989 sayımına göre Dağlık Karabağ nüfusunun %75’i Ermenilerden, %25’i Azerilerden oluşmaktadır. Ancak burada Ermeni sayısının artmasının temel nedeni Rusya’nın Kafkaslarda izlediği politikadır. Ayrıca Rusya için Kafkasya politikasında Ermenistan ve genel anlamda Ermenilerin vazgeçilmez oluşu Ermenilerin Dağlık Karabağ tezini güçlendirmektedir.
Diğer taraftan Azerbaycan, Dağlık Karabağ bölgesinin hukuki ve tarihî olarak kendisine ait olduğunu ileri sürmektedir. Aslında bu bir iddiadan öte uluslararası hukuk tarafından da desteklenen bir durumdur. Ancak Azerbaycan bu konuda sadece Türkiye’nin desteğini alırken, Ermeniler Rusya ve İran başta olmak üzere bölge ülkelerinin ve Batı devletlerinin desteğini sağlamış durumdadır. Bu nedenle Ermeniler “Büyük Ermenistan” hayalinin bir parçası olarak gördükleri Dağlık Karabağ’ı bırakmak istememektedirler.
Her Pok
Yazan: admin 27 Ağustos 2011
Kategori: Komik Fıkra
temel cemale sormuş:
-tezek nedur?
-kurutulmuş poktur.
-gübre nedur?
-o da işlenmuş pokdur.
-ula sen de her poku bileysun..
Mum Ateşiyle Pişen Yemek
Yazan: admin 27 Ağustos 2011
Kategori: Komik Fıkra
bir gün nasreddin hoca ve arkadaşları iddiaya tutuşmuşlar. eğer hoca karanlık ve soğuk bir gecede, sabaha kadar köy meydanında bekleyebilirse arkadaşları ona güzel bir ziyafet çekecekmiş. Şayet bunu beceremezse o, arkadaşlarına ziyafet çekecek. kararlaştırılan gün hoca meydanın ortasında, sabaha kadar tir, tir titreyerek beklemiş. sonra yanına gelenlere :
- tamam demiş. İddiayı kazandım.
- ne oldu ne yaptın demişler.
- bekledim sabaha kadar demiş.
- hayır demişler. sen uzaktaki bir mum ışığı ile ısınmışsın. İddiayı kaybettin! ziyafetimizi hazırla. hoca çaresiz kabul etmiş. ziyafet vakti kocaman bir kazanın altına minicik bir mum koymuş. güya yemek pişirecek.
- ne yapıyorsun? demişler. kıs, kıs gülerek cevap vermiş :
- bu mum sıcağıyla size yemek pişireceğim arkadaşlar. uzaktaki bir mum ışığıyla ben nasıl ısındıysam, bu kazandaki yemek de öyle pişecek!…
Tusunami
Yazan: admin 27 Ağustos 2011
Kategori: Komik Fıkra
temel basbakanla birlikte endonezya’ya gider felaket
bölgesini gezerken bir gazeteci ona yaklasarak….
temel sizin karadenizde de böyle tusunami olur mu? diye sorar.
temel de,
-valla tusunami olur mu bilmem ama, bizim karadeniz’de “rusun *mi” var, milleti perisan etti…………..
VEGETA BAHARATLI SEBZELİ ÇEŞNİ
Yazan: admin 27 Ağustos 2011
Kategori: Yemek Tarifleri
çöpşişte müthiş lezzetli tavuk tarifini yayınladıktan sonra iki arkadaşımın kullandığım sebzeli çeşniyi sormaları üzerine, başka merak edenlerin de olabileceğinden dolayı bu postu yayınlama gereği duydum.
yıllardır çoğu yemeğimde tuz yerine vegetayı çok severek kullanıyorum. baharatçılardan açık şekilde veya marketten paketli satılan sebzeli çeşnilerin tümünü denemiş biri olarak kesinlikle vegetayı çok daha başarılı buluyorum.
yaklaşık 1 çay kaşığı kadarı 3-4 kişilik yemek için yeterli oluyor.çok fazla kullanırsanız kötü bir tat bırakıyor.yemeğin lezzetini bastırıyor. bu yüzden kullanırken çok abartmamak gerekiyor.
ayrıca zaten tuzlu olduğu için yemeğinizde ekstra tuz kullanmaya gerek kalmıyor.
yalnız tek kötü yanı, tüm et bulyonlarda,hazır çorbalarda bulunduğu gibi tüm sebzeli çeşnilerde de bulunan çin tuzu yani mono sodyum glutamat içerdiği için sağlıklı olarak karşılanmıyor.
bu sebeple önceden hemen hemen tüm yemeklerde kullanırken artık sadece sebze yemekleri, ızgara tavuk,balık veya bazı marinelerde kullanıyorum.
SÜTTE DİNLENMİŞ BAHARATLI TAVUK
Yazan: admin 27 Ağustos 2011
Kategori: Yemek Tarifleri
özgür şef’e ait,favori tariflerimden biri olan bu lezzeti mutlaka deneyin…
2 tavuk göğsü (küp doğranmış)
marine için:
1/2 su bardağı süt
2 çorba kaşığı zeytinyağı
1 tatlı kaşığı köri
1 tatlı kaşığı kimyon
2 tatlı kaşığı toz kırmızı biber
1 kıyılmış kuru soğan
1 diş kıyılmış sarmısak
karabiber,tuz
üzeri için:
biberiye,dereotu,kereviz sapı,limon kabuğu
tavuk etini marine için gerekli tüm malzemelerle karıştırıp, buzdolabında 2-3 saat dinlendiriyoruz.
tavaya tavuğu ekleyip kavuruyoruz.
tavuk piştikten sonra ocaktan alıyoruz.
üzeri için gerekli malzemeleri iyice kıyıyoruz.tavuğa ekleyip karıştırıyoruz.sıcak servis yapıyoruz.
MAYALI MAYASIZ POĞAÇA :))
Yazan: admin 27 Ağustos 2011
Kategori: Yemek Tarifleri

4 su bardağı un
2 yumurta
250 gr margarin (oda sıcaklığında)
1 yemek kaşığı tozşeker
1 paket ınstant maya
1 yemek kaşığı tuz
4 yemek kaşığı su (oda sıcaklığında)
unu,hamur yoğuracağımız kaba koyup ortasını havuz şeklinde açıyoruz.unun üzerine tuz ve şekeri serpiştiriyoruz.
ortasına maya ve suyu koyup elimizle mayayı suda eritiyoruz.
margarin ve yumurtayı ekleyip,hamurun kıvamı yumuşak olacak şekilde yoğuruyoruz. bekletmeden küçük parçalar koparıp içine peynir koyup poğaça şekli veriyoruz. kalan hamuru da aynı şekilde hazırlayıp,poğaçaları yağlı kağıt serili fırın tepsisine diziyoruz.
üzerine yumurta sarısı sürüp susam serpiyoruz.bekletmeden,önceden ısıtılmış 180 derece fırında yaklaşık 20 dk. pişiriyoruz.

